Buz ağırlığın altında çatladı.The ice cracked under the weight.
Ağır yaralı adam hastaneye vardığında ölmüştü.The severely injured man was dead on arrival at the hospital.
Kulübenin çatısı karın ağırlığı altında gıcırdadı.The roof of the hut groaned under the weight of the snow.
İnsanlar o zaman kendi ağırlığı taşıdı.People carried their own weight then.
İnsanlar patlamalarda ağır kayıplara maruz kaldılar.People suffered heavy losses in the eruptions.
Su yağdan daha ağırdır.Water is heavier than oil.
Ev karın ağırlığı altında çöktü.The house collapsed under the weight of snow.
Büyükannem biraz ağır işitir. Yani hafifçe sağırdır.My grandmother is hard of hearing. In other words she is slightly deaf.
Bacaklarımı ağır hissediyorum.My legs feel heavy.
Birçok erkek savaşta ağır biçimde yaralandı.Many men were badly wounded in the battle.
Tayfundan ötürü ağır hasar gördük.We suffered heavy damage from the typhoon.
Büyük şehirlerde, örneğin Londra'da, ağır dumanlı sis var.In large cities, in London for instance, there is heavy smog.
Kasaba su ikmali ağır yağışlar tarafından ciddi şekilde engellendi.The town water supply was seriously obstructed by heavy rainfalls.
Uzun yolculuk onun yarasını ağırlaştırmış.The long trip aggravated her injury.
Tokyo'daki yoğun saatlerde trafik ağırdır.During the rush hours in Tokyo, traffic is heavy.
Sence Japonya'daki vergiler çok ağır mı?Don't you think that the taxes are too heavy in Japan?
Japonlar pirinç ağırlıklı yaşardı.The Japanese used to live mainly on rice.
Japonlar ağırlıklı olarak pirince dayalı yaşarlar.The Japanese live mainly on rice.
Kutu çok ağırdı fakat onu taşımayı başardı.The box was heavy, but he managed to carry it.
Buz onun ağırlığı altında çöktü.The ice gave way under his weight.
Onun çantası ağır hasar gördü.His bag was badly damaged.
Onun ağırlığı ipi gerdi.His weight strained the rope.
Onun ağırlığı on yıl öncekinin iki katı.His weight is double what it was ten years ago.
O, 270 paund ağırlığındadır.He weighs 270 pounds.
Yarın ağır siklet şampiyonu ile karşılaşacak.He will fight the heavyweight champion tomorrow.
O eskisinden çok daha fazla ağır geliyor.He weighs a lot more than before.
Her zaman ağırlığını hissettiriyor.He is always throwing his weight around.
O, kazada ağır yaralandı.He was injured badly in the accident.
O gece boyunca yolcuyu ağırladı.He accommodated the traveler for the night.
Onun çok ağır bir çalışma programı vardı.He had a very heavy study program.
Harry ağır hasta oldu.Harry fell seriously ill.
Eşinin iki katı kadar ağırdır.He is twice as heavy as his wife.
O kalabalığın arasında ağır ağır ilerledi.He cruised his way through the crowd.
Ağır eleştiriye maruz kaldı.He was subjected to severe criticism.
Ağır yaralı olmasına rağmen telefona ulaşmayı başardı.Though seriously injured, he managed to get to a telephone.
O, ağır hasta ve iyileşmesi olasılığı yok.He is seriously ill and unlikely to recover.
O, raftan ağır kutuyu indirdi.He took the heavy box down from the shelf.
O, ağır bir hastalıktan acı çekiyor.He is suffering from an aggravated disease.
O, yüzüme ağır bir darbe indirdi.He struck me a heavy blow in the face.
Dü akşam yemekte bizi ağırladılar.They entertained us at dinner last night.
Bizi akşam yemeğinde ağırladılar.They entertained us at dinner.
Ağır vergi yükü altındaydılar.They were burdened with heavy taxes.
Onun sağlığı bu ağır göreve uygun değildir.Her health isn't equal to that heavy task.
Dr. Kim gelmeden önce bir hafta boyunca çocuğu ağır hasta olmuştu.Her child had been seriously ill for a week before Dr. Kim arrived.
Eski sandalye onun ağırlığı altında inledi.The old chair groaned under her weight.
Onun ağırlığı 50 kilograma yükseldi.Her weight increased to 50 kilograms.
O konuklarını yürekten ağırladı.She gave her guests a hearty reception.
O, 120 paund ağırlığındadır.She weighs 120 pounds.
O ağır bir kadın olmasına rağmen, o iyi dans etti.Even though she was a heavy woman, she danced well.
Buz bizim ağırlığımızı taşıyacak kadar kalın değil.The ice is not thick enough to hold our weight.
Buz bizim ağırlığını taşıyabilecek mi?Will the ice bear our weight?
Buz senin ağırlığını taşımayacak kadar ince.The ice is so thin that it won't bear your weight.
Buz o kadar ince ki senin ağırlığını taşımaz.The ice is so thin that it won't bear your weight.
Benim babam ağır sigara tiryakisi.My father is a heavy smoker.
Annem ağır hasta.My mother is seriously ill.
Yarın için hiç planım yok. Ağırdan alacağım.I don't have any plans for tomorrow. I'm going to take it easy.
Sanırım onlar ithalatlara ağır bir vergi koymalılar.I think they should put a heavy tax on imports.
Bazı arkadaşları ağırlıyoruz.We're having some friends over.
Yumurtalar ağırlığına ve boyutuna göre sınıflandırılır.The eggs were graded according to weight and size.
Ağır vakalarda çatlaklar oluşabilir ya da kırılabilir.In severe cases, cracks can form or it can snap apart.