Onun acıttığına eminim.I bet that hurt.
Elveda, acımasız dünya.Goodbye, cruel world.
Tom'un acısını hissedebiliyorum.I can feel Tom's pain.
Tom'un acı çektiğini anlayabiliyorum.I can see Tom is in pain.
Acını hayal edemiyorum.I can't imagine your pain.
Ben canımı acıtabilirdim.I could have been hurt.
Acı içinde olduğunu fark etmekten kendimi alamadım.I couldn't help but notice that you're in pain.
Gerçekten acımadı.It didn't really hurt.
O acıktığında geri gelecektir.He will come back when he gets hungry.
Çok acı çektiği için atımı vurmak zorunda kaldım.I had to shoot my horse because he was in a lot of pain.
Sağ bacağım acıyor.My right leg hurts.
Onun acı çekmesini izlemek istiyorum.I want to watch her suffer.
Umarım ikiniz de acıkmışsınızdır.I hope you two are hungry.
Umarım hepiniz acıkmışsınızdır.I hope you're all hungry.
Gerçekten acıktım.I got really hungry.
Az önce Tom'un daha fazla acı çekmesini izleyemedim.I just couldn't watch Tom suffer anymore.
Bacaklarım acıyor olmasına rağmen bisikletime binmeye devam ettim.I kept riding my bicycle even though my legs were hurting.
Onun acıdığını biliyorum.I know it hurts.
Acımı görmezden gelmemeyi öğrendim.I learned not to ignore my pain.
Deneyim Tom'a büyük acıya sebep oldu.The experience caused Tom great pain.
Acı içindesin değil mi?You're in pain, aren't you?
Acıtıyor olsa bile, beni becermeni istiyorum.I want you to fuck me even if it hurts.
O bir tebessümle acısını sakladı.He hid his anguish with a smile.
Kötü hava sonsuza dek sürmez; Insan acısı sonsuza kadar sürmez.Bad weather doesn't last forever; human suffering will not endure forever.
Eğer acıkırsan, buzdolabında yiyecek var.If you get hungry, there's food in the fridge.
Tom acı bir kahkaha attı.Tom gave a bitter laugh.
Kalbim acıyor.My heart hurts.
Tatlı yiyememek oldukça acı verici bir şey.Not being able to eat sweets is an extremely painful thing.
O son derece acı.It's awfully bitter.
Dünyada acından ölen çocuklar olduğu için tabağındaki tüm yiyeceği ye.Eat all the food on your plate because there are starving children in the world.
Tom acıyı görmezden gelmeyi giderek daha zor buldu.Tom found it more and more difficult to ignore the pain.
Büyük olasılıkla yakında acıkacağım.I'm probably going to be hungry soon.
Tom çok acı çekiyor gibi görünüyor.Tom appears to be in a lot of pain.
Ben kırık bir kalpten acı çekiyorum.I'm suffering from a broken heart.
Ben biraz acıkıyorum.I'm getting a little hungry.
Birdenbire oldukça acıktım.I'm suddenly rather hungry.
Acıkmaya başlıyorum.I'm starting to get hungry.
Zaten yeterince acı çekiyorum.I'm in enough pain already.
Tom acı içindeymiş gibi görünüyor.Tom appears to be in pain.
Bu acıklı, değil mi?It's pathetic, isn't it?
Tom acı içinde bağırdı.Tom cried out in pain.
Tom acı içinde çığlık attı.Tom screamed in pain.
Ben sana asla acı vermezdim.I'd never hurt you.
Neren acıyor?Where do you hurt?
Ben acı içinde değilim.I'm not in pain.
Biz acı çektik.We were hurt.
Arı sokması, acı bir şeydir.A bee sting is a painful thing.
Canlı bir ıstakozu kaynar su dolu bir kaba atmak acımasızca.It's cruel to put a live lobster into a pot of boiling water.
Allah'ın affettiği kuluna siz nasıl olur da acı çektirirsiniz?How can you hurt the servant that Allah has forgiven?
Eğer alerjiniz varsa, bir restoranda yemek büyük bir acıdır.When you have allergies, eating at a restaurant is a huge pain.
Burada bir acı hissediyorum.I feel a pain here.
Gerçek acı verir.The truth hurts.
Tom kimsenin canını acıtmayı planlamadı.Tom didn't plan on hurting anyone.
Tom Mary'nin acı çekmediğini umdu.Tom hoped that Mary wasn't hurt.
Tom sol ayağının acıdığını söylüyor.Tom says his left leg hurts.
Tom artık acı çekmiyor.Tom is no longer in pain.
Tom muhtemelen acıkmıştı.Tom was probably hungry.
Herkes acıkacak.Everyone will be hungry.
Tom acı içinde iki büklüm oldu.Tom cringed in pain.
Tom acı içinde inledi.Tom gasped in pain.