abartı ile cümle

abartı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Belki de abartıyorum, verimliliğini nasıl hızla arttırdığını gösteriyorBut maybe now the new Production Possibilities Frontier
Biz bu eğrideyiz ve grafikler gittikçe abartılı bir biçimde daha iyi oluyor.We're on this curve, and the graphics are getting so ridiculously better.
Önemleri abartılı prime time televizyon dramlarına karışıyor.Their importance blends into the sensationalized drama of prime time TV.
İnsanların hafızaları, gördüklerini sandıkları şeyleri abartır.People's memories inflate what they think they saw.
Bir, çünkü Mashall Planının faydaları abartılı olarak ifade edilmiştir.One, because the benefits of the Marshall Plan have been overstated.
Bu ciddi(hatta abartılı) bir basitleştirme.It's a huge [over]simplification.
Ve unutmayalım, basitleştirebilmek uğruna abartılı bir basitleştirme yapıyorum.And I'm doing a huge oversimplification.
Lu Usta, haydutları sen abartıyorsun,Brother Lu, don't overestimate the outlaws
Wenlie gidin başımdan sadece bir maç kaybettim ne var ki ! abartılcak birşey değilWenlie Leave me alone I've only lost one match
Peki ya günlük hayatındaki imajını korusak? Abartıya kaçmadan.What if we highlight her commoner image, so she won't appear too distant.
Ben sadece birazcık abartıyorüm.I'm only exaggerating a little bit.
Hikayesi mantıksızlığı, abartısı, heyecan vericiliği ve büyük planıyla insanları kışkırtır.His story incites people with its absurdity, exaggeration, sensation and grand plan.
Bu büyük ihtimalle bir abartı fakat o zaman böyle hissediyordum.That's probably an exaggeration, but that's what it felt like at the time.
"Bu kaygıların abartılı olduğunu düşünüyorum."These concerns are exaggerated.
Ancak bölgenin ileri gelen siyasilerinden biri konunun abartıldığını düşünüyor.However, a prominent political figure from the region says the issue is being exaggerated.
Joseph: Bence Makedonlar bu meseleyi abartıyorlar.Joseph: My opinion is that Macedonians exaggerate this issue.
Sırbistan-Karadağ'ın avukatları suçlamaların abartıldığını iddia ediyorlar.Serbia-Montenegro lawyers claim that the accusations are exaggerated.
Gül, "Bu 'soykırım' veya 'atom bombası' gibi abartılı iddialar temelden yoksundur."These exaggerated claims like 'genocide' or 'atomic bomb' have no base.
Yunanistan Sağlık Bakanlığı ise tasvirin abartılı olduğu görüşünde.Greece's Ministry of Health thinks the depiction is overblown.
Ancak ilişkinin abartılı söylemlerden uzak tutulması gerekir."But the relationship needs to be free of exaggerated rhetoric."
Bu tür konuşmalar elbette ki abartı unsuru içeriyor.Such talk is an exaggeration, of course.
Ülke ayrıca kurban sayısının abartıldığını da savunuyor.It also maintains that the number of victims is exaggerated.
Krstiç, Arnavut toplumunun tepkisinin ihtilafa kışkırtmak amacıyla abartılı olduğunu ileri sürüyor.The reaction of the Albanian community, he says, is exaggerated to provoke conflict.
"Bugünün, Yunan ekonomisi için tarihi bir gün olduğunu söylemek abartı olmaz."It's no exaggeration to say that today is a historic day for the Greek economy.
Bu yazıtlar yalın abartısız bir dille yazılmıştır.These inscriptions are written in a plain and no exaggeration language.
Anlatımdaki ve sayısal verilerdeki kasıtlı abartısıyla ünlüdür.He is notorious for his wilful exaggeration, both in narrative and numerical statements.
Mısır abartılı likörünün CAS numarası 66071-94-1 ve EC Numarası 266-113-4' tür. [1]Corn steep liquor has CAS number 66071-94-1 and EC Number 266-113-4.[1]
Birçok müzik bilgini, bu şöhretin bir efsanenin abartılmasından kaynaklandığına inanmaktadır.Many scholars believe that his reputation has been exaggerated by legend.
Genellikle entelektüel, fiziksel, sosyal ve diğer konularda abartıları içerir. [1]It often includes intellectual, physical, social and other overestimations.[1]
Yanma hücresine doğru giden kompresör çapındaki herhangi bir azalma farkı abartır.Any reductions in compressor diameter going towards the combustor exaggerates the difference.
Beahm'ın yayındaki kişiliği genellikle acımasız, hızlı zekalı ve abartılı.Beahm's on-stream persona is usually ruthless, quick-witted, and bombastic.[according to whom?]
Abartılı özellikleri olmayan koyu kahverengi bir fondöten vardır.She wore a dark-brown foundation with no exaggerated features.
Bu açık bir abartıydı.This was a clear exaggeration.
Kısmen sonuç olarak, Müftü'nün Nazi politikası üzerindeki etkisini abartıyorlar.Partly as a result, they exaggerate the Mufti's impact on Nazi policy.
Son rakamlar modern tarihçiler tarafından abartılı olarak eleştiriliyor.[4]The latter numbers are being criticized by modern historians as exaggerated.[30]
Hell Creek kazıları, tüm tren vagonlarını doldurmaya yetecek kadar abartılı miktarda fosil üretti.The Hell Creek digs produced extravagant quantities of fossils, enough to fill up whole train cars.
Bu rakamlar abartılı olsa da gerçek koşullar göz önüne alındığında inandırıcıydı.Although these figures may have been exaggerated, they were credible given the actual circumstances.
Tek bir örnek bile silahlanmadaki abartının boyutlarını göstermeye yetiyor.Even a single example is enough to show the extent of the exaggeration in armament.
Fakat bu rakamlar büyük olasılıkla aşırı abartılmış rakamlardır.Diese Zahlen sind jedoch höchstwahrscheinlich stark übertrieben.
Ancak bugün bu rakam fazlasıyla abartılı bulunmaktadır.Diese Zahlen gelten heute aber als übertrieben.
Oldukça abartılı olan bu acı korkusu, anksiyeteye yol açabilir.Was so viel Wut auslöst, muss einen Nerv getroffen haben.
Komik anlar kasten abartılmış.Witz komm raus, du bist getwittert.
Türkiye'de basın her şeyi abartıyor.Der Sender wird in der gesamten Türkei über UKW verbreitet.
Ancak bu hikâyenin biraz abartıcı olduğu gerçektir.Doch die vorgetragene Geschichte sei spannend.
Sen her şeyi abartıyorsun.Tu exagères tout.
Saçların sarısını abartıyorum, turuncu, krom rengi, soluk limon sarısına ulaşıyorum.J'exagère le blond de la chevelure, J'arrive aux tons orange, aux chromes, au citron pâle.
Fakat bu rakamlar büyük olasılıkla aşırı abartılmış rakamlardır.Ce chiffre est très probablement largement exagéré.
Komik ve abartılmış bir İngiliz aksanı vardır.C’est une comédie dramatique anglaise.
Fakat modern tarihçiler bunun abartılmış olduğunu düşünmekteydiler.Les historiens contemporains estiment exagérée cette description.
Anahtar kelimelerin içeriklerde abartılması spam gibi görülebilir.Les lettres en chaînes peuvent aussi être qualifiées de spam.
Bu da abartılı aksiyon sahnelerini kabul edilebilir kılmaktadır.Elle permet aussi la représentation de scènes extrêmement étendues.
Günümüz tarihçileri çoğunlukla bu rakamları abartılı bulmaktadır.Les historiens modernes s'accordent sur le fait que ces chiffres sont bien souvent exagérés.
Guernica'daki sayının biraz abartılı olduğu öne sürülmeye başladı.La rencontre avec Garcia sera un peu embarrassante.
Komik anlar kasten abartılmış.Les effets comiques tombent à plat.
Ayrıca cinayetler için fazla abartılı kelimeler ve sansasyonel başlıklar da kullanıldı.Les profils convexes et les têtes trop lourdes sont sanctionnés.
Abartılı sahne teatralliğinden kaçınmışlardır.Faillite de l'Illustre Théâtre.
Oldukça abartılı olan bu acı korkusu, anksiyeteye yol açabilir.L'affect isolé peut conduire à de l'angoisse.
Bu nedenle yaptığım ölçülü abartılar daha etkili oluyor.Les raisons politiques de la mesure que j'ai prise sont encore plus puissantes.
Dikkat çekmek için abartılı elbise giyer.Ella usa ropa extravagante para llamar la atención.
Genellikle 92 bin kişinin öldüğü söylense de bu sayının abartılı olduğu düşünülmektedir.Se cree que la cifra frecuentemente citada de 92 000 fallecidos es probablemente sobrestimada.
İlgili Sayfalar