Felsefe ve dinin çakışmadığını anlatmaya çalıştı.Prometían no tocar el Corán ni la religión.
Bu tür teoriler, tipik karakteristik uzunluk ölçeği ile klasik fizik işlemlerini anlatmaktadır.Algunas teorías describen típicamente los procesos físicos clásicos con una inusual escala de tamaño.
Film farklı sosyal sınıflardan gelen iki genç kızın yakınlaşmasını anlatmaktadır.La película explora la relación entre dos mujeres jóvenes de diferentes clases.
Genellikle, bir tür tanımlar dizesinin mantıki açıdan devamını anlatmak için kullanılır.A veces, están dados un anillo concreto para escuchar para.
Anlatmak istediğim çok şey vardı.Les quería contar algo.
Bir kimseyi, nesneyi, varlığı ya da olguyu anlatmaya, akla getirmeye yarayan kelimedir.Quizá sea un error creer en la existencia de cosas, personas o sujetos.
Gevezeliğe devam edip hikâyeler anlatmaya koyulur.Volvían contentos con las compras y con historias para contar.
2012'de kitabı ve 2016 yılı yapımı Queen Of Katwe isimli film, hayat hikâyesini anlatmaktadır.En septiembre de 2016, la película Queen of Katwe que cuenta su historia, llegó a los cines.
Fakat ne olduğunu da anlatmaz.No ha dicho de cual se trata.
Film FBI yöneticisi J. Edgar Hoover'ın kariyerini, özel hayatını ve gizli eşcinsel olduğunu anlatmaktadır.El director del FBI J. Edgar Hoover mantenía un expediente de ella y sus actividades.
Film çok yakın iki arkadaşın aynı gizemli adama tutulmasını anlatmaktadır.Sigue la vida de dos amigos que están enamorados del mismo chico misterioso.
Bölüm, Lisa'nın depresyonunu ve saksofon çalarak bunu yüceltmeye çalışmasını anlatmaktadır.El episodio trata sobre la depresión de Lisa y sus intentos de consolarse tocando su saxofón.
Hikâye cadıların maceralarını anlatmaktadır.Las memorias de la Bruja Aburrida.
General durumu Clara'ya anlatmaya çalışır.Su tío le deja todo a Clare.
Anlatmadım mı?¿Contárselo ?
Barney ise onu durdurur ve ona asıl hikâyeyi anlatmasını söyler.Bart le pregunta por qué, y el Abuelo comienza a contarle la historia.
Annesine babasının kötü biri olduğunu anlatmaya çalışır fakat anlatamaz.Es amable con su padre, pero no le dice quién es.
Ama etrafimda ne olup ne bittigini iyi anlatmaktaydım ve şimdi bile hatırlamaktayım.Yo sé lo que hago y lo que digo, pero mi vida aún no me la sé.
Daha önceleri, tarihi olayları anlatmak için modeller, aktörler gibi kullanılıyordu.Se utilizaba originalmente para describir hechos y procesos históricos.
Anlattığı öyküler hangi dönemde geçmiş olursa olsun, sanki birkaç saat önce yaşanmış gibi anlatmaktadır.Si bien parecen surgir de la nada, éstos conversan como si hubieran estado allí por cierto tiempo.
Not: Bu sayfadakiler C-T hipotezi değil, Turing testini anlatmaktadır.El nombre TT no indica twin turbo , sino que es una referencia a la Tourist Trophy.
Kitap, Talat Bey ile Fitnat Hanım'ın aşkını anlatmaktadır.Conmocionado, El vicepresident Truman pidió a la Sra.
Aynı zamanda, kadınlara erkeğin gözünden dünyayı anlatma rolünü de üstlenmektedir.Él conoce las ideas sobre la manera de como impresionar a los hombres desde el punto de vista de una mujer.
Bu tür ifadeler ölülerin yaşadığını anlatmazlar.No se dice lo que opina la autora de estas muertes.
Yakut dilinde destan anlatmak ise Ologolo- veya Olonholo- fiili ile karşılanır.De ahí la necesidad de traducirlo a acto de lenguaje por medio de símbolos lingüísticos o icónicos.
Bu endişesini anlatmak için Hitler'in karargahına gitti.Una secretaria de Hitler cuenta su vida.
"Birthday Cake" şarkısı Rihanna'nın anlık seks isteğini anlatmaktadır.La canción trata sobre los deseos carnales de Rihanna.
Sokrates anlatmaya başlar.Metaxas comenzó a leerlo.
Amacı Ray ile yüzleşmek ve aralarında geçen olaylardan sonra çektiklerini ona anlatmaktır.Forma una amistad con Red después de mostrarle qué bueno es reparando cosas.
Yazar Daniel Defoe bu kitabında … konusunu anlatmaktadır.Defoe:Daniel Defoe, sobre el proyecto.
Tom tüm gerçeği Mary'ye anlatmadı.Tom non ha detto a Mary tutta la verità.
Olanları Tom'a anlatmaya gitmek zorundayım.Devo andare a raccontare a Tom cos'è successo.
Resimleri Berlin'deki işçi sınıfının anlatmaktaydı.I suoi dipinti si incentrarono sulla classe operaia di Berlino.
Nina ondan bir yazarın hayatının nasıl olduğunu anlatmasını ister.Nina gli chiede di parlarle della vita da scrittore.
Biz Socrates ismiyle farklı bir şey anlatmak istedik.Ha quindi significato analogo al nome Glauco.
Hikâye cadıların maceralarını anlatmaktadır.La predella mostra Storie della Vergine.
Yazmakla anlatmak çok zor.È davvero difficile da scrivere!
Anlatmak istediğim çok şey vardı.Se ne è parlato molto.
Film Anastasia ve Christian arasındaki sadomazoşist ilişkiyi anlatmaktadır.Il film racconta la relazione sentimentale tra Anna e Montserrat.
Gevezeliğe devam edip hikâyeler anlatmaya koyulur.Per passare il tempo a bordo, continuano i racconti.
Üniversiteyi anlatmak için Cal, California, UC Berkeley ve yalnız Berkeley sözcükleri de kullanılır.Di solito il campus viene informalmente chiamato Cal, UC Berkeley o solo Berkeley.
Jenny’den kendisini ziyaret etmesini isteyen ve hayatını bankta anlatmasına neden olan bir mektup alır.Qui riceve una lettera di Jenny, che lo invita ad andarla a trovare.
Ben de rüyamı anlatmaya gidiyorum.Continuerò a sognarlo.
Yanlışlıklar Komedisi iki değişik özdeş ikiz kardeşin karşılaşma hikâyesini anlatmaktadır.La commedia degli errori racconta la storia di due coppie di gemelli identici separati dalla nascita.
Diğer oyuncular ise çizen kişinin anlatmak istediği kelimeyi tahmin ederler.Nonostante ciò, sembra che gli altri personaggi capiscano quello che dice.
Her bölüm, bir faciayı sebepleriyle ve faciaya yol açan koşullarla anlatmayı amaçlar.Ogni stato contiene le istruzioni per gestire gli eventi che avvengono su un oggetto.
Shrek iyi niyetle krala durumu anlatmaya çalışır fakat kral onu öldürme emri verir.Merlino cerca di dissuaderlo, ma il re sembra aver preso la sua decisione.
Burada bu kez yılan kendi kaderini anlatmaya koyulur.Questa volta è Semir stesso la vittima.
Onun yeteneklerini taraftarlarımıza anlatmamıza gerek yok.Io non ho bisogno di conoscere personalmente i soggetti.
Bir roman yazmaya başlar, romanında yaşamını anlatmak istemektedir.Nacque allora in lui l'idea di scrivere De l'amour.
Akio Morita kitapta ailesinin kökenlerini ve Sony'nin nasıl kurulduğunu anlatmaktadır.Morita introduce le origini della propria famiglia, come fondatore della Sony.
Ona Agathe o gece gördüğü bir rüyayı anlatmaya başlar.Melinda cerca di scoprire cosa accadde veramente quella notte.
Bu sayfa Electronic Arts tarafından geliştirilen bir oyunu anlatmaktadır.Il gioco è stato poi pubblicato da Electronic Arts.
Derdi bir aşk hikâyesi anlatmak değil.Non ci dev'essere una storia d'amore troppo interessante.
Dizi, 2030 yılında, Ted Mosby'nin çocuklarına anneleri (kendi eşi) ile nasıl tanıştığını anlatmasıyla başlar.Nel 2030 Ted annuncia ai suoi figli la fine della storia su come ha conosciuto la loro mamma.
Bunu tren yetkililerine anlatmak ister ama ne kanıt ne de görgü tanığı vardır.Jim riferisce tutto ciò alla polizia, che tuttavia ha bisogno di prove, non di accuse.
Tenten durumu anlatmak için kaptanın evine gider.Guiderà l'astronave del padre per cercare gli elementi.
Bana bu pis hikayeleri anlatmayı kes.Хватит рассказывать мне эти грязные истории.
Sana anlatmam gereken bir şey var.Мне нужно тебе кое-что сказать.
Ona ne olduğunu sordum ama o bana anlatmak istemedi.Я спросил его, что случилось, но он не захотел рассказывать.