Ayrıca insanlık tarihinin en acımasız kadınları arasında yer alır.Nők a történelem legkegyetlenebb férfiainak életében.
Tarihçiye göre onların infaz yöntemleri çok acımasızcaydı.Néhányan a csapatából észreveszik, hogy a módszerei nagyon kegyetlenek.
Moğollar onlara son derece acımasız davranmışlardı.A vallás ügyeiben a mongolok rendkívül toleránsak voltak.
Esir alınmış krallara genelde acımasızca davranılırdı.A németek a foglyul ejtett felkelőket rendszerint legyilkolták.
Direnenler acımasızca imha edilecektir.”Mindenkit aki a határokat átlépi, kérlelhetetlenül megbünteti”.
Yoldan geçenler suratlarına tükürüyor, bazen... acımasızca... dövüyorlar...A járókelők az arcába köpnek és néha megverik.
En genç ve acımasız cadı budur.Ő a legmeggondolatlanabb boszorkány.
Çok zalim ve acımasızdır.Erős és kegyetlen.
Çok iyi ve acımasız bir savaşçıdır.Kitűnő, de kegyetlen hadvezérnek ismerték.
Spike'ın yaraları hala acımaktadır.A randi Shelley bánatára azonban balul sül el.
Acımasızdır ve insanlara acımasızlığı telkin eder.Kegyetlenséggel és embertelenséggel szeszélyezi az embereket a szegények felé.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247 naista ja 205 lasta kuoli.
Hiçbir acıması yoktur.Niillä ei ole tumaa.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.Yhtye meni tauolla seuraaviksi kolmeksi vuodeksi.
Kendisi ağabeyinin aksine acımasız ve egoisttir.Hän on sisartaan spontaanimpi ja itsekkäämpi.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Lisäksi panttivankeja oli surmattu raa'asti.
İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Mikään ei kuitenkaan anna hänelle mielenrauhaa.
Ey Allah, bir tanesine bile acıma.الرحيم), jatkuvasti armollinen.
Merhamet, acıma duygusudur.Nöyryys − intohimo.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Tätä kutsuttiin myöhemmin nimellä ”pitkä parlamentti”.
Japon ve Amerikan güçleri hâlâ acımasızca mücadele ediyorlardı.Japanin ja Amerikan sotavoimat taistelivat vielä katkerasti.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Οι επιζώντες επαναστάτες τιμωρήθηκαν χωρίς οίκτο.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.Το ζεύγος γυρίζει στην Αμερική, για τρία ακόμη χρόνια.
Onu acımasız ve kaprisli bir tiran olarak temsil eder.Αναφέρεται ως πιστός και φανατικός καθολικός.
Ey Allah, bir tanesine bile acıma.Δόξα τω Θεώ τω ενεργούντι δια σού πάσιν ιάματα.
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Η εγκατάλειψη ενός ζώου θεωρείται πράξη απάνθρωπη και εξευτελιστική.
O acımasız.Αυτός είναι ανελέητος.
O acımasız.Αυτή είναι ανελέητη.
Mektubu Kate'in elinden alarak kendisine acımamasını ve gitmesini söyler.Han tager brevet fra Kate og beder hende om ikke at være ked af det på hans vejne og om at gå.
Filmin senaryosu James Ivory tarafından, André Aciman'ın 2007 yılında çıkan aynı adlı romanından uyarlandı.James Ivorys manuskript er baseret på André Acimans roman Call Me by Your Name fra 2007.
Acımasızca düzenlenmiş bir oyun burada başlamaktadır.En tilfældig spiller begynder.
Buna rağmen onunla dövüşürken acımasız olabilir.Når situationen krævede det kunne han imidlertid være hensynsløs.
Böyle başıboş dolaşan birinin hiçbir itibarı olmaz: ne saygı görür, ne değer, ona kimse acımaz.En gentleman har fornemmelse for, hvad der bør siges uden at fornærme, såre eller støde andre.
Yabancılara karşı ise çok acımasızdırlar.Sandfolket er meget aggressivt overfor fremmede.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.642 personer, heriblandt 207 børn og 254 kvinder blev myrdet.
Direnenler acımasızca imha edilecektir.”Den som er imod os, vil blive tilintetgjort!"
Bir hayvanı terk etmek acımasız bir davranıştır.Jeg tror, at mennesket er et meget bange dyr.
Gemide acımasız kuralları vardır.I havnen ligger store fremmede skibe.
Merhamet, acıma duygusudur.Motivet var medlidenhed.
Bu iki karakter Urmiye’de yaşayan Müslümanlara karşı acımasızlığıyla öne çıkmaktadır.For de to mænd er hinandens indædte modstandere i det muslimske miljø.
Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gitti.Opholdet i Sovjetunionen varede i 3 år.
Düşmanlarına çok acımasız davranır, gerekirse idam edebilir.Henrettelserne skulle være grusomme, og efter alt at dømme var de det også.
Arkadaşlarına örnek olmaya çalışır, düşmana acımasız zararlar verirdi.Dragehovedet skulle imponere venner og skræmme fjender.
Acımasız olmalarına karşın, bu işi o kişinin ve herkesin hayrı için yapmaktadırlar.Hvis man gør det alligevel, er det en skamfuld affære, ikke bare for den pågældende, men for hele familien.
247 kadın ve 205 çocuk acımasızca öldürüldü.247 kvinner og 205 barn døde.
Ey Allah, bir tanesine bile acıma.Frelsen Gud gir oss av bare nåde gjelder alle.
Filmin senaryosu James Ivory tarafından, André Aciman'ın 2007 yılında çıkan aynı adlı romanından uyarlandı.Manuset til James Ivory er basert på André Acimans roman Call Me by Your Name fra 2007.
Bu parlamento bundan sonra "Acımasız Parlamento" olarak anılmıştır.Dette parlamentet ble derfor kjent som «Short Parliament».
Gemide acımasız kuralları vardır.Det er stor skipstrafikk i fjorden.
Maximinus soylulardan nefret ederdi ve kendisine karşı plan yapanlara karşı acımasızdı.Maximinus mislikte den romerske adelen og var hensynsløs mot de han mistenkte bedrev konspirasjoner mot ham.
Merhamet, acıma duygusudur.Medlidenhet er et synonym for sympati.
Okçular acımadan saldırdı ona.Hølvold gikk til injuriesak.
Protestanlar acımasızca katledildiler.Besøkende myrdes på brutalt vis.
Filistinlilere acımasız davranılmasından yanadır.Han ble ifølge de palestinske gruppene behandlet bra.
Törende alkışlanan bu konuşma daha sonra medyada acımasızca eleştirilmiştir.Løslatelsen av Rosen ble senere skarpt kritisert i Stortinget.
İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Tidak ada rasa gentar dalam dirinya.
Esir alınmış krallara genelde acımasızca davranılırdı.Para tawanan umumnya diperlakukan dengan buruk.
Hiçbir acıması yoktur.Tidak ada penyesalan.
Acımasızdır ve insanlara acımasızlığı telkin eder.Ia sangat pintar mencuri perhatian orang dan kejam.
Çok acımasız ve yetenekli bir katildir.Dia adalah petarung yang gigih dan berbakat.