Yakup bu fikre şiddetle karşı çıktı.Dahl se tomó en serio la idea.
Bu iddia, iki oyuncu tarafından da şiddetle reddedildi.Esto fue resuelto con respuesta muy negativa de los jugadores de ambos juegos.
Şiddetle karşılandılar.Fueron tomados por sorpresa.
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.Ne seguirà un severo castigo.
Parker'ın 1958 yılında Astrophysical Journal'a sunduğu kâğıt iki yorumcu tarafından şiddetle reddedildi.L'articolo che sottopose all'Astrophysical Journal nel 1958 venne rifiutato dai due revisori.
H270 Yangına yol açabilir veya yangını şiddetlendirebilir; oksitleyici.H270 – Può provocare o aggravare un incendio; comburente.
Bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi.L'effetto che ne risultò fu ancora più violento.
Akşamüstüne doğru olaylar daha da şiddetlendi.E per la sopraggiunta notte il disastro era ancor più grave.
Temuçin’in bu hanımına şiddetle aşık olduğu belirtilmektedir.Ben presto si intuisce che è pazzamente innamorata di quest'ultimo.
Seks ve şiddetle hiçbir zaman işim olmaz.Spero che una cosa così brutale e straziante non accada mai più.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Questa sua decisione fu molto criticata.
Lanz, Cermen neopaganizmi düşüncesine şiddetle inanıyordu.Currie ha riconosciuto immediatamente il significato del fossile.
Ülke, 2003 yılında Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri'nce işgâl edilmesine şiddetle karşı çıkmıştır.Nel 2003 si pronuncia a favore dell'intervento degli USA contro l'Iraq.
Ona sokakta şiddetle çarptım.Я столкнулся с ней на улице.
Acısı şiddetlenerek artar, ancak zirve yaptığı anda birden kesilir.Он совершает зло, но ему горько, когда приходится так поступать».
Giden kadınlar ve kadınları götüren arabacılar şiddetle cezalandırılacaklardır" denilmekteydi.Остальные же жены сильно горюют, что выбор пал не на них: ведь это для них — величайший позор.
Bu terör olaylarını şiddetle kınıyoruz.Решительно осуждаем этот варварский акт терроризма.
Âdem'le birlikte olmayı şiddetle reddeder.Лишь отказавшись от раскаяния (а не после самого греха) Адам перестал быть достойным вечной жизни.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.Как правило, она наступает постепенно и усиливается при физической активности.
Ertesi günler, çatışmalar daha da şiddetlenir.Только в следующий раз, они будут сильнее.
Müslümanlar ataklarını şiddetlendirdiler ve düşmanın boynuna ilmiği geçirdiler.Мусульмане усилили атаку и сомкнули кольцо вокруг сил противника.
Babası bu durumu şiddetle reddedti.Родители отчаянно отрицали этот факт.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Этот план подвергся жесточайшей критике.
Kendi bölgelerine çok bağlıdırlar ve bunu diğer soydaşlarına karşı şiddetle savunurlar.Они очень ревностно охраняют свой участок от остальных сородичей.
Akşamüstüne doğru olaylar daha da şiddetlendi.Последовавшие пытки были ещё более ужасными.
Osman et-Tavilî, Allah'ın emirlerine tam uyup, yasaklarından şiddetle sakınırdı.Для них Саурон был и царем, и богом; и они боялись его чрезвычайно».
Kendisiyle ilgili yapılan Washington Post haberini kamuoyu önünde şiddetle eleştirir.Сообщение об отданном за неё голосе в Вашингтоне её поразило.
Şiddetle direnişe geçtiler.С оказавшими сопротивление жестоко расправились.
Askeri komuta kademesi ayaklanmalara derhal ve şiddetle cevap verir.Начальникам боевых участков настойчиво и энергично выполнять настоящий приказ.
Novalardan çok daha büyük patlama şiddetlerine sahiptirler.Страдает от жесточайших приступов невралгии.
Jukov, mümkün olduğunu söyledi, fakat takviye kuvvetlere şiddetle ihtiyaç vardı.Жуков ответил, что удержать Москву возможно, но для этого срочно нужны резервы.
İzmir'in Yunanlarca işgali fikri Batı dünyasında birçok siyasetçi ve asker tarafından şiddetle eleştirildi.انتقدت فكرة الاحتلال اليوناني لازمير بشدة من قبل الكثير من العسكريون والسياسيون في العالم الغربي.
1 Aralık 1083 tarihinde yani 2 yıl sonra doğmasına rağmen Anna Komnini, bunu şiddetle reddeder.وفي 1 ديسمبر 1083 وعلى الرغم من ولادة طفلهما في 1 ديسمبر اى بعد عامين الا ان ألانا كومينيا تنفى ذلك بشدة.
21–27 Haziran 1981 (1-6 Tir 1360): HMÖ ve hükümet arasındaki çatışmalar şiddetlendi.21–27 يونيو 1981 (1-6 تير 1360): تزايد الصراعات بين المجاهدين والسلطات في الدولة.
Birinci kalp sesi şiddetlenir.تفاوت شدة الصوت القلبي الأول.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.عادة ما يأتي تدريجيا وتزداد شدته بفعل النشاط الجسدي.
ABD Başkanı Barack Obama şiddetle ilgili "derin kaygıları" olduğunu ifade etti.في 18 فبراير، قال الرئيس الأمريكي باراك أوباما أن لديه "قلقاً عميق" جراء أعمال العنف.
2011 yazından sonra çatışmalar şiddetlenerek artış gösterdi.وفي ديسمبر 2009، شهد المحتجون تصاعدًا في وتيرة العنف.
Fakat Cem Sultan bu teklifi şiddetle reddetti.لكنَّ كاترين رفضت هذا المُقترح رفضًا قاطعًا.
Fakat bu infaz edilemez, çünkü çarpışmalar son derece şiddetle devam etmektedir.شخص غير عنيف لأن تلك الجريمة لا تلجا للعنف في ارتكابها.
Her tür muhalif hareket hatta muhalefet şüphesi bile şiddetle bastırılıp yok edilir.كما كانت تجاب دعوات الناشطين في مجال مكافحة التدخين بالتشكك إن لم يكن بالازدراء الكامل.
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.Decide então castigá-los severamente.
Senegal'e gitti ve şiddetle, Fransız dekolonizasyon sürecini eleştirdi.Ele foi, por exemplo, para Senegal e criticou duramente o processo de descolonização francesa.
Jukov, mümkün olduğunu söyledi, fakat takviye kuvvetlere şiddetle ihtiyaç vardı.Jukov respondeu que era possível, mas que precisava urgentemente de reservas .
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Tal proposta foi severamente criticada.
IOC Başkanlığı döneminde Olimpiyat Oyunları'nda özellikle profesyonelliğe şiddetle karşı çıktı.Enquanto presidente do COI se opôs radicalmente ao ingresso do profissionalismo nos jogos olímpicos.
Patrik Mihail, bölgedeki Latin kiliselerini kapattı ve bu da ayrılığı şiddetlendirdi.O patriarca Miguel fechou as igrejas latinas em sua jurisdição, o que só exacerbou a situação.
VI. Konstantinos 793'te bu isyanı da şiddetle bastırdı.Conseguiu suprimir esta revolta com enorme crueldade em 793.
O yıl, ondan şiddetle nefret eden İmparatoriçe Theodora'nın ölümü ile konumu daha da güçlendirildi.Naquele ano, sua posição foi reforçada ainda mais pela morte da imperatriz Teodora (r.
Döndüklerinde, Pompeius ve Crassus Populares partisini Sulla'nın anayasasına şiddetle saldırırken buldular.Após o regresso deles, Pompeu e Crasso encontraram os populares ferozmente atacando a constituição de Sula.
30 Ocak'tan itibaren çatışmalar yeniden şiddetlenmeye başlamıştır devam etmektedir.Os ataques se repetiram a partir do dia 30 de janeiro.
Gerilim şiddetle sürüyor.Agia com violência.
Attila’ya sözde evlilik teklifinin varlığını şiddetle reddettiğini yazdı.Escreveu a Átila negando categoricamente a legitimidade da suposta oferta de matrimónio.
Bajazet Tamerlano'nun kızını alma teklifini şiddetle reddeder.Chega mesmo a tocar no íntimo da sua tia Ophelia.
Sevgilisinin ailesi, kızlarının evlenme arzusuna şiddetle karşı koydu.A família da moça se opôs ao namoro.
Manifest Destiny Demokratların çoğunun güçlü desteğini almıştır ve Whig Partisi ise şiddetle karşı çıkmıştır.A expedição contava com apoio entusiástico do Partido Democrata e com a veemente oposição dos whigs.
Osman et-Tavilî, Allah'ın emirlerine tam uyup, yasaklarından şiddetle sakınırdı.Deus desvelou as obras dos homens bajuladores, com mofa e escárnio desvelou as suas obras.
Sürgünü şiddetle reddeder.Cat violentamente o rejeita.
Şiddetle karşılandılar.Foram bem recebidas.
Arıburnu’nda muharebe şiddetle devam ediyordu.Não obstante, a situação no Ulster continuava sendo de calma tensão.