Namık Kemal ayrıca masalların ahlâki, eğitici ve terbiye edici özellikleri olduğunu belirtmektedir.وصرح نامق كمال أيضاً بخصائص هامة في الحكايات الأسطورية وهي خصائص أخلاقية وتهذبية وترويضية.
Toplumdaki dini ve ahlaki konuları işlemiştir.كان من دعاة الأخلاق و القيم في مجتمعه.
Tablolarında çoğunlukla ahlaki dersler vermeye çaba gösterdi.وقد اشتهرت بصفة خاصة, بإعدادها لمختارات أدبية عديدة.
Kendisi güler yüzlü, yüksek ahlak ve vekar sahibi ve heybetliydi.فكان حليمًا كريمًا حسن الطوية صادق النية متواضعًا بليغًا متفقهًا في الإسلام.
Diğer fizikçilerin ise ahlaki itirazları vardı.في كلتا الحالتين، يتمتع المبدعون الفعليون بحقوق أخلاقية.
Etikte, bağlamcılık olumsal etik ya da ahlaki görecelilikle ilişkilidir.في الأخلاقيات، ترتبط وجهات النظر "السياقية" بالأخلاقيات الظرفية، أو بالنسبية أخلاقية.
Sefanya kitabı, bu dönemin ahlaksız bir dönem olduğunu dile getirir.على أية حال ما كتبه مانيتون لا يعدو كونه تاريخا خرافيا..
Bu ahlak dışı.هذا غير أخلاقي.
Ben Yahudiyim, yani benim için din bir tür ahlaki yol gösterici ve bir tür tarih.Eu sou judia, então religião para mim é um tipo de código moral e história.
Bu anlamsızlık da dünya üzerindeki "ahlaksızlık" veya "adaletsizliği" kapsamaktadır.Esta falta de significado também engloba a amoralidade ou "injustiça" do mundo.
Bu aynı zamanda kendi ahlakları için ekonomik bir yargılama da oluşturmaktadır.Isso também se torna um julgamento econômico de sua moralidade.
Arin ile prova yaptık ve becerisi, davranışları ve iş ahlakı yönlerinden etkilendik.Nós ensaiamos com Arin e nos impressionamos com sua habilidade técnica, atitude e ética de trabalho.
İnsanları ahlâksızlığa yöneltir ve göğün sırlarını ve sanatlarını öğretir.Ele induz as pessoas à imoralidade e ensina artes e todos os mistérios do céu.
Tyler bu hikâyedeki ahlaki ikilemin grubun ismi için ilham kaynağı olduğunu açıkladı.Tyler explicou que esta história de dilema moral foi a inspiração para o nome da banda.
Sonuçta insanın bireyselliği ve ahlakı para için bir araç olmaktadır.A consequência é que a individualidade e a moralidade humana se tornam um veículo para o dinheiro.
Bu genelde ahlak göreliliği ile ilişkilendirilir.Frequentemente está relacionado ao conceito de moralidade.
1996-1998 arasında İşçi Partisi hükümeti sırasında Mali Ahlak (1997-98) Milli Komisyonu üyesi oldu.Durante o governo trabalhista de 1996-98, foi membro da Comissão Nacional de Moralidade Fiscal (1997–98).
Seküler hümanizm, insanoğlunun din veya bir tanrı olmaksızın etik ve ahlaklı olabileceğini ortaya koyar.Ele postula que os seres humanos são capazes de ser éticos e morais sem religião ou sem um deus.
Zardinidis’in ailesi bu birlikteliği onaylamadı, Roza’nn zayıf bir ahlâka sahip olduğunu düşünüyorlardı.A família Zardinidis não aprovou a relação, considerando que ela carecia de boa moral.
Joker, "ya tam ahlaklı olun, ya da yok olun" demektedir.Sobre isso, ele disse: "Ou você se acostuma ou você enlouquece".
Türkiye Coğrafyası, Türk Tarihi, Türk Kültürü ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri Türkçe verilir.As disciplinas de lietratura turca, geografia, história, ética e arte são ensinadas em turco.
Tanrılar ma'at'ın koruyucusu olduğu için ahlâk da onlarla bağlantılıydı.Como as divindades eram os defensores da maat, a moralidade estava ligada a elas.
Vicdan ve ahlak duygusu gelişmeye başlar.Onde a compreensão e a inteligência começam a findar?
Uluslararası Ahlakın Kuralı.""Tratado de Direito Internacional Público".
Onun ahlakını bulunduğu toplumun güvenliği oluştururur.Aborrece a sociedade em que convive.
Katolik inancıyla ilgili konularda ve dinî, ahlâki meselelerin çözümünde yetkilidir.Tem poderes sobre assuntos de fé católica e para a decisão de assuntos eclesiásticos.
Bu program dolaylı olarak ahlaki ve etik değerlere de değinir.O show indiretamente lida com os conceitos de moralidade e ética.
Epikür bir ahlak felsefesi geliştirmiştir ve felsefenin ana düşüncesi mutluluktur (eudaimonia).O sentido da vida na filosofia antiga consiste principalmente da aquisição da felicidade (eudaimonia).
Karşıtı efendi ahlakıdır.Será um inimigo malvado?
Ahlakın üstünde bir din gibi bir şey yoktur.Não haja compulsão na religião.
Bu yüzden, onunla bağlantınızı koparmanız ahlâken yanlıştır.O problema é que o coração a vai trair com o homem errado.
Sefanya kitabı, bu dönemin ahlaksız bir dönem olduğunu dile getirir.Por exemplo, INTJs podem achar que aquela conversa fiada é um desperdício de tempo.
Bilimsel kuşkuculuk, bilim eğitimi ve ahlak bilimi gibi konuların savunucusu.É um defensor do ceticismo científico, biologia educacional e da ciência da moralidade.
Görüşmede basın ahlak yasaları ve bilimsellik esastır.In: Crítica trimestrais para a legislação e a ciência jurídica.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.Defendeu nessa obra a imortalidade da alma.
Ahlakçılar, “Bu politika moral ilkelere uygun mudur ?” diye düşünürler.Na ética existe humildade; os moralistas acham que estão certos."
Kahramanlık hikâyeleri ahlaki örnekler olarak hizmet edebilir.Verhalen van heldenmoed kunnen dienen als morele voorbeelden.
Yazarın prensipteki amacı ahlaki ve dini doğruluğu sunmaktı.Het hoofddoel van de schrijver lijkt het presenteren van morele en religieuze waarheden te zijn.
Seküler hümanizm, insanoğlunun din veya bir tanrı olmaksızın etik ve ahlaklı olabileceğini ortaya koyar.Seculier humanisme stelt dat mensen in staat zijn om ethisch en moreel te zijn zonder een religie of een god.
Ahlaklılık Üzerine Üç Soru, 1974 Carus Mektupları, 1980.Hoofdstuk 17 werd geschreven door Frankena Three Questions about Morality, 1974 Carus Lectures, 1980.
(Ebû Saîd Ebü'l-Hayr) Tasavvuf ahlâktan ibarettir.Het is immers de vroomheid (hier: dapperheid) die de zege gebracht heeft.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu.Het begin van de Algerijnse Onafhankelijkheidsoorlog in 1954 leidde tot een moreel dilemma voor Camus.
Karşıtı efendi ahlakıdır.Tegenstander is Wijlré.
Ahlak kuralı tektir.Een morele regel overtreden.
Yine bu yüzdendir ki her ahlakın temeli mutluluk eğilimi olmalıdır.Elk ethisch handelen moet gebaseerd zijn op genot.
Her biri üç azadan meydana gelen üç komisyon (kelam, fıkıh ve ahlak) bulunmaktaydı.De entree bestond uit drie aan elkaar grenzende, rechthoekige zalen.
Bu alternatif zamanda, nüfuzlu ve ahlaksız Biff Tannen’ın etkisi ile kumar 1979’da yasal hale getirilmiştir.Dit kwam door de invloed van de machtige en corrupte Biff Tannen, die legaal gokten in 1979.
Tanrının da uymak zorunda olduğu bazı ahlak kuralları vardır.Er zijn echter wel religieuze voorschriften waaraan de vorst zich moet houden.
Hareketlerinden ahlaki olarak kendileri sorumludurlar.Deze liep echter stuk door diens zelfdestructieve gedrag.
Bir ahlak kitabıdır.Boek van bedrog.
Kısaca etik, ahlâk üzerinde düşünebilme etkinliğidir.Het is tijd dat we op morele gronden nadenken over de kracht daarvan.
Buraya ahlak masasından gelmiştir.Hij werd hierbij benoemd tot erelid van de Liedertafel.
Bu oyunda ahlakı vurgulayarak kanıtlamıştır.Het kaartspel zorgde er op deze manier voor dat het moreel werd opgekrikt.
Ahlak ilkeleri her yerde ve her zaman bütün insanlar için geçerli bir yasa olmalıdır.Een universele moraal heeft de pretentie altijd en overal te gelden.
Hukuk ve etik (ahlaklılık) arasında doğal ve kaçınılmaz bir bağlantı yoktur.Tussen recht en moraal bestaat in het rechtspositivisme geen logisch noodzakelijk verband.
Naciye hanım güzel değildi, fakat temiz, yüksek ahlak sahibi ve akıllı bir kadındı.Zij was een Maia en was van een betoverende schoonheid en zeer wijs.
Bu yüzden kürtaj ahlâken yanlıştır.Aldus is het fout om een menselijke foetus te vermoorden.
Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır "Öğütler kitabı" anlamına gelmektedir.Koran (arab. القُرْآن, Al-Qur’ān) – święta księga islamu.
Dinî hükümlerden iman, tevhit ve ahlâkı konu alır.Człowiek wierzący jest powołany do świętości i do odstąpienia od zła i od grzechu.
Hareketlerinden ahlaki olarak kendileri sorumludurlar.Ich brania odpowiedzialności za własne zachowanie.