Sigara içerdim.Oldukça ağır bir tiryakiydim.I used to smoke. I was quite a heavy smoker.
Soğuğa karşı korunmak için ağır bir palto giyiyordu.She was wearing a heavy coat to protect against the chill.
Çok fazla ağırlık kaldırırken kolunu incitti.He hurt his arm lifting so much weight.
O yetmiş kilo ağırlığında.He weighs 70 kilos.
Onun kitapları daha ağır.His books are heavier.
Bu kitap o kitap kadar ağır değildir.This book isn't as heavy as that book.
Çok ağır hasta mısın?Are you very seriously ill?
Onlar sahneyi ağır çekimle gösterdiler.They showed the scene in slow motion.
Bu yatak ağır.This bed is heavy.
Bu masa ağır.This table is heavy.
O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.It's good now; neither too heavy nor too light.
Artık iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.It's good now; neither too heavy nor too light.
Demir taşıdım ama borçtan daha ağır bir şey bulmadım.I carried iron, but didn't find anything heavier than debt.
Noel Baba, Noel için bir kız arkadaş ağırlamak istiyorum.Santa Claus, I want to receive a girlfriend for Christmas.
Gerçek erkekler aerobik yapmak için değil, ağırlık çalışmak için spor salonuna giderler.Real men go to the gym to pump iron, not to do aerobics.
Eğitim ağırlıklı olarak önceden öğrenmediğimiz şeylerden oluşmaktadır.Education consists mainly in what we have unlearned.
Beyaz top kırmızı top kadar ağırdır.The white ball weighs as much as the red ball.
İnsan beyni yaklaşık üç paund ağırlığında.The human brain weighs about three pounds.
Ağırlık kaldırmada bir Olimpiyat şampiyonuydu.He was an Olympic champion in weightlifting.
Tom'un ağır bir işyükü var.Tom has a heavy workload.
Tom ağır halterleri kaldırabilir.Tom can lift heavy weights.
Bir vinç ağır inşaat malzemelerini kaldırır.A crane raises heavy construction materials.
Ailemde yalanın cezası ağırdı.In my family, the punishment for lying was severe.
Ağırlıklar kaldırdıktan sonra bileklerim ağrıdı.My wrists were sore after lifting wieghts.
Benim okul çantam çok ağır.My book bag is very heavy.
Teşvik paketi ağır biçimde eleştirildi.The stimulus package was heavily criticised.
Misafir ağırlamak ister misin?Would you like to do the honors?
Bir savaştan sonra kayıplar genellikle ağırdır.After a battle casualties are usually heavy.
Beni ağırladığınız için teşekkürler.Thanks for having me.
O büyük, ağır bir adamdı.He was a big, heavy man.
Bir doktor derhal onun sol kolunu kesip çıkardı ve ağır kanamayı durdurdu.A doctor quickly cut off his left arm and stopped the heavy bleeding.
Askerlerin ağır silahları vardı.The soldiers had artillery.
Her ikisi de ağır yaralandı.Both were seriously wounded.
Barney ağır şekilde yaralandı.Barney was wounded seriously.
Douglas, kısa, ağır bir adamdı.Douglas was a short, heavy man.
Her iki tarafta da kayıplar ağırdı.Losses were heavy on both sides.
Sen ağır hastasın.You are seriously ill.
O, ondan çok daha ağırdır.She's much heavier than him.
Ben bu şarkıyı dinlediğimde tuhaf bir şekilde ağırlık basar.I get weirdly sleepy when I listen to this song.
Bu eşya ağırlığınca altın eder!This stuff is worth its weight in gold!
Bu bavul benim taşıyamayacağım kadar çok ağır.This suitcase is too heavy for me to carry.
Tom'un fikirlerinin buralarda fazla ağırlığı yoktur.Tom's opinions don't carry much weight around here.
Tom ağırbaşlı görünüyor.Tom looks dignified.
Tom Mary'nin iki katı kadar ağırdır.Tom is twice as heavy as Mary.
Tom Jack'ten on paund daha ağırdır.Tom is ten pounds heavier than Jack.
Çantan ağır görünüyor.Your bag looks heavy.
Benim karaciğerim ağır biçimde hasar görmüştür.My liver is heavily damaged.
Bob sık sık o sahilde ağır ağır koşar.Bob often jogs on that beach.
Bacaklarım kurşun gibi ağır.My legs are as heavy as lead.
Tom ağırlık çalışması yapar.Tom does weight training.
Tom, yerel bir spor salonunda ağırlık antrenmanı yaptı.Tom did weight training at a local gym.
Tom şu anda ağırlaştırılmış saldırı suçuyla yüz yüze.Tom currently faces charges of aggravated assault.
Kuzenim gibi inşaatçılar, sık sık şantiyeye ağır malzemeler taşımak zorundalar.Builders, like my cousin, often have to carry heavy materials to site.
Bu kutu taşıyamayacağım kadar çok ağır.This box is too heavy for me to carry.
Bu kutu çok ağır, bu yüzden onu taşıyamıyorum.This box is very heavy, so I can't carry it.
Taş yerinde ağırdır.A stone is heavy on its own turf.
Taş düştüğü yerde ağırdır.A stone is heavy on its own turf.
Bir karınca kendi ağırlığının 50 kat fazlasını kaldırabilir.An ant can lift more than 50 times its weight.
Trafik ağırdı bu yüzden toplantıya geç kaldım.The traffic was heavy so I was late for the meeting.
Yaklaşık 300 £ ağırlığındadır.He weighs about 300 pounds.