Gerçekleri tüm çıplaklığı ile anlatmak kolay değildir.Трудно рассказывать голые факты.
Müzik yazarken kişisel hikâyeler anlatmayı gerçekten düşünmüyorum.Я не собираюсь рассказывать личные истории, когда пишу музыку.
Ben de rüyamı anlatmaya gidiyorum.«Я расскажу Вам о своей мечте.
Kitap Siddhartha ismindeki genç bir Brahman'ı ve arkadaşı Govinda’yı anlatmaktadır.Книга повествует о молодом брахмане по имени Сиддхартха и его друге Говинде.
Film aynı apartmanda yaşayan üç farklı karakterin hayatını anlatmaktadır.Фильм рассказывает о трёх женщинах, живущих в одной квартире.
Jon, Sör Alliser Thorne'un (Owen Teale) kışkırtmalarına ve Eddard Stark'ın ihanetini anlatmasına göz yumamaz.Джон выходит из себя, когда сир Аллисер Торн (Оуэн Тил) высмеивает предательство Эддарда Старка.
Sana onların kimini anlattık, kimini de anlatmadık."Нет другого Бога, кроме Тебя, Творца и Единого Истинного Бога, а мы и не присоединились ещё к рабам Твоим!»
Bu eserde olayı L'in gözünden anlatmaktadır.Страда В. Он сказал мне с глазу на глаз.
Garsona Clara hakkında bir "hikâye" anlatmaya başlar.Он начинает рассказывать ей историю о Кларе.
Onun yeteneklerini taraftarlarımıza anlatmamıza gerek yok.Не хочу, чтобы его ассоциировали с нашими героями.
Anlatmak istediğim çok şey vardı.О нём можно было бы очень много сказать.
"Birthday Cake" şarkısı Rihanna'nın anlık seks isteğini anlatmaktadır.Лирическое содержание «Birthday Cake» выражает желание Рианны заняться спонтанным сексом.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Судьбе этого мага вряд ли можно позавидовать.
Bunları gördükten sonra çocuklar üzerinden anlatmanın filmim için önemli olacağını anladım."И самое страшное и стыдное для меня — что этот фильм увидят мои дети и внуки».
Burada bu kez yılan kendi kaderini anlatmaya koyulur.Но на этот раз судьба делает выбор за неё.
Nina ondan bir yazarın hayatının nasıl olduğunu anlatmasını ister.Таня я просил, что бы ты написала подробнее про свою жизнь.
Yanlışlıklar Komedisi iki değişik özdeş ikiz kardeşin karşılaşma hikâyesini anlatmaktadır.Герцог безуспешно пытается примирить два враждующих дома.
Kitabın anlatmasını istediğim şeyi tam olarak aktarıyor." ^ "Love, Simon".На предсмертной записке, предположительно написанной им, написано: "I'm so sorry—love, Elliott.
Fakat ne olduğunu da anlatmaz.Но он не понимал, о чём говорил.
Yazmakla anlatmak çok zor.Мне трудно писать.
Hikâye cadıların maceralarını anlatmaktadır.Фильм рассказывает о приключениях сёрфингистов.
Bu amaçla ilk gelen papazlar hemen İncil’i anlatmaya başladılar.Вышеуказанные пасторы стали проповедовать примерно в одно время.
Bu tür teoriler, tipik karakteristik uzunluk ölçeği ile klasik fizik işlemlerini anlatmaktadır.Такие теории обычно описывают классические физические процессы без характеристической длины.
Doğal nedenlerden öldüğünü anlatmaya çalıştı ancak bu konuda diğer generaller buna inanmadı.Медики констатировали естественные причины смерти, но Луис им не верит.
2008'deki film ise ana diziden sonra gerçekleşen olayları anlatmaktadır.13 серия» рассказывает о событиях, произошедших уже после основного действия.
Ben de kurbanların hikâyelerini anlatmaya kendimi kaptırdım.И я начал осознавать ценность историй.
Pope hadiseyi eşine anlatmak ister fakat ona Will hakkında hiçbir şey söylemez.Уилл рассказывает жене о случившемся, но та отказывается верить в это.
Derdi bir aşk hikâyesi anlatmak değil.Нет никаких оснований говорить о том, что у нас был любовный роман.
Görünmeyen bir anlatıcı büyükanne ve büyükbabasının yaşamından kesitler anlatmaya başlar.Изгой начинает рассказывать бабушке о своей неприкаянной жизни.
Ağabeylerinin ne yaptıklarını kendisine anlatmasını tembihledi.Играющие говорят ему о своих действиях.
Hocasından o olayı anlatmasını ister.Об этом сообщили его наставнику.
Daha fazla anlatmayacağım.Больше нечего сказать.
İsa' ya idam günü kendi çarmıhının taşıtılması olayını anlatmaktadır.Иисус вынуждает мать рассказать ему об этом эпизоде.
Arkadaşı, her gece aynı rüyanın tekrarını gördüğünü anlatmaktadır.Выясняется, что им всем снится один и тот же человек.
Batıda On-Ok'lara sığındılar.) bu tarihî olayı anlatmaktadır.大幸 あすか Оосати Асука) — протагонист истории.
Bu aşamadan sonra öykülerinde kişilerin iyiliklerini ve onları ne kadar sevdiğini anlatmaya başladı.وبدأ بعد هذه المرحلة بشرح قصص الناس الصالحين وكيف كان يحبهم.
Albert Finney, yaşlı Edward Bloom rolünde: Hikâye anlatmayı seven eski bir satıcı.قام ألبرت فينى بدور ادوارد بولم البائع القديم المحب لسرد الحكايات.
Derdi bir aşk hikâyesi anlatmak değil.وتروي قصة حب جميلة.
Küçük Prens yazara yaşadığı yeri, yaşadığı maceraları anlatmaya başlar.تبدأ بصوت الأمير يتحدث عن مغامرته.
Bir erkek kedi ile dişi sahibi arasındaki ilişkini kedinin bakış açısından anlatmaktadır.يعرض الفيلم تفاصيل حياة قطّة مع مالكتها الشابّة، من منظور القطّة نفسها.
İslam'ı anlamak ve anlatmakla kendilerini görevli sayıyorlardı.قيل إنه أدرك الإسلام وأسلم.
Film aynı apartmanda yaşayan üç farklı karakterin hayatını anlatmaktadır.تحكي القصة عن الحياة اليومية لثلاث أخوات، يعشن وحيدات في شقة.
Bazı savaş filmleri muharabeleri anlatmak yerine asker veya sivil halkın günlük yaşamlarına da odaklanabilir.في بعض الأحيان تركز أفلام الحرب على الحياة العسكرية أو المدنية اليومية في زمن الحرب دون تصور المعارك.
Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmaya başladı.وكان يعرف قيمة الوقت كما يعرفها كل عظيم.
Kitabın anlatmasını istediğim şeyi tam olarak aktarıyor." ^ "Love, Simon".هناك عبارة يرددها الجماهير له "فيع فيع فيع، بنحبك يا شفيع".
Film dönemin yaşantısını anlatmaktadır.حكاية العمر كله فيلم عودة الحياة.
Zîrâ, kendisine mahsus bir dili bulunmadığı için veca1 halini anlatmak oldukça güçtür.(صقع عليك)، وهي للتعبير عن كون الأمر ليس بالسهل. - "حاجة صقع عليك" (أي من الصعب عليك اقتناءه.
Anlatmak istediğim çok şey vardı.وقد روى عنه مسائل كثيرة.
Bir ermişin doğuşunu anlatmağa çalıştım.الاختناق لحديثي الولادة.
Program satırlarında buyrukların ne yaptığını anlatmak için kullanılır.عتبات النص في ستذكرون ما أقول لكم .
Bu paragraf aslında insanların nasıl yaşaması gerektiğini anlatmaktadır.من خلال هذه الدروس تعلم الناس كيف يكونون أعضاء في المجتمع.
Bunu sana anlatmanın başka yolunu bulamadım.لم أجد طريقة أخرى لأخبرك بذلك.
Bana neden Mary'yi anlatmadın?لماذا لم تخبرني عن ماري؟
Kalabalık tarafından çevrilince Bart, önceki gün yaşananları anlatmaya başlar.Rodeado pela multidão, Bart relata o que se sucedeu no dia anterior.
Müzik yazarken kişisel hikâyeler anlatmayı gerçekten düşünmüyorum.Eu realmente não penso em contar histórias quando estou escrevendo canções.
Malik ona, Prens'in büyük bir lider olacağını, babasına anlatmasını söyler ve ölür.Malik diz para dizer ao seu pai que o Prince será um ótimo líder, então ele morre.
Hikâyesini anlatmayı bitiren Rose, tek başına Lovett'ın gemisinin kıçına gider.Com sua história completa, Rose vai para a popa do navio de Lovett.
Yaşlı kadın Edward'ın hikâyesini anlatmaya başlar...A senhora então passa a contar para a neta, a história de Edward.
Stephen Thompson tarafından yazılan bölüm TARDIS'in içindeki bir macerayı anlatmaktadır.Este episódio foi escrito por Stephen Thompson e é sobre uma aventura na TARDIS.
Her bölüm kamishibai hikâye anlatma yöntemine benzeyecek şekilde canlandırılmıştır.Cada episódio foi animado de forma a imitar o método kamishibai de contar histórias.