Algılayan, bir şeylerin farkına varan ve bir nihai anlamaya erişen kişidir.C'est là qu'elle rencontre une personne qui semble enfin la comprendre.
İletişimi Anlamak.Pensar a comunicação.
Öykü, bu kişiyi ilk aradığında Ayaz olduğunu anlamaz.On apprend à la fin du premier épisode qu'il recherche quelqu'un.
Finler hiçbir şey anlamamışlardı.Les premiers ne découvrirent rien.
Öğrenciler anlamadıkları yerleri öğrenirler.Les élèves récitent bêtement les leçons sans les comprendre.
Diğer şeylerden pek fazla anlamasalar da bir dansa asla hayır demiyorlar.Mais Couperin le fait de façon plus fréquente, et souvent n'indique pas de nom de danse.
Bu tamamen bir yanlış anlama.C'est un gros malentendu.
Bu durumda, anlama, tekrarlayıcı düşünme şeklini kullanarak, isteyerek olur.Ou bien, dans certains cas, il permet l'utilisation du raisonnement par récurrence.
Bu uzay aracı aynı şekilde kuyruklu yıldızları ve Güneş sistemini daha iyi anlamada yardımcı olacaktır.Ces étoiles pourraient permettre d'améliorer la compréhension de l'origine du système solaire.
Bu o anlama geliyor ki Linkin Park bu albüm ile doğuyor.Linkin Park annonce le titre de l'album de manière originale.
Seni anlamak gerçekten çok zor.De verdad que es muy difícil entenderte.
O tam olarak ne anlama geliyor?¿Qué significa eso exactamente?
Bu ne anlama geliyor?¿Qué quiere decir esto?
O kelime ne anlama geliyor?¿Qué significa esa palabra?
İngilizceyi anlamam.No entiendo inglés.
Biz birbirimizi anlamaya çalışmalıyız.Deberíamos tratar de entendernos el uno al otro.
O şakalardan anlamaz.No entiende los chistes.
Tom hiç Fransızca anlamaz.Tom no entiende nada de francés.
Tom'un Boston'u neden sevdiğini anlamaya başlıyorum.Empiezo a comprender por qué a Tom le gusta Boston.
Tom soruyu anlamadı.Tom no ha entendido la pregunta.
Tom Mary'ye kelimenin ne anlama geldiğini sordu, fakat o da bilmiyordu.Tom le preguntó a Mary qué significaba esa palabra, pero ella tampoco lo sabía.
Tom'u neden sevmediğini anlamaya başlıyorum.Estoy empezando a entender por qué no te gusta Tom.
Tom Mary'nin söylediğinden bir şey anlamadı.Tom no pudo entender nada de lo que dijo Mary.
Ben burada bir yanlış anlama olduğunu düşünüyorum.Creo que aquí hay un malentendido.
Yavaş yavaş anlamaya başladı.Lentamente comenzó a entenderlo.
Tom anlamaya çalışıyor.Tom está tratando de entender.
Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?¿Sabes lo que significa?
Anlamadığım bir şey söyledi.Él dijo algo que no entendí.
Sen soruyu anlamadın sanırım.Creo que no entendiste la pregunta.
Beni yanlış anlama, Tom.Tom, no me entiendas mal.
Tom'un ne söylemeye çalıştığını anlamak zordu.Era difícil entender qué era lo que Tom intentaba decir.
En önemli şey beni anlaman.Lo más importante es que me entiendas.
Bir şeyi anlamaya çalışıyorum.Estoy intentando comprender algo.
Tom'u anlamak istiyorum.Quiero entender a Tom.
Bu sistemin nasıl işlediğini anlamak için teknik bilgiye ihtiyacınız var.Necesitas conocimiento técnico para entender cómo funciona este sistema.
Seni anlamak çok zor.Es difícil entenderte.
Son cümleyi anlamadım.No entendí la última frase.
Beni rahatsız ediyor değilsin, yanlış anlama.No es que me molestes, no lo tomes mal.
Tom bir şey anlamadı.Tom no entendió una cosa.
Bu cümleyi anlamadım.No he entendido esta frase.
Onlar asla anlamayacaklar.Ellos nunca entenderán.
Söylediğini anlamadım.No he entendido lo que has dicho.
Doğruyu söyleyip söylemediğini anlamak için gözlerinin içine baktım.Le miré a los ojos para ver si decía la verdad.
Bunu anlamamak için tamamen aptal olmalısın.Tú debes ser completamente estúpido para no entender esto.
Neden anlamadığınızı bilmiyorum.No sé por qué no lo entendéis.
Tom hâlâ anlamamış gibi.Parece que Tom todavía no lo ha entendido.
Bir cümleyi anlamanın en iyi yolu çevirmektir.La mejor manera de entender una frase es traducirla.
Beni anlamak istemiyorsun.No quieres entenderme.
Espriyi hiçbirimiz anlamadı.Ninguno de nosotros cogió la broma.
Matematiği çok kolay anlamaktadır.La matemática es fácil.
Yazara göre her iki film de geçmişin önemini reddetmiyordu ve onu anlamamıza yardımcı oluyordu.Afirma que ambas películas, lejos de rechazar la importancia del pasado, aportan a nuestra comprensión de él.
Ancak bu karakterin yaşadığı facia, bunun mümkün olmayan bir görev olduğunu anlamasıyla başlıyor.Pero la tragedia de su personaje es que se da cuenta de que es una tarea imposible.
İnsanlık, Keşişlerin yalanını anlamaya başlar ve onlara karşı ayaklanma başlatır.La humanidad se recupera de las mentiras de los Monjes y se rebela contra ellos.
Dylan Minnette: Clay Jensen, Hannah'nın yakın arkadaşı ve ona ne olduğunu anlamayı takıntılı hale getirmiştir.Dylan Minnette como Clay Jensen, es un amigo cercano de Hannah que se obsesiona con descubrir qué le sucedió.
Sizin orada durumu anlamak biraz zor."Es fácil de identificarse con su situación."
Kimin ne olduğunu anlamaya çalışırken bağlanabiliyorsunuz.Usted puede quedarse atado intentando descifrar quién es qué.
Yeni Ay'da Rosalie Edward'ta bir yanlış anlama sonucu Bella'nın öldüğünü söylemiştir.En Luna Nueva, Rosalie informa a Edward sobre la muerte de Bella.
Her akşam onun evine giderek anlamadığı Rusça kelimeleri ondan öğrendi.A continuación, se rieron y hablaron entre sí en su propio idioma, que él no comprendía.
O zaman Ahmet hiçbir şey anlamaz.Por supuesto, Hammet no sabía nada.
Dolayısıyla fare, belli bir memeli genin etkilerini anlamak için bir model olarak kullanılır.El ratón actúa como un modelo de trabajo para entender los efectos de un gen específico de mamífero.