acımasız ile cümle
acımasız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
Kendisi ağabeyinin aksine acımasız ve egoisttir.Hän on sisartaan spontaanimpi ja itsekkäämpi.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Lisäksi panttivankeja oli surmattu raa'asti.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Tätä kutsuttiin myöhemmin nimellä ”pitkä parlamentti”.
Japon ve Amerikan güçleri hâlâ acımasızca mücadele ediyorlardı.Japanin ja Amerikan sotavoimat taistelivat vielä katkerasti.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Οι επιζώντες επαναστάτες τιμωρήθηκαν χωρίς οίκτο.
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.Αναφέρεται ως πιστός και φανατικός καθολικός.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Η εγκατάλειψη ενός ζώου θεωρείται πράξη απάνθρωπη και εξευτελιστική.
O acımasız.Αυτός είναι ανελέητος.
O acımasız.Αυτή είναι ανελέητη.
Acımasızca düzenlenmiş bir oyun burada başlamaktadır.En tilfældig spiller begynder.
Buna rağmen onunla dövüşürken acımasız olabilir.Når situationen krævede det kunne han imidlertid være hensynsløs.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Sandfolket er meget aggressivt overfor fremmede.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.642 personer, heriblandt 207 børn og 254 kvinder blev myrdet.
Direnenler acımasızca imha edilecektir.”Den som er imod os, vil blive tilintetgjort!"
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Jeg tror, at mennesket er et meget bange dyr.
Gemide acımasız kuralları vardır.I havnen ligger store fremmede skibe.
Bu iki karakter Urmiye’de yaşayan Müslümanlara karşı acımasızlığıyla öne çıkmaktadır.For de to mænd er hinandens indædte modstandere i det muslimske miljø.
Düşmanlarına çok acımasız davranır, gerekirse idam edebilir.Henrettelserne skulle være grusomme, og efter alt at dømme var de det også.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Dragehovedet skulle imponere venner og skræmme fjender.
Acımasız olmalarına karşın, bu işi o kişinin ve herkesin hayrı için yapmaktadırlar.Hvis man gør det alligevel, er det en skamfuld affære, ikke bare for den pågældende, men for hele familien.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247 kvinner og 205 barn døde.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Dette parlamentet ble derfor kjent som «Short Parliament».
Gemide acımasız kuralları vardır.Det er stor skipstrafikk i fjorden.
Maximinus soylulardan nefret ederdi ve kendisine karşı plan yapanlara karşı acımasızdı.Maximinus mislikte den romerske adelen og var hensynsløs mot de han mistenkte bedrev konspirasjoner mot ham.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Besøkende myrdes på brutalt vis.
Filistinlilere acımasız davranılmasından yanadır.Han ble ifølge de palestinske gruppene behandlet bra.
Törende alkışlanan bu konuşma daha sonra medyada acımasızca eleştirilmiştir.Løslatelsen av Rosen ble senere skarpt kritisert i Stortinget.
Esir alınmış krallara genelde acımasızca davranılırdı.Para tawanan umumnya diperlakukan dengan buruk.
Acımasızdır ve insanlara acımasızlığı telkin eder.Ia sangat pintar mencuri perhatian orang dan kejam.
Çok acımasız ve yetenekli bir katildir.Dia adalah petarung yang gigih dan berbakat.
Direnenler acımasızca imha edilecektir.”Mereka yang sungguh-sungguh bertobat pasti akan diselamatkan.
Bu aile çok acımasızdır.Keluarga ini sangat miskin.
Sünnilere olan nefreti sınır tanımıyordu ve zulmü acımasızdı.Kebenciannya pada Sunni dikenal tanpa batas dan siksaannya atas mereka sangat kejam.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Dapat membuat pikiran musuh hancur dan membuat ilusi buruk bagi musuh.
Fakat artık ondan nefret etmektedir, çok kötü ve acımasız biridir.Thuận nghi (順儀), Thục hoa (淑華), Thục nghi (淑儀).
Sadece bunu çok acımasız bir yönetem ile yapıyor" dedi.Chỉ là ông ta làm việc đó bằng một phương pháp rất tàn bạo".
O olaylardan önce Rize, çok güçlü, korkusuz, ve acımasız gulyabanidir.Trước tai nạn xà ngang, Rize vốn là một quỷ ăn thịt lạnh lùng, tàn bạo và cô thật sự rất mạnh.
Maximinus soylulardan nefret ederdi ve kendisine karşı plan yapanlara karşı acımasızdı.Maximinus ghét giới quý tộc và là tàn nhẫn đối với những ai mà ông nghi ngờ có âm mưu chống lại mình.
Gemide acımasız kuralları vardır.Ít có tiêu chuẩn chung về tàu thuyền đánh cá.
Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler.Cao Vân tàn bạo giết hại nhiều người.
Antik ve modern kaynaklar tarafından ‘acımasız, hırslı, sert ve otoriter’ birisi olarak tasvir edilir.Các sử gia cổ đại và đương đại miêu tả bà là người "hiểm độc, tham vọng, tàn bạo, và độc đoán."
Toros'dan daha acımasız.Chỉ mạnh hơn Kuros.
Ayrıca Bolşevik liderleri acımasızca davranılması gereken suçlular olarak nitelendirdi.Nó thể hiện nhóm Bolshevik là những tên tội phạm tàn ác, mất hết tính người.
Direnenler acımasızca imha edilecektir.”逆らう者は容赦なく潰す"。
Bizler, acımasız bir dünyanın şartlarını protesto etmek için devrimci bir intihar eylemi gerçekleştirdik.”我々は、この非人道的な世界の状況に対抗するために革命的自殺という行動を行うのです」と。
"Hitler'in en acımasız Mareşal'i" ("der brutalste von Hitlers Feldmarschällen") olarak değerlendirilmektedir.「ヒトラーのもっとも冷酷な元帥」と評されている。
Fakat artık ondan nefret etmektedir, çok kötü ve acımasız biridir.そんな眞を加津は妬ましく思い、悩みを募らせる。
Kendisi ağabeyinin aksine acımasız ve egoisttir.性格はお調子者の兄とは対照的に勤勉で実直。
Bu, modern çağlardaki en ağır ve en acımasız insan buluşu olan ‘Topyekün Savaş’tır.これは現代で最も愚かで無意味な戦争であります。
Gemide acımasız kuralları vardır.船中問答の霊跡。
Acımasız ve dövüşmekten zevk alır.戦好きでわがまま。
Düşmanlarına çok acımasız davranır, gerekirse idam edebilir.優れた決断力も持ち、必要とあらば非情に徹することができる。
En genç ve acımasız cadı budur.花嫁の中では最も若く、そして最も残忍な性格。
Bu aile çok acımasızdır.この情態は実に残酷を極めて居る。
Kötülüklerin ve acımasızlığın karşısında durmak.無邪気さと冷酷さを合わせ持つ。
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247名妇女和205名儿童死亡。
Fakat artık ondan nefret etmektedir, çok kötü ve acımasız biridir.忽有不得意,輒號哭,上甚憚之。
Acımasız bir Edebiyat eleştirmenidir.肖鹰是一个毁誉参半的文学批评家。
Ömer: "Babam çok acımasızdı.如:“我父亲的弟弟超重”。
3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz.對嗎? 你可能希望別人對你友善而不殘酷。