2011 yazından sonra çatışmalar şiddetlenerek artış gösterdi.Em meados de julho, os combates se espalharam pelo país de forma mais violenta.
Bu nedenle de püristler tarafından şiddetle eleştirildi, özellikle Ethel Barrymore tarafından.In het bijzonder werd hij beïnvloed door de fauvisten en vooral ook door Henri Matisse.
Bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi.Het geweld werd nog sterker verminderd.
Fakat övmeyle başlayan tartışma şiddetlenir ve birbirlerine küfür etmeye kadar varır.Bij het schaambeen is de schacht recht; het beenschort tussen beide schaambeenderen is nauw.
Karanlık ortamlarda şiddetlenen semptomun dikkat dağınıklığına neden olduğu gözlenmiştir.Er heerste alom verwarring door de slechte zichtbaarheid in de donkere bossen.
Şiddetle direnişe geçtiler.Ze gingen het verzet in.
Gerginlik tırmanmış ve çatışmalar şiddetlenmiştir.De spanningen bouwden op, het conflict bleef escaleren.
Fakat bu infaz edilemez, çünkü çarpışmalar son derece şiddetle devam etmektedir.Het is niet mogelijk om de strijd te ontlopen, want de strijd wordt je opgedrongen.
Gerilim şiddetle sürüyor.Onze relatie werkt verstikkend.
Yapımcı Jack L. Warner, James Stewart'ın Charles Lindbergh rolünede oynatılmasına şiddetle karşı çıkıyordu.Jack Warner zag niets in James Stewart als Lindbergh.
Gökyüzü şiddetle kükresin Yıldırımlar Ateşler ile yağsın!Zij leidt naar de hemel en bestaat uit vlammen.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Het boek werd destijds hevig bekritiseerd.
IOC Başkanlığı döneminde Olimpiyat Oyunları'nda özellikle profesyonelliğe şiddetle karşı çıktı.Juist tijdens zijn voorzitterschap had de Olympische beweging het moeilijk.
Askeri komuta kademesi ayaklanmalara derhal ve şiddetle cevap verir.Het leger werd opgedeeld tussen verschillende commandanten om de opstand snel en doeltreffend neer te slaan.
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.Uzyskali (choć nie bez trudu) wyroki uniewinniające.
ABD Başkanı Barack Obama şiddetle ilgili "derin kaygıları" olduğunu ifade etti.Prezydent Barack Obama wyraził "głębokie zaniepokojenie" przemocą w Iranie.
Hekimoğlu Ali Paşa bunlara karşı gayet haşin ve şiddetle davrandı.Leo Levy przyjął te zarzuty z zaskoczeniem i oburzeniem.
Semptomlar birkaç gün içerisinde giderek şiddetlenir.Proces termogenezy gwałtownie spada po kilku tygodniach.
Diğer taraftan devrimci ya da sol kanat üyeler bu gelişmeye şiddetle karşı koydu.Z drugiej strony uczestnictwu w rządzie sprzeciwiali się rewolucjoniści bądź lewicowi socjaliści.
Güneyde çatışmalar şiddetlenmişti.Zaostrza się konflikt na Bliskim Wschodzie.
Bu posterde Morris, sanatın gücünü fiziksel kuvvetle özellikle de şiddetle bir tutmuştu.Poprzez plakat, Morris zrównał moc sztuki z fizycznością (przemocą).
Şiddetle direnişe geçtiler.Napotkały one znikomy opór.
Yakup bu fikre şiddetle karşı çıktı.Kapituła ponownie stanowczo sprzeciwiła się temu pomysłowi.
Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Ból jest nieustający, tępy, pogarszający się w czasie nocy.
Ertesi günler, çatışmalar daha da şiddetlenir.Kolejne dni to również ciężkie walki odwrotowe.
Bu tahkimatlardaki Saguntumlular kentlerini şiddetle savunmuşlardı.Logiczne więc, że postanowili bronić tych ziem ze szczególną zaciekłością.
Gandi Hindistan'ı iki ayrı ülkeye bölecek her türlü plana şiddetle karşı çıkıyordu.Gandhi var kraftigt emot varje plan som delade Indien i två separata stater.
Persler bu isyanı çok şiddetle bastırmış ve Miletos'i yakıp yıkıp ağır cezalandırmışlardır.Erinyerna tänktes förfölja missdådare och driva dem till vansinne.
Sol siyasetçilerin şiddetle karşı çıktığı özelleştirme politikası, Thatcherizm'le birlikte anılır oldu.Privatiseringspolitiken, som var avskydd av många vänstersinnade, har blivit synonym med thatcherism.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.Den kommer oftast successivt och förvärras av fysisk aktivitet.
O suyu nebizin üstüne döktü ve şöyle dedi: 'İçecekleriniz şiddetlenirse onu(n sertliğini) su ile kırınız."Och han tog en bägare, tackade Gud och gav åt dem och sade: "Drick alla av den.
ABD Başkanı Barack Obama şiddetle ilgili "derin kaygıları" olduğunu ifade etti.USA:s president Barack Obama var snabb med att fördöma "militärkuppen".
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Förslaget fick snabbt hård kritik.
Osman et-Tavilî, Allah'ın emirlerine tam uyup, yasaklarından şiddetle sakınırdı.Han övertalade dem sedan till att ta avstånd från Gud och dopet, och vanhelga hostian.
İrini bunu çok şiddetle bastırdı.Allt detta tackade Rabe djupt för.
Grup destalinizasyon sürecinde Stalin'in etkisizleştirilmesine şiddetle karşı çıktı.JO riktade mycket skarp kritik mot Säpos agerande vid utvisningen.
Ama başkan bu olaya şiddetle karşı çıktı.De motsatte sig därför aktivt affären.
18 Aralık 1981'de Mehmet Şehu'nun şiddetle öldürülmesinin hemen ardından Başbakan oldu.18 грудня 1981 року відразу ж після раптової смерті Мехмета Шеху Чарчані очолив Раду міністрів країни.
"Ölüme karşı yürüyüş şiddetle tehdit ediliyor".Смерть вважалась переходом до іншого життя».
Akşamüstüne doğru olaylar daha da şiddetlendi.На фоні цих подій ситуація стала погіршуватися ще швидше.
Gökyüzü şiddetle kükresin Yıldırımlar Ateşler ile yağsın!Бухає полум'я з пащі його, вириваються іскри вогняні!
Otuz ay süren kuşatmada "kıtlık öyle şiddetlendi ki, halk bir lokma ekmek bulamaz oldu".Життя в ті часи було дуже важке — люди були напівголодні,не мали можливості навіть добре поїсти хліба.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.Obvykle nastupuje postupně a zhoršuje se v důsledku fyzické aktivity.
Terry Jones eylemin şiddetle sonuçlanmamasını umut ettiğini söyledi.Smith tvrdí, že špatnému chování jsme se naučili.
Hayatının sonlarında sürekli alkol kullanımı yüzünden şiddetlenmiş nöroloji temelli sıkıntılar gelişti.Ke konci života holdoval hojně alkoholu.
Şiddetle direnişe geçtiler.Ti se zoufale bránili.
"Ölüme karşı yürüyüş şiddetle tehdit ediliyor".Nové Pod kupolí je bráno smrtelně vážně."
Ama başkan bu olaya şiddetle karşı çıktı.Veliký proti tomu důrazně protestoval.
Novalardan çok daha büyük patlama şiddetlerine sahiptirler.Ty způsobí více škod než samotný výbuch.
Soğuk Savaşı şiddetlendiren bu olaya, U-2 Krizi adı verildi.Zápletka je založena na aféře U-2, která se odehrála během studené války.
Yunanistan ise Kuzey Makedonya bölgesindeki bağımsızlık taleplerinin şiddetlenmesinden endişe etmektedir.Rama také odsoudil destabilizaci rostoucího ruského vlivu v regionu.
Çıkartma bölgesi olarak en kuzeydeki Narvik’i şiddetle savunuyor.Za obcí Tilvikai se dočasně posouvá k severu.
1630 yılında ise Otuz Yıl Savaşı şiddetlenecek, İsveç kralı II. Gustav Almanya’yı işgal edecektir.Během Třicetileté války přístav obsadili Švédové pod velením krále Gustava II.
Jukov, mümkün olduğunu söyledi, fakat takviye kuvvetlere şiddetle ihtiyaç vardı.Jukov a răspuns că este posibil, dar era nevoie disperată de rezerve proaspete.
Şiddetle direnişe geçtiler.Ei trec printr-o rezistență îndârjită.
Arıburnu’nda muharebe şiddetle devam ediyordu.În Oosterbeek au continuat să se desfășoare lupte grele.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Demersul lui a fost vehement criticat.
2011 yazından sonra çatışmalar şiddetlenerek artış gösterdi.În perioada de după alegeri hărțuielile asupra sa au sporit în intensitate.
Lakin Barbaros Hayreddin Paşa buna şiddetle karşı çıktı.Maria Dorothea a refuzat categoric.
Havada kuvvetle dumanlanır, suyla şiddetle birleşir.În stare anhidră fumegă în aer, dizolvându-se în apă cu hidroliză puternică.