alışkı ile cümle
alışkı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Aktörler kendini göstermeye alışkın.Actors are used to appearing in public.
Sen şimdiye kadar yemek çubuklarını kullanmaya oldukça alışkın olmalısın.You must be quite accustomed to using chopsticks by now.
O uzun mesafe yürümeye alışkın.He is used to walking long distances.
Uzun mesafeleri yürümeye alışkındır.He is used to walking long distances.
O, işe alışkındır.He is used to the work.
O, çok çalışmaya alışkındır.He is accustomed to working hard.
O, konuşmalar yapmaya alışkındır.He is used to making speeches.
O yabancılarla konuşmaya alışkındır.He is used to talking to foreigners.
O, aceleyle yemeğe alışkındır.He is used to eating in a rush.
O, zor işe alışkındır.He is used to hard work.
O bir ilkokul öğretmeni bu yüzden o çocuklarla ilgilenmeye alışkın.He is a primary school teacher, so he is used to dealing with children.
Herkesin önünde konuşmaya alışkın olmadığını söyledi.He said he wasn't used to speaking in public.
O herkesin önünde konuşmaya alışkındır.He is accustomed to speaking in public.
O, herkesin önünde konuşmaya alışkındır.He's used to speaking in public.
O, toplum içinde konuşmaya alışkındır.He is used to speaking in public.
O, erken kalkmaya alışkındır.He is used to getting up early.
Dağlara tırmanmaya alışkındır.He's accustomed to climbing mountains.
Gece dışarı çıkmaya alışkındı.He was used to going out at night.
O, seyahat yapmaya alışkındır.He is used to traveling.
Onlar yazın nemli iklimine alışkın.They are used to the humid climate of the summer.
Onlar zor işe alışkındır.They are accustomed to hard work.
Yalnız yaşamaya alışkın.She is used to living alone.
O yalnız yaşamaya alışkındır.She is used to living alone.
O, küçük bir gelirle yaşamaya alışkındı.She was used to living on a small income.
Topluluk önünde konuşmaya alışkındır.She is used to speaking in public.
O erken kalkmaya alışkındır.She is used to getting up early.
Bütün gece yatmamaya alışkındır.She is used to staying up all night.
O, geç saatlere kadar yatmamaya alışkındır.She is used to staying up late.
O, ev ödevini akşam yemeğinden önce yapmaya alışkındır.She is accustomed to doing her homework before dinner.
O, seyahat etmeye alışkındır.She is used to traveling.
O, yemek pişirmeye alışkındır.She is used to cooking.
Babam seyahat etmeye alışkın.My father is used to travelling.
Artık bu tür işlere tamamen alışkınım.I am completely accustomed to this kind of work now.
Ben sıcağa alışkındım.I was accustomed to heat.
İş mektubu yazmaya henüz alışkın değilim.I'm not yet used to writing business letters.
Erken kalkmaya alışkındı.He was in the habit of getting up early.
Buna alışkınım.I'm used to it.
Yazın nehirde yüzmeye gitmeye alışkındık.In the summer, we're used to going swimming in the river.
Bu yaşam tarzına alışkınım.I am accustoming to this life style.
Onlar bizim geleneklerimize henüz alışkın değil.They are not used to our customs yet.
Onlar bizim törelerimize henüz alışkın değil.They are not used to our customs yet.
Ne zaman yatmaya alışkınsın?What time are you used to going to bed?
Saat kaçta yatmaya alışkınsın?What time are you used to going to bed?
O böyle durumlara alışkındır.He is used to such situations.
Anlamıyorum ve anlamamaya alışkın değilim. Lütfen onu bir kez daha açıkla.I don't understand and I'm not used to not understanding. Please explain it once more.
Tom yalınayak yürümeye alışkın değildir.Tom isn't accustomed to walking barefooted.
Tom yalnız yaşamaya alışkındır.Tom is used to living alone.
Tom zor işe alışkındır.Tom is used to hard work.
Tom erken kalkmaya alışkındır.Tom is used to getting up early.
Tom kendi yemeğini yapmaya alışkındır.Tom is used to doing his own cooking.
Tom kamp ateşinde yemek pişirmeye alışkındır.Tom is used to cooking on a campfire.
Tom Mary ile çalışmaya alışkındı.Tom got used to working with Mary.
Ben geç saatlere kadar kalmaya alışkınım.I'm used to staying up late.
Tom yalnız başına olmaya alışkındı.Tom was accustomed to being on his own.
Tom motorsiklete binmeye alışkın değildir.Tom isn't used to riding a motorcycle.
Tom sol direksiyonlu araba sürmeye alışkın değildir.Tom isn't used to driving a left-hand drive car.
Tom hızlı kararlar vermeye alışkındır.Tom is used to making quick decisions.
Tom alışkın olduğu şekilde daha fazla yaşamayı göze alamaz.Tom can no longer afford to live in the style he is accustomed to.
Tom Japon yiyecekleri yemeğe alışkın değildi.Tom was not used to eating Japanese food.
O, dağlara tırmanmaya alışkındır.He's used to climbing mountains.