Şerif anlatmaya devam eder, Norman her ikisini de ölü bulmuştur.Die Polizei erscheint und beide erfahren, dass Maria tot ist.
Percy Jackson ve Yunan Tanrıları:Percy Jackson'nun yunan mitolojisinin tümünü anlatmasıdır.In Percy Jackson erzählt: Griechische Göttersagen werden die Göttersagen aus Sicht von Percy Jackson erzählt.
Güntekin, çocukluk anılarının dile getirildiği eski İstanbul günlerini anlatmaktadır.Bei ihren Sitzungen werden alte Erinnerungen an ihre Kindheit wach.
Tom pis şakalar anlatmayı sever.Tom aime raconter des blagues salées.
Onlara hikâye anlatmam.Je ne leur raconte pas d’histoires.
Bana, ne olduğunu anlatmanızı istiyorum.J'aimerais que vous me disiez ce qui s'est passé.
Sana bunu kimseye anlatmamanı söyledim.Je t'ai dit de ne raconter cela à personne.
Pope hadiseyi eşine anlatmak ister fakat ona Will hakkında hiçbir şey söylemez.Pope a avoué son aventure à sa femme mais ne lui a rien dit à propos de Will.
Filmi anlamak istiyorsunuz; ancak filmin kendisini anlatmak isteyen bir film olduğunu sanmıyorum.On veut le comprendre, mais je crois que ce n'est pas un film qui doit être compris.
Edward hala hikâye anlatmak konusunda ustadır.Thomas apprend la nouvelle.
Onun yeteneklerini taraftarlarımıza anlatmamıza gerek yok.Elle n'a pas besoin d'être communiquée à ses correspondants.
Kendilerine geçmişini anlatmasını isterler.Il décide alors de leur en dire davantage sur sa vie passée.
Dizi, 2030 yılında, Ted Mosby'nin çocuklarına anneleri (kendi eşi) ile nasıl tanıştığını anlatmasıyla başlar.La série débute en 2030, lorsque Ted Mosby raconte à ses deux enfants comment il a rencontré leur mère.
Michele eski günlerin hatıralarını Giorgetta'ya anlatmaya başlar.Renée continue à rappeler à Tom leur passé.
Anlatmak, söylemek anlamları vardır.Connaître, c'est exprimer.
Anlaşılmış ki balıkçının anlatmaya çalıştığı yunus buymuş.C'est ce que semblait vouloir raconter Yen Adertal.
Eve girip başına gelen olayları anlatmaya başlar.De retour à la maison, il se met à raconter ce qu’il a vu.
Anlatmak istediğim çok şey vardı.Il y aurait là bien des choses à dire.
Gevezeliğe devam edip hikâyeler anlatmaya koyulur.J’invente des histoires, des nouvelles.
"Birthday Cake" şarkısı Rihanna'nın anlık seks isteğini anlatmaktadır.Les paroles de Birthday Cake expriment le désir de Rihanna quant à avoir une relation sexuelle spontanée.
Bu hikâyelerde anlatmaya değer bir şey olduğuna o ikna etti beni.Moi dit-il, j'ai des histoires encore plus étonnantes à raconter.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Ces dernières peuvent toutefois susciter la jalousie de leurs collègues.
İletişim dinleme yerine anlatma üzerine yoğunlaşmaktadır.Ils sont destinés à l'écoute plus qu'à la danse.
Bir erkek kedi ile dişi sahibi arasındaki ilişkini kedinin bakış açısından anlatmaktadır.Ce film met en scène les relations entre un chat et sa maitresse, du point de vue du chat.
Genellikle, bir tür tanımlar dizesinin mantıki açıdan devamını anlatmak için kullanılır.En logique, un ensemble de symboles est couramment utilisé pour exprimer la représentation logique.
Burada bu kez yılan kendi kaderini anlatmaya koyulur.Il semble bien, cette fois, que le destin ait parlé.
Film, bir grup Rus kökenli Amerikalı çelik işçisinin ve ailelerinin hayatını anlatmaktadır.Le film raconte l'histoire d'une famille russe de travailleurs de chantiers navals.
Daha fazla anlatmayacağım.Nous ne saurons rien de plus.
Şarkı paranın insan hayatına yansımalarını anlatmaktadır.Les chansons reflètent sa vie.
Film, Amerikalı amatör soprano Florence Foster Jenkins'in hayatını anlatmaktadır.Le film est librement inspiré de la vie de la cantatrice américaine Florence Foster Jenkins.
Alaska'nın altında kalan bir parçayı anlatmak için kullanılır.Cet article est une ébauche concernant une localité de l'Alaska.
Kitabın anlatmasını istediğim şeyi tam olarak aktarıyor." ^ "Love, Simon".Il faut qu'il tire l'âme vers l'être, qu'il appelle la pensée », écrit Simone Weil.
Bu madde Almanya coğrafyasını anlatmaktadır.Cet article est une ébauche concernant la géographie de l'Allemagne.
Başından geçenleri ve üzüntülü geçen hayatını anlatmaktadır.Il lui révèle alors son passé et sa solitude présente.
Sokrates anlatmaya başlar.Socrate décide ensuite de récapituler.
Bu tür filmlerde belgesel filmlerin çekim teknikleri ile dramatik hikâye anlatma şekli birleştiriliyordu.J'ai trouvé intéressant d’ajouter aux photos traditionnelles une sorte de reportage autour du film.
Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.Or, les animaux n’ont pas de croyances, donc pas de désirs, car avoir des croyances nécessite le langage.
Bunun üzerine genç kız uyanır ve kendine geldiğinde hikâyesini anlatmaya başlar.Au fil du temps elle prend confiance et commence à raconter son histoire.
Zsupan gelir ve İspanya'da biraz ayıplanabilecek askerlik maceralarını anlatmaya koyulur.Il sera déporté en Espagne où il commencera une série d'aventures remarquables.
Olanları yetkililere anlatmaya çalışırlar.Ils doivent être signalés aux autorités.
Dünya kamuoyununa mücadelesini anlatma.Ne pas confondre avec Combat urbain.
Kalp krizi geçirmenin her zaman doğanın senin öldüğünü anlatma şekli olduğunu düşündüm.Siempre pensé que el tener un ataque cardiaco era la manera de la naturaleza de decirte que mueras.
Gerçeği anlatmamı ister misin?¿Te gustaría que dijese la verdad?
Sana öykü anlatmak istiyorum.Quiero contarte la historia.
Ben bunu sana anlatmaya çalıştım.Intenté decírtelo.
Keşke o hikayeyi anneme anlatmasaydın.Ojalá no le hubieras contado esa historia a mi madre.
Ne olduğunu sana anlatmak istiyorum.Quiero contarte lo que pasó.
O bana her şeyi anlatmadı.Él no me lo contó todo.
Sana anlatmak istemem.No quiero contártelo.
Size anlatmak istemem.No quiero contároslo.
Tom kimseye anlatmadı.Tom no se lo contó a nadie.
Bana bildiğin şeyi anlatmalısın.Deberías contarme lo que sabes.
Biz yaşadıklarımızı unuttuk, siz anlatmaya devam edin.Hemos olvidado lo que vivimos, seguid contándonoslo.
Bunu sana daha önce anlatmalıydım.Debería habértelo dicho antes.
Hiç dinlemiyorsun. Sana laf anlatmak duvara konuşmak gibi.¡Nunca escuchas, hablar contigo es como hablar con la pared!
Müzik yazarken kişisel hikâyeler anlatmayı gerçekten düşünmüyorum.Realmente no pienso en contar historias personales cuando escribo música.
Parsifal Amfortas'a huzuruna çıkıp uzun serüvenini anlatmak istemektedir (Zu ihm, des tiefe Klagen.)Parsifal habla de su deseo de encontrar a Amfortas („Zu ihm, des tiefe Klagen“).
Film aynı apartmanda yaşayan üç farklı karakterin hayatını anlatmaktadır.La película cuenta la historia de tres personajes que viven en un mismo edificio.
Dizide Earl'ün bunu yaparken başından geçen olaylar anlatmaktadır.Ellos dicen a Earl lo que pensaban del asunto.
Pope hadiseyi eşine anlatmak ister fakat ona Will hakkında hiçbir şey söylemez.Pope le contó esta aventura a su mujer pero nunca le dijo lo de su hijo Will.