acımasız ile cümle
acımasız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
4
HECE
7
ORT. KELİME
Savaş, o dönemin standartlarına göre bile oldukça vahşi ve acımasız olarak tariflenir.Das Leben auf dem Balkan erscheint selbst nach damaligen Maßstäben als ärmlich und hart.
Gemide acımasız kuralları vardır.Im Schiff befinden sich stuckierte Rosetten.
Ömer: "Babam çok acımasızdı.Er sagte: „Er war unglaublich scheußlich.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Die Frauen sind Fremden gegenüber sehr scheu.
Fakat artık ondan nefret etmektedir, çok kötü ve acımasız biridir.Er wächst straff aufrecht und ist dicht verzweigt und bedornt.
Acımasız dürüstlük, büyüme ve değişimle ilgili.Über Verletzlichkeit, Mut und Veränderung.
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.Er wird als grausamer Tyrann geschildert.
Ayaklanana ya da isyana kalkışan askerleri ve asileri acımasızca cezalandırmıştır.Dies waren wehruntaugliche oder mit Zuchthaus bestrafte Soldaten und Wehrpflichtige.
Bir hafta süren şiddetli savaşlardan sonra isyan acımasızcasına bastırılır.Nach knapp einer Woche erbitterten Kampfes wurde die Rebellion schließlich niedergeschlagen.
Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler.Mehrere Prostituierte wurden auf grausame Weise erwürgt.
Başlarda sert ve acımasızdır, ama zamanla Buffy'nin yöntemlerine saygı duymaya başlar.Anfangs ist er sehr übereifrig und streng mit Buffy.
Buna rağmen onunla dövüşürken acımasız olabilir.Im Krieg konnte er auch grausam sein.
Kendisi ağabeyinin aksine acımasız ve egoisttir.Gegenüber seinen Mitmenschen verhält er sich meist respektlos und egoistisch.
Acımasız ve tehlikeli bir Moğol savaşçısıdır.Ein manchmal irrender, ungerechter Monarch.
En genç ve acımasız cadı budur.Ich dachte, ich wäre das sonderbarste, abscheulichste kleine Ding ...
Protestanlar acımasızca katledildiler.Die Opfer wurden bestialisch ermordet.
Seni sevenlere karşı acımasızsın... sözleriyle açıklar.Ich bin das Raubtier, das dich mit seinen Wörtern reißt.
Bugün, acımasızsın.Tu es sans cœur, aujourd'hui.
Kader bazen acımasızdır.Le destin est parfois cruel.
Adamlardan tiksiniyorum çünkü onlar kalleş, nankör ve acımasızlar.J’exècre les hommes, parce qu’ils sont fourbes, ingrats, cruels.
Kendine karşı bu kadar acımasız olma.Ne sois pas si dur envers toi-même.
Hayat bütün öğrencilerini öldüren çok acımasız bir öğretmendir.La vie est un professeur très cruel qui tue tous ses élèves.
Ban Prijezda, Bosna Kilisesi’ne acımasızca saldırdı.Le ban Prijezda persécuta alors sévèrement l’Église de Bosnie.
Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler.Plusieurs personnes furent brutalement tués.
Gemide acımasız kuralları vardır.Les conditions de vie sont difficiles sur le navire.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Ils sont impitoyables contre les étrangers.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Le nouveau Parlement serait donc selon eux un « Parlement croupion ».
Fakat "Acımasız Parlamento"'ya olan kini bitmemişti.Ce « Parlement inutile » est dissous.
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.Malherbe les trouvait particulièrement ridicules.
Acımasız başarıları ona (Ἀλβανιτοκτόνος) "Arnavut katili" (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos) unvanını kazandırdı.Ses conquêtes impitoyables lui valurent le surnom de « tueur d’Albanais » (Ἀλβανιτοκτόνος/Albanoktonos).
Capitol yönetimi şiddetli ve acımasızdır.Les femmes au pouvoir sont violentes et cruelles.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Ses sorts lui permettent d'infliger des dégâts conséquents et de bloquer des ennemis.
Acımasız bir katil.Un homme brutal.
Bu arada Osmanlı padişahı Genç Osman yeniçeriler tarafından tahttan indirilmiş ve acımasızca öldürülmüştü.Petit Jean fut retrouvé par les seigneurs maxévillois et assassiné.
Bu başarısızlıkta filmin acımasızca budanmasının da rolü vardır.L'ennui c'est que le film en manque cruellement.
O, acımasızdır.Ella es cruel.
Nasıl bu kadar acımasız olabilirsin?¿Cómo puedes ser tan cruel?
Hayat bütün öğrencilerini öldüren çok acımasız bir öğretmendir.La vida es un maestro muy cruel que mata a todos sus alumnos.
Acımasız bir dünyada yaşıyoruz.Vivimos en un mundo cruel.
Ban Prijezda, Bosna Kilisesi’ne acımasızca saldırdı.El Ban Prijezda despiadadamente persiguió a la Iglesia bosnia.
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.Se le representa como un cruel y caprichoso tirano.
Acımasız başarıları ona (Ἀλβανιτοκτόνος) "Arnavut katili" (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos) unvanını kazandırdı.Sus implacables éxitos le valieron el epíteto de «asesino de albaneses» (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos).
Acımasız bir katildir.Él es un asesino despiadado.
Acımasız bir katil.Asesino brutal.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Los pasajeros fueron golpeados brutalmente.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Son en extremo cautelosos respecto a los extranjeros.
En genç ve acımasız cadı budur.Así nació la bruja adolescente más guapa.
Parşu Rama (Baltalı Rama): Acımasız ve kan dökücü karakterde gelmiştir.Nobusuma: El repugnante y cobarde demonio chupa sangre.
Ömer: "Babam çok acımasızdı.Y déjame decirte, papá era muy estricto."
Bu aile çok acımasızdır.Este joven es muy cruel.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Intentaba ser un ejemplo para sus amigos mientras luchaba contra las fuerzas enemigas.
Josef Mengele cüceler üstünde de acımasız deneyler yaptı.El Dr. Josef Mengele experimentó con gemelos en este mismo complejo.
İstanbul’da Cumartesi akşamı gerçekleşen acımasız katliamı lanetliyor, kınıyorum.Es de destacar la afluencia al Vía Crucis de la madrugada del Viernes Santo, muy sobrio.
Trajik bir geçmişi vardır ve acımasızdır.Es una historia dramática y con mucha pasión.
Acımasız ve zalimdir ve en büyük isteği dünyayı ele geçirmektir.È spietata e crudele e vuole conquistare il mondo.
Kaba, acımasız ve zalimdir, ayrıca öğrencilere geçilmesi imkânsız çok zor testler hazırlayarak eziyet eder.È avaro, crudele, e tortura gli alunni con orrendi e terribili test impossibili da completare.
Acımasız başarıları ona (Ἀλβανιτοκτόνος) "Arnavut katili" (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos) unvanını kazandırdı.I suoi successi spietati gli valsero l'epiteto di "assassino degli albanesi" (Αλβανοκτόνος, Albanoktonos).
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.La monogamia per loro era una cosa impraticabile.
Onların yaşam koşulları acımasız ve hayatları öteki kölelerden daha kısaydı.Le loro condizioni di vita e di lavoro non erano molto diverse da quelle degli schiavi.
Landa, amansız ve acımasız, son derece zeki, ancak gerektiğinde büyüleyici ve kibardır.Landa è crudele, molto intelligente, deciso e spietato ma quando serve, educato e affascinante.