VI. Konstantinos 793'te bu isyanı da şiddetle bastırdı.Konstantinos đưa binh trấn áp cuộc nổi dậy này với sự tàn ác cực đoan vào năm 793.
Babası Muharrem Ertaş, Neşet'in bu evliliğine şiddetle karşı çıkar.Cha cô kịch liệt phản đối cuộc tình này.
Andropov, şiddetle Afganistan'a müdahale edilmesini savunuyordu.Andropov đóng vai trò quan trọng trong quyết định tiến đánh Afghanistan năm 1979.
Gandi Hindistan'ı iki ayrı ülkeye bölecek her türlü plana şiddetle karşı çıkıyordu.Ông phản đối kịch liệt tất cả những kế hoạch phân chia Ấn Độ thành hai quốc gia độc lập.
Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Đau có thể liên tục, nhè nhẹ suốt ngày, co thắt, nhức nhối từng cơn.
Yalnız, malzemeden çalanlar şiddetle cezalandırılır.悪の戒律以外の者には禍をもたらす。
Gerilim şiddetle sürüyor.暴力に走る傾向がある。
Iskra Menşevikler'in organ gazetesi haline gelmiş ve Bolşevikler'i şiddetle eleştirmiştir.『イスクラ』はメンシェヴィキの機関紙となり、ボリシェヴィキを激しく批判した。
Güneş dışı gezegenlerin keşfi dünya dışı yaşamla ilgili soruları şiddetlendirdi.太陽系外惑星の発見は、地球外生命探索への関心を強めてきた。
IOC Başkanlığı döneminde Olimpiyat Oyunları'nda özellikle profesyonelliğe şiddetle karşı çıktı.IOC会長在任中のブランデージは、いかなる形であれオリンピックにプロフェッショナリズムが持ち込まれることに強く反対した。
Senegal'e gitti ve şiddetle, Fransız dekolonizasyon sürecini eleştirdi.セネガルを訪れた際にはフランスの非植民地化プロセスを激しく批判した。
2011 yazından sonra çatışmalar şiddetlenerek artış gösterdi.2011年の夏以降はクルド人の不満の高まりを受けて武力紛争は暴力性を増した。
O suyu nebizin üstüne döktü ve şöyle dedi: 'İçecekleriniz şiddetlenirse onu(n sertliğini) su ile kırınız.'これは掘り採ってから早いほど良いとされ、「湯を沸かしてから掘れ」とも言われる。
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.敗者(引き分けの場合は両者)は罰ゲームを受ける。
Attila’ya sözde evlilik teklifinin varlığını şiddetle reddettiğini yazdı.彼はまたこの求婚の合法性を頑強に否定する書状をアッティラへ書き送った。
Fakat övmeyle başlayan tartışma şiddetlenir ve birbirlerine küfür etmeye kadar varır.キャップが求めた共闘は固辞しているが、互いに実力を認め合う仲。
Jukov, mümkün olduğunu söyledi, fakat takviye kuvvetlere şiddetle ihtiyaç vardı.トラジュコワは法的に訴える可能性を示していたが、目撃者の多くから協力を拒まれていた。
Gerek İslam alimleri, gerekse Kur'an'ın kendisi böyle bir iddiaya şiddetle karşı çıkmaktadır.太字の鑑(前述の通り「鑒」とも書く)の字を含む人物は義鑑から偏諱を賜った人物である。
1918 yazında saldırılar şiddetlendi.1916年秋、攻勢は頓挫した。
Bu öneri şiddetle eleştirildi.この行為は激しく非難されている。
Kıtlık iyice şiddetlendi.大飢饉が更に深刻化。
Yakup bu fikre şiddetle karşı çıktı.当然、ARRLはその法案に強く反対した。
Gösterilerde kadına karşı şiddetle ilgili daha güçlü tedbirlerin alınması istendi.諸君がこれらの汚職に対して最も厳しい態度で対処することを期待する。
Ama başkan bu olaya şiddetle karşı çıktı.ところが女王がこれに強く反発した。
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.事上,詔嚴捕重懲。
1933 Reichstag seçimlerine doğru, Naziler, muhaliflere karşı şiddetlerini artırdı.」 在1933年3月的帝国议会选举当中,纳粹强化了对敌手的暴力措施。
Fakat övmeyle başlayan tartışma şiddetlenir ve birbirlerine küfür etmeye kadar varır.刁作謙不畏強權,敢於抗爭,甚為世人側目和讚賞。
Yalnız, malzemeden çalanlar şiddetle cezalandırılır.對非禮自己的人會「嚴懲處理」。
6. Pekmezin piş-meden önce şiddetle kaynaması (Konya).(16)難比擒拿捉腳先。
Anne ve baba kuşlar yuvayı şiddetle korurlar.雄鳥和雌鳥共同防禦巢穴。
1918 yazında saldırılar şiddetlendi.1916年夏天铁路工人威胁罢工。
Gandi Hindistan'ı iki ayrı ülkeye bölecek her türlü plana şiddetle karşı çıkıyordu.他強烈反對任何把印度分成兩個國家的提議。
Rusya ile Fransa, Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini şiddetle istiyorlardı.当时英国、法国和俄罗斯均支持希腊独立。
Ama başkan bu olaya şiddetle karşı çıktı.但我认为,人们会对此非常反对。
Akşamüstüne doğru olaylar daha da şiddetlendi.真实情况还要惨烈得多。
Giden kadınlar ve kadınları götüren arabacılar şiddetle cezalandırılacaklardır" denilmekteydi.破得者,若破他國奪得作婦,復有自國反叛誅罰得者,是名破得。
1630 yılında ise Otuz Yıl Savaşı şiddetlenecek, İsveç kralı II. Gustav Almanya’yı işgal edecektir.1632年:三十年戰爭:吕岑战役,瑞典国王古斯塔夫二世战死。
Jukov, mümkün olduğunu söyledi, fakat takviye kuvvetlere şiddetle ihtiyaç vardı.주코프는 가능하지만, 예비병력이 절실히 필요하다고 대답했다.
Parker'ın 1958 yılında Astrophysical Journal'a sunduğu kâğıt iki yorumcu tarafından şiddetle reddedildi.그가 Astrophysical Journal에 1958년 투고한 논문은 두 명에게 거부당했다.
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.떼돈을 벌 정도로 성공했으나, 나중에 그만둠.)
Akşamüstüne doğru olaylar daha da şiddetlendi.그 날 오후 피해는 심각했다.
Fakat buna Lütfi Paşa şiddetle karşı çıktı.파쇼 정권은 이에 크게 반발하였다.
1918 yazında saldırılar şiddetlendi.직접적인 기폭제는 1918년 여름무렵이었다.
Şiddetle direnişe geçtiler.격렬한 저항도 거기까지였다.
1630 yılında ise Otuz Yıl Savaşı şiddetlenecek, İsveç kralı II. Gustav Almanya’yı işgal edecektir.1630년 30년 전쟁에서 스웨덴 국왕이 참전하기로 결정했고, 구스타브 호른은 두 번째 사령관으로 임명되었다.
Bu iddia, iki oyuncu tarafından da şiddetle reddedildi.이러한 합리주의적 비판 작업은 두 선구자에 의해 이루어졌다.
Persler bu isyanı çok şiddetle bastırmış ve Miletos'i yakıp yıkıp ağır cezalandırmışlardır.그러나 섬의 원숭이들이 굉장히 흉폭하였고 침입자인 그를 공격하였다.
Kıtlık iyice şiddetlendi.הרעב היה כבד מנשוא.
Her tür muhalif hareket hatta muhalefet şüphesi bile şiddetle bastırılıp yok edilir.כל תנועה של כל מתחרה, ואפילו הקלה ביותר תגרור עבירה.
Yakup bu fikre şiddetle karşı çıktı.ג'ייקובס התנגדה לכך מאוד.
Kenan ülkesindeki kıtlık çok şiddetlenmişti.במחוז יונאן שרר רעב כבד ביותר.
Babası Muharrem Ertaş, Neşet'in bu evliliğine şiddetle karşı çıkar.אביו של דניאל התנגד נחרצות לנישואים אלה.
Gerilim şiddetle sürüyor.כעסך יעשך חזק.
İrini bu isyanı şiddetle bastırdı.הרצח של גרין עורר זעם רב.
Şiddetle direnişe geçtiler.היו בהם שגויסו למחתרת.
Anne ve baba kuşlar yuvayı şiddetle korurlar.העיר והכלבים מאת יזהר באר.
Von Schirach'ın ailesi bu evliliğe şiddetle karşı çıktı ama Hitler ısrar etti.Семейството на Ширах категорично се противопоставя на този брак, но Хитлер настоява.
Netenyahu ve Levy işbirliği yapamadı ve ikisinin arasındaki rekabet sonraları daha da şiddetlendi.Нетаняху и Леви не си съдействат и съперничеството между двамата се засилва след това.
Parker'ın 1958 yılında Astrophysical Journal'a sunduğu kâğıt iki yorumcu tarafından şiddetle reddedildi.Статията, която той изпраща на Астрофизикъл Джърнъл през 1958 е отхвърлена от двама рецензенти.
Osman et-Tavilî, Allah'ın emirlerine tam uyup, yasaklarından şiddetle sakınırdı.Тогава разкъсвали животното, което въплъщавало бога и го изяждали сурово, изяждайки самия бог.