Çok acımasız ve yetenekli bir katildir.매우 성실하고 능력있는 변호사.
Hiçbir acıması yoktur.더 이상의 후회는 없어요.
Halet Efendi kinciliği ve acımasızlığı ile isim yapmıştır.사람들은 그를 세리와 죄인의 친구라 불렀습니다.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247 נשים ו-205 ילדים נהרגו, רק אישה אחת ניצלה.
Ey Allah, bir tanesine bile acıma.תפילת אל מלא רחמים.
Çok iyi ve acımasız bir savaşçıdır.הוא לוחם חזק, אכזרי וקשוח.
Merhamet, acıma duygusudur.אתה רוצה רחמים.
1935 yılında Oberpräsident der Rheinprovinz yapıldı ve acımasız bir yönetici olarak ün kazandı.בשנת 1935 מונה לדרגת "אוברפרזידנט" של מחוז הריין ועשה לעצמו שם של עריץ אכזרי וחזק.
Protestanlar acımasızca katledildiler.הבנים נרצחו באופן אכזרי.
Gemide acımasız kuralları vardır.В корпуса на корабля има теч.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Това заседание остава в историята като „Късия парламент“.
Spike'ın yaraları hala acımaktadır.Скръбта на Помпей била безутешна.
Bu yasadan sonra Irak rejimi acımasız bir tasfiye hareketi başlattı.След атаката Саудитска Арабия налага по-суров ислямски закон.
Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, ahlaksızlığı ve acımasızlığıyla tanınır, despotluğuyla hatırlanır.Той се оплаква от несправедливостта, жестокостта и неморалното.
André Aciman , (d.Димитър Желев, ас.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Земеровката е много подвижно животно.
Acımasız ve kurnaz gotik tarzı bir görünüşü olan bayan digimondur.Представлява тъмната, дива и опасна страна на Лейди Гага.
Gemi kaptanının teklifi ilahi geleceği değiştirmekten ziyade ilahi acımayı elde etmeye yöneliktir.Изначалната цел на наподобяването е получаването от кораба на покровителството на Бога.
Ama sonra ona acımaya başlar.Скоро тя започва да изпитва чувства към него.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Тези, които остават са безмилостно избити.
Çok sayıda insanı acımasızca öldürdüler.Većinu su okrutno pobili.
Onların yaşam koşulları acımasız ve hayatları öteki kölelerden daha kısaydı.Njihovi uvjeti života bili su vrlo teški i život tih robova nije bio dug.
Esir alınmış krallara genelde acımasızca davranılırdı.Sa uhvaćenim neprijateljima postupali su veoma okrutno.
Yine de, Himmler tarafından verilen Nazi misillemesi acımasızdı.Nakon Himmlerove naredbe, nacistička osveta bila je brutalna.
Bu, modern çağlardaki en ağır ve en acımasız insan buluşu olan ‘Topyekün Savaş’tır.Naša kazna došla je u obliku najkrvoločnijeg i najskupljeg rata modernog vremena."”
Trene binmeden önce acıma duygusu onu tekrar tutar ve dr.Opet dobije napadaj panike i opet ga primi dr.
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.Đurina osveta prema njima bila je okrutna.
Böyle başıboş dolaşan birinin hiçbir itibarı olmaz: ne saygı görür, ne değer, ona kimse acımaz.U toj mjeri čestiti i časni i u to sigurni da vas se ne bojimo, nikog, ma koliko da vas ima!
Asla acımaz.Nebývajú bolestivé.
Josef Mengele cüceler üstünde de acımasız deneyler yaptı.Josef Mengele sa zaujímal aj o trpaslíkov.
Okçular acımadan saldırdı ona.Reprízoví Bučkovci tvrdo prepadli .
Bizler, acımasız bir dünyanın şartlarını protesto etmek için devrimci bir intihar eylemi gerçekleştirdik.”"Snažím sa nastoliť všeobecný mier v protiváhe k revolúcii."
Esir alınmış krallara genelde acımasızca davranılırdı.Často s väzňami zaobchádzali veľmi brutálne.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Prináša požehnanie na svojich spojencov zatiaľ čo na nepriateľov prináša neľútostný rozsudok smrti.
Hiçbir acıması yoktur.Syn: Žádná škoda.
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.Gorgony sa považovali ich za veľmi škaredé.
Alexander Mahone, dizide acımasız karakteriyle göze çarpmaktadır.Alexander Mach pri svojom poslednom slove prejavil ľútosť.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.Utiekol do Spojených Štátov na dva roky.
Çok iyi ve acımasız bir savaşçıdır.Boli to dobrí, ale krutí bojovníci.
Ayaklanana ya da isyana kalkışan askerleri ve asileri acımasızca cezalandırmıştır.Trestali sa tak zbabelé alebo vzbúrené jednotky.
Ömer: "Babam çok acımasızdı.Rodrigo pravi: »Moj oče je bil izjemno strog.
Maximinus soylulardan nefret ederdi ve kendisine karşı plan yapanlara karşı acımasızdı.Maksimin je sovražil plemstvo in bil neusmiljen do tistih, ki jih je sumil, da spletkarijo proti njemu.
Tarihçiye göre onların infaz yöntemleri çok acımasızcaydı.Zapisal je: Njuni usodi sta bili diametralno nasprotni.
Hiçbir acıması yoktur.Nimajo sočutja.
Fareleri hiç sevmez, onları acımasızca avlar.Škratov ni maral in jih je preganja.
Fakat prenses erkeklerden ölesiye nefret etmekte ve onlara çok acımasız davranmaktaymış.Princ in njegovi pristaši so proti njima naščuvali ljudstvo, da ju je kruto umorilo.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Goljufi so bili ostro kaznovani.
Capitol yönetimi şiddetli ve acımasızdır.Nguema valdymas buvo brutalus ir žiaurus.
Merhamet, acıma duygusudur.Gailestingumo ir užuojautos dievybė.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Kietai laikėsi savo sprendimų ir nerodė gailesčio priešams.
Yakut mitolojisinde, kıskançlığın, düşmanlığın ve acımasızlığın simgesidir.Huičiolių tradiciniame tikėjime susipina šamanizmo, animizmo, magijos elementai.
Gemide acımasız kuralları vardır.Uostą lanko kruiziniai laivai.
Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.Po kurio laiko įvyksta siaubinga nelaimė.
Sadık ama zor bir dosttu, acımasız ama adil bir düşmandı.Ta ei olnud enam sõbralik, vaid tige ja õel hunt.
Ömer: "Babam çok acımasızdı.Ta ütles kord: "Minu isa kartis oma ema.
Acımasız bir Edebiyat eleştirmenidir.Kirjaoskuse puudumine on kirjaoskamatus.
Merhamet, acıma duygusudur.Kaastunne on emotsioon.
Acıma çağrıştırmakta, hayır olarak adlandırılan bir şey çağrıştırmaktadır.Apela à piedade, e apela a uma coisa chamada caridade.
Acıma çağrıştırmakta, hayır olarak adlandırılan bir şey çağrıştırmaktadır.Apeleaza la mila; apeleaza la ceva numit caritate.
Acıma çağrıştırmakta, hayır olarak adlandırılan bir şey çağrıştırmaktadır.Attira compassione e un qualcosa che si chiama carità.