Sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi ile yakın ilişkileri sürmüştür.Ihr fügte er in der Folgezeit für Gerechtigkeit und Toleranz werbende Inschriftsteine bei.
Zira şeriat, sebeb-i saadet ve adâlet-i mahz ve fazilettir."Zu den Dingen, die da kommen, gehört das Erscheinen des Mahdī, und er wird sehr bald kommen."
Buna rağmen Adalet Partisi'nin hem kırsal hem de kentsel alanlarda etkinliği sürmüştür.Bis heute gibt es jedoch interne Unterschiede zwischen dem ländlichen und dem städtischen Flügel der Partei.
İlahi adaleti sağlarlar.Sie regiert nach göttlichem Recht.
Adalet Partisi; İzmir dahil 41 ilin belediye başkanlıklarını kazanmıştır.Bürgermeisterwahlen, S. 34 Bürgermeister ab sofort in Ruhestand versetzt.
Bu durumun adaleti bozduğunu, güçlüyü daha güçlü yaptığını savunur.Er argumentiert anders: Die Gerechtigkeit hat dem Vorteil des Stärkeren zu dienen.
Birçok futbolcu Adalet'e geçti.Mehrere Fussballspieler erlitten Verletzungen.
14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kurucu başkanlığını üstlendi.Hier wurde er am 14. Januar 1992 zum Vorsitzenden des Ausschusses für Rechts- und Verfassungsfragen gewählt.
Barış, Demokrasi ve Adalet kapsamında görüşüldü.Gerechtigkeit und Demokratie auf dem Prüfstand.
Modern adalet sisteminin kurucularındandı.Aspekte des Rechts in der Moderne.
Adaletin zıddı ise zulümdür.Wo Unrecht zu Recht wird.
Adalet için mücadele ediyorum.Je me bats pour la justice.
Biz o konuda her iki tarafa adaletli davranmalıyız.Nous devrions rendre justice aux deux parties dans cette affaire.
Bir gün "adalet" kelimesinin tüm inceliklerini öğrenmeniz gerekecek.Un jour, il vous faudra apprendre toutes les subtilités du mot « justice ».
Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever."Car Allah n'aime pas les arrogants.
Birlik ve Adalet ve Özgürlük Birlik ve adalet ve özgürlük Alman vatanı için!Union et droit et liberté Pour la patrie allemande !
Bu sayede adaletin tecelli etmesi hızlıca sağlanabilecektir.Je vous le dis, il leur fera promptement justice.
Adalet sisteminde reform sözü verir.Réforme de la justice.
Ezilenlerin yanında durdu ve adaletsizliğe karşı çıktı.Il se battit pour les opprimés et contre l’injustice.
Yine de hukukun gücü adaleti ortadan kaldırmaya yetmez.Le pardon ne remplace pas la justice.
Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.S'engage alors entre eux une joute verbale.
Prusya Adalet bakanı onların bu taleplerini reddetti.Le ministre de la justice prussien rejette cet appel.
Bu yetkilerini kullanmakla Astro suç, kötülük ve adaletsizlikle savaşa devam ediyordu.Astro combat le mal, le crime et l'injustice.
Aralık 2011'de, adalet ve insan hakları bakanı oldu.Depuis la fin du mois de novembre, il est devenu le ministre de la Justice et des Droits Humains du Congo.
1920-1921 yılları arasında İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı olarak görev yapmıştır.En 1920-1921, il était ministre de l'Intérieur et ministre de la Justice.
"Bu Nasıl Adalet".Et ce n'est que justice ».
İbrahim Tatlıses, ilk evliliğini Urfa'da Adalet Durak ile yaptı.İbrahim Tatlıses a célébré son premier mariage à Sanliurfa avec Adalet Durak.
Barış, Demokrasi ve Adalet kapsamında görüşüldü.Il s'agit par exemple de la démocratie ou de la justice.
Günümüzde kabul gören yaklaşım ise, gerçek anlamda hukuk (hak/adalet) üstünlüğüdür.(Le jour du Jugement ceux qui auront bien servi seront récompensés).
1961 seçimlerine katılarak Adalet Partisi Kayseri Senatörü seçildi.En 1961, il est élu sénateur pour Kayseri pour le Parti de la justice.
İlahi adaleti sağlarlar.Le seigneur rend la justice.
Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başladı.Les principes d'équité, d'égalité, et de justice sociale sont mis en avant.
Temel eseri A Theory of Justice (Bir Adalet Kuramı) dır.Article détaillé : Théorie de la justice.
Adalet Sarayı bulunur.Il abrite un palais de justice.
Bu olaydan sonra Adalet Gardiyanları olarak adlandırılırlar.Elles sont connues par la suite sous le nom de gardes civils.
Sosyal adalet.La responsabilité sociale.
Kadıların, alim ve adaletli olanlarını tayin ederdi.Denn wahrhaftig und gerecht sind seine Gerichte.
Ferdinand'ın vecizesi Fiat justitia et pereat mundus "Bırakınız adalet yapılsın, dünya mahvolsa bile") idi.Sa devise était Fiat justitia et pereat mundus (« que la justice triomphe, même si le monde doit périr »).
Bu dünyanın adaletsiz olduğunu düşünüp kötü biri olmuştur.Le monde instauré est injuste.
Yargı, Adalet Divanı (Yüksek Mahkeme) ve alt kademe mahkemelerden oluşur.Nous allons à l’humanité, à la vérité, à la justice ! ».
Adalet Bakanlığı olayı soruşturmak için 2 müfettiş görevlendirdi.Le Committee embaucha deux détectives pour enquêter sur les meurtres.
1995 yılında Avrupa Adalet Divanı tarafından alınan kararla, Bosman kuralları uygulamaya geçmiştir.En 1995, le football européen est profondément bousculé par l'arrêt Bosman.
Tutuklular Yüksek Adalet Divanı'nca yargılandılar.Il est juré à la Haute Cour de justice.
1998 yılında ismi Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) olarak değiştirildi.En 1998, le parti changea son nom et devient « Parti de la justice et du développement ».
Doğma büyüme Chicago’lu olan Fernando Sucre’nin başı adalet sistemiyle pek çok kez derde girdi.D’origine portoricaine, Fernando Sucre a grandi à Chicago où il a connu plusieurs démêlés avec la justice.
3 yıl boyunca verilen adalet arayışı kazanımla sonuçlandı.La durée légale de droit de réclamation d’un objet perdu est de 3 ans.
2000 yılındaki seçimlerin ardından Adalet Bakanı olmuş, 2002 yılında ise İçişleri Bakanlığına getirilmiştir.Il est promu ministre de la Justice en 2000, puis ministre de l'Intérieur en 2002.
Adalet Bakanlığı.Ministère de la Justice.
Bu bağlamda yine adalet önemli bir rol oynamaktadır.La rééducation joue, dans ce traitement, un rôle majeur.
2001 yılında, kardeşiyle beraber muhafazakar Hak ve Adalet Partisi'ni (Prawo i Sprawiedliwość – PiS) kurdu.En juin 2002 le Comité Bandajevsky pour "le droit à la vérité et à la justice" se constitue.
Düşünürler eski çağlardan beri adalet kavramıyla ilgilenmişlerdir.Des historiens s'intéressent aux émotions depuis l'Antiquité.
Forseti - Adalet, barış ve doğruluk tanrısı.Prove - dieu de la loi, de l'ordre et du jugement.
2013 yılı itibarıyla Adalet Bakanıdır.Il est ministre de la Justice depuis 2013.
Adalet Mah.Honneur, justice.
Birlikte adalet ve doğruluk için savaşırlar.Défendent la vérité et la justice.
Bir ara Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur.Il y a au moins un procureur du roi par arrondissement judiciaire.
Yargılananlar, Üçüncü Reich'ın adaletini temsil etmektedirler.Selon lui, ils sont des traîtres à la cause du Troisième Reich.
Adalet arayışı bir hukuk arayışı değil, sürekli bir etik buyruktur .Le commandement d’aimer n’est pas une loi éthique, mais la Vie elle-même.
"Platon'un Adalet ve Filozof Kral Anlayışı".Pourquoi Platon lie-t-il philosophe et roi ?
1956 yılında bir başka İstanbul Profesyonel Ligi takımı Adaletspor'a transfer olmuştur.En 1935, une banale affaire commerciale est portée devant la justice.