Roma, şiddetin sınırına gelmişti.Sytuacja w Rzymie była na krawędzi wojny domowej.
Tarihsel süreç içerisinde Osmanlı ile Avusturya arasında şiddetli çatışmalar olmuştur.Wewnątrz niego zarysowywała się stopniowo rywalizacja między Prusami a Austrią.
Kahire'de kitle gösterileri ve şiddet eylemleri giderek sıklaştı.Tymczasem w Kairze w dalszym ciągu trwały zmasowane demonstracje.
2005 yılında şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrıldılar.W 2005 roku zmarł z powodu nagłego zatrzymania krążenia.
1926) Dünya Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele GünüMiędzynarodowy Dzień Osób Niepełnosprawnych Dzień Walki z Dyskryminacją Osób Niepełnosprawnych.
Şiddetli Augustinism’i destekliyordu.W epistemologii opowiadał się na rzecz augustynizmu.
Bandın dentat çizgiye çok yakın yerleştirilmesi durumunda, hemen sonra şiddetli ağrı görülür.W przypadku umieszczenia gumki zbyt blisko linii grzebieniastej od razu pojawia się intensywny ból.
Bulunan tüm yapılar şiddetli bir yangınla tahrip olmuştur.Każdy z nich uległ zniszczeniu wskutek pożaru.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, göstericilere karşı şiddet kullanımını kınamıştır.Zaniepokojenie rosnącą przemocą wyraził sekretarz generalny ONZ, Ban Ki-moon.
Erişim tarihi: 24 Mayıs 2013. Emniyet Genel Müdürlüğü resmi sitesinde polis şiddeti Kanunlar ve polis şiddetiUstawa z dnia 24 maja 2013 r. o środkach przymusu bezpośredniego i broni palnej.
Zaman zaman şiddetli dolu yağışları olur.Okazjonalnie występuje intensywny deszcz.
Polisin grevi kırma girişimi şiddet olaylarına yol açtı.Przyczyną otworzenia ognia do cywili było naruszenie godziny policyjnej.
1934'ten beri ülkede yaşanan en şiddetli depremdir.Jest to najsilniejsze trzęsienie ziemi w tym regionie od 1956 roku.
Hava çok şiddetli soğuk.Pogoda bardzo dotkliwie zimna.
Gandi Hindistan'ı iki ayrı ülkeye bölecek her türlü plana şiddetle karşı çıkıyordu.Gandhi var kraftigt emot varje plan som delade Indien i två separata stater.
1946 ile 1948 yılları arasında 5.000'den fazla insan şiddet eylemlerinde öldü.Mellan 1946 och 1948 dödades över 5 000 personer i våldsamheter.
Pirinç ayaklanmaları modern Japonya tarihinde kapsamı, boyutu ve şiddeti bakımından eşsizdi.Risupploppen är utan like i modern japansk historia, gällande omfattning och våldsamhet.
Dedi ki: Azâbın şiddetinden kormak ve büyük sevaplara teşvik etmekle.(Ordagrant: "(Jag driver) mycket stora tackar!" och "(Jag driver) väldiga tackar!")
Eleştiriler, Şaron’un, ziyaretinin şiddeti tetikleyeceğini bildiğini ve ziyaretinin politik olduğunu belirtti.Kritiker menar att Sharon visste att besöket skulle leda till våld och att målet med hans besök var politiskt.
Hepatit C, vakaların yalnızca %15’inde şiddetli belirtilere sebep olmaktadır.Hepatit C ger bara upphov till akuta symptom i 15 % av fallen.
Şiddet istemiyorum.Jag tror inte på våldet.
Kişinin şiddetli (ciddi) bir enfeksiyonu varsa virüs, vücutta daha hızlı bir şekilde yayılır.Om en person har en svår (allvarlig) infektion, reproduceras viruset mycket snabbare i kroppen.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, göstericilere karşı şiddet kullanımını kınamıştır.FN:s dåvarande generalsekreterare Ban Ki-moon har fördömt våldet mot demonstranter som oacceptabelt.
Bu yürüyüşün teması ise kadına karşı uygulanan şiddetti.Den här artikeln handlar om den rörelse som kallats kvinnorörelsen.
Bu belirtiler hafif veya şiddetli olabilir ve sağlıklı kadınlarda ortalama altı gün sürebilir.Dessa symptom kan variera från lindriga till svåra och hos friska kvinnor varar de i genomsnitt i sex dagar.
20 Ekim - Kaliforniya'da şiddetli yangınlar başladı.8 oktober – Allvarliga skogsbränder härjar i Kalifornien.
Ağrının şiddeti, baş ağrısının süresi ve atak sıklığı değişir.Smärtans svårighetsgrad, huvudvärkens varaktighet, och anfallsfrekvensen varierar.
Crohn hastalığı da mide iltihabının bulaşıcı olmayan (sık sık şiddetli) bir kaynağıdır.Crohns sjukdom är också en icke-infektiös orsak till (ofta allvarlig) gastroenterit.
Persler bu isyanı çok şiddetle bastırmış ve Miletos'i yakıp yıkıp ağır cezalandırmışlardır.Erinyerna tänktes förfölja missdådare och driva dem till vansinne.
Şiddet devam ediyordu.Våldet tar över.
Kadınlar, erkeklere göre daha şiddetli hastalanırlar.Kvinnor är mer benägna att bli allvarligt sjuka än män.
Enfekte olan hayvanlarda hiç belirti görülmeyebilir ya da hafif veya şiddetli belirtiler ortaya çıkabilir.Djur som smittats kan ha inga, milda eller svåra symptom.
Sol siyasetçilerin şiddetle karşı çıktığı özelleştirme politikası, Thatcherizm'le birlikte anılır oldu.Privatiseringspolitiken, som var avskydd av många vänstersinnade, har blivit synonym med thatcherism.
Bazı bakteriyel enfeksiyonlar, şiddetli karın ağrısıyla ilişkili olabilir ve birkaç hafta sürebilir.Vissa bakterieinfektioner förknippas med svåra buksmärtor som kan vara i flera veckor.
Şiddet ve savaşın insanlaşmış hali.Mobbning och våld i verkligheten.
Bir baş ağrısının şiddeti, şiddetli ağrıya neden oluyorsa.Man tar en huvudvärkstablett när man har huvudvärk.
Filistin otoritesi her türlü şiddete karşıdır.”Finland fördömer användandet av våld."
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.Den kommer oftast successivt och förvärras av fysisk aktivitet.
Fikir Basel'deki 6. Siyonist Toplantısında ele alındı ve şiddetli bir tartışmaya neden oldu.Idén lades fram för World Zionist Organization vid deras sjätte kongress vilken ägde rum i Basel.
Kişide ayrıca (genellikle gastrointestinal kanalda şiddetli kanama görülebilir.)Den drabbade personen kan också ha en allvarlig blödning (oftast i mag-tarmkanalen.)
90'lı yıllarda grup bazı şiddet olaylarıyla gündeme geldi.Under 1990-talet var gruppen aktiv i sin våldsverksamhet.
Bandın dentat çizgiye çok yakın yerleştirilmesi durumunda, hemen sonra şiddetli ağrı görülür.Om bandet placeras för nära linea dentata gör det väldigt ont precis efteråt.
Hastalığın bir diğer adı olan “kırık kemik ateşi” ağrının ne denli şiddetli olabileceğini ifade eder.Sjukdomens öknamn, "benbrytarfeber", beskriver hur svår smärtan kan vara.
Kişinin dang hastalığı şiddetli ise, kanı incelendiğinde başka değişiklikler de görülebilir.Om personen har svår dengue, kommer det också finnas andra förändringar som syns om blodet studeras.
Perimenopoz sırasında, şiddeti azalmadan önce belirtileri sıklıkla daha kötüye gider.Under perimenopaus blir symtomen ofta värre innan de minskar i svårighetsgrad.
Bu ateşe ise konvoydan şiddetli şekilde cevap verilmiştir.Domkyrkan drabbades hårt av branden.
Yangı o derece şiddetli olabilir ki septik şok meydana gelebilir.Denna kan övergå i septisk chock med högt CRP-värde.
Şiddet ve aksiyonu sever.Sandy tycker om aktivitet och utmaningar.
Ancak yeni suşların şiddetli salgınları durumunda % 33 gibi yüksek değerlere de çıkabilir.Å andra sidan finns det stora skillnader mellan könen då hanarna i genomsnitt är 33% större.
Söz konusu tedbir kararları zaman zaman içeriği ve şiddeti ağırlaşarak 18. yüzyıla değin sürmüştür.Titeln Millennium betyder årtusende och syftar på att oron och våldet ökade inför det nya årtusendet.
O suyu nebizin üstüne döktü ve şöyle dedi: 'İçecekleriniz şiddetlenirse onu(n sertliğini) su ile kırınız."Och han tog en bägare, tackade Gud och gav åt dem och sade: "Drick alla av den.
Kadınlar slalom yarışı şiddetli rüzgar nedeniyle 14 Şubat'tan 16 Şubat tarihine ertelendi.Notering: Tävlingarna i Kontiolahti den 10-12 februari har ändrats om pga kraftig kyla.
Şiddetli ampiyem vakalarında, ameliyat gerekli olabilir.I vissa extra svårbehandlade fall kan operation bli nödvändig.
Çocuklar hem şiddetin uygulayıcısı, hem de şiddetin mağdurudurlar.Barn som utsätts för våld och övergrepp.
Beaufort Rüzgâr Şiddeti Skalasına bakınız.För en vindskala, se Beauforts skala.
"Okulda Şiddete Hayır!"Inbrott i skolan!
Akli siyasetin diğer bir şeklinde ise devlet yönetimi şiddet ve cebire dayanır.I samarbete med andra polisiära organ upprätthålla allmän ordning och säkerhet.
Kahire'de kitle gösterileri ve şiddet eylemleri giderek sıklaştı.Slumpvisa attacker mot homosexuella ökade i Castro.
Şiddeti adlandırmaktan çekinmemiştir.Hon var inte rädd för att kritisera.
ABD Başkanı Barack Obama şiddetle ilgili "derin kaygıları" olduğunu ifade etti.USA:s president Barack Obama var snabb med att fördöma "militärkuppen".