Kıyaslar toplumsal ayrım ve şiddeti körükleyen etkenlerdir.Andere stromingen maken een onderscheid tussen individueel geweld en georganiseerd geweld.
Karanlık ortamlarda şiddetlenen semptomun dikkat dağınıklığına neden olduğu gözlenmiştir.Er heerste alom verwarring door de slechte zichtbaarheid in de donkere bossen.
Bu yaşananlar neticesinde Burundi İç Savaşı şiddetini arttırmıştır.Is ervan overtuigd dat het geweld tegen Botswana de situatie hebben verergerd.
Ceset ile öyle şiddetli sevişir ki çürümüş beden kollarının arasında çatlamaya başlar.Daar wordt het zo intens tussen hen dat het eindigt in een kus.
Şiddetle direnişe geçtiler.Ze gingen het verzet in.
Gerginlik tırmanmış ve çatışmalar şiddetlenmiştir.De spanningen bouwden op, het conflict bleef escaleren.
Şiddetli rüzgar esti.Er stond veel wind.
Şiddetli rüzgâra karşı yapılacak en etkili önlem, yelkene camadan vurmaktır.Diegene wie het verst van de lat af schiet, moet gaan keepen.
Kıskançlık ve şiddet birbirini takip eder.Progressie en repressie volgen elkaar op.
Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır’dan geldi.De eerste uitbarsting van ongenoegen vond plaats in Egypte.
Mahajanga, 2004 yılında yaşanan şiddetli fırtınalarda Komorlar ile birlikte önemli oranda zarar görmüştür.In 2004 heeft de orkaan Jeanne hier veel slachtoffers gemaakt.
Ülkenin doğu kıyıları belirli aralıklarla şiddetli tropikal fırtınalara ve siklonlara maruz kalabilmektedir.Madagaskar heeft door zijn ligging veel last van tropische stormen en passaatwinden.
Sürekli şiddetli öksürükleri başlamıştı.Zijn handen beefden onophoudelijk.
Ailurofobi veya kedi korkusu, şiddetli olabilen kedilerden korkma halidir.Het diertje is niet schuw, en kwetsbaar voor verwilderde huiskatten.
Fakat bu infaz edilemez, çünkü çarpışmalar son derece şiddetle devam etmektedir.Het is niet mogelijk om de strijd te ontlopen, want de strijd wordt je opgedrongen.
Şiddet ve İnsan Hakları."Media en mensenrechten.
3-18 aylık yaştaki genç hayvanlar erginlere göre daha şiddetli olarak etkilenirler.Na 18 tot 30 maanden is het dier geslachtsrijp.
Gerçi bu kaza sonrasında hiç kimse yaralanmadı, fakat trenin motoru şiddetli bir şekilde zarar gördü.Niemand raakte gewond, maar de neus van het vliegtuig was zwaar beschadigd.
İlk Millet Meclis'inde İkinci Grup içinde yer aldı ve en şiddetli muhaliflerden biri oldu.Hij behoorde in de Tweede Kamer tot de conservatiefste leden.
"Okulda Şiddete Hayır!"Themanummer: Geweld op school.
Şiddet olayları Paris'ten diğer kentlere ve kırsal kesimlere yayıldı.De rellen breidden zich snel uit naar andere zones van de stad Parijs, en naar andere steden.
Musul’u savunan Kazıkçı Hüseyin Paşa’nın şiddetli direnişi nedeni çok zayiat verdiğinden geri çekildi.Daarbij kwam dat de onder Mussolini aardig onderdrukte maffia erin slaagde zijn macht terug te veroveren.
7 Ağustos 1992'de Sussuzdağ karayolu için şiddetli bir savaş vardı.Op 7 augustus 2010 vond er vanwege hevige neerslag een dambreuk plaats.
İki düşman tünel birbiriyle karşılaşınca şiddetli savaşlar meydana geliyordu.Toen de twee optochten elkaar kruisten ontstonden vechtpartijen.
Çıkarma şiddetli geçmiştir.De terugtocht verliep moeizaam.
Gerilim şiddetle sürüyor.Onze relatie werkt verstikkend.
Yapımcı Jack L. Warner, James Stewart'ın Charles Lindbergh rolünede oynatılmasına şiddetle karşı çıkıyordu.Jack Warner zag niets in James Stewart als Lindbergh.
İki ordu arasında şiddetli bir çarpışma başladı.Het wordt een hevige strijd tussen twee legers.
Cunta bazı reformları başlattı fakat şiddet tırmanmaya devam etti.Cîteaux sloot zich niet aan bij de hervorming van La Trappe, maar voerde zelf een gematigde hervorming in.
Protestonun şiddetli ayaklanmasının sonucu Kanlı Pazar olarak bilinir.De dag waarop deze opstand bloedig de kop werd ingedrukt, is bekend komen te staan als Bijltjesdag.
Gökyüzü şiddetle kükresin Yıldırımlar Ateşler ile yağsın!Zij leidt naar de hemel en bestaat uit vlammen.
Şiddetli bir hastada büllü amfizem.Temnospondyle amfibieën waren zwaar getroffen.
Şiddetli muharebeler başladı.Dan begon het serieuze duwwerk.
Şiddetli bir çarpışma yaşandı.Er volgde een harde strijd.
Böylece kendisine şiddet uygulanmıyordu.Hij mocht geen geweld gebruiken.
1906 ve 1907'de çeşitli şiddet eylemlerinde bulundu.Uiteindelijk raakte men het eens, in 1906 en 1907 maakte men werk van de onteigeningsprocedures.
Bunun yanı sıra şiddet içeren çeşitli gerçek görüntüler de videoda bulunmaktadır.In de videoclip komen ook diverse beelden uit de film voor.
Ancak 14 Haziran'da protestolar büyüdü ve daha fazla şiddet içerir hale geldi.Op 24 augustus duurden de ongeregeldheden voort en werden gewelddadiger.
Geri kalan kısım savaşın daha şiddetli olduğu Hocalı'ya gönderildi.De rest van het land werd zonder veel geweld heroverd.
Donohue sendromu (diğer adıyla Leprechaunizm) aşırı derecede nadir ve şiddetli bir genetik bozukluktur.Het syndroom van Donohue of leprechaunisme is een zeer zeldzame en ernstige genetische aandoening.
Şiddete de başvurarak zenginlerin mallarına el koyar ve fakirlere dağıtır.De bende besteelt enkel de rijken en deelt de buit uit aan de armen.
Bayağı şiddetli geçen maçın galibi Ambrose oldu.Zij zagen in Ambrose een veel waardiger kampioen.
Buradan kurtulan kahramanımız onlara karşı şiddetli bir mücadeleye başlar.De vonckisten begonnen hier een verwoede strijd tegen.
20 Ekim - Kaliforniya'da şiddetli yangınlar başladı.Op 21 oktober 2007 braken er diverse bosbranden in Zuid-Californië uit.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Het boek werd destijds hevig bekritiseerd.
Firmalar arası rekabetin şiddeti.Geschillencommissies voor geschillen tussen bedrijven onderling.
IOC Başkanlığı döneminde Olimpiyat Oyunları'nda özellikle profesyonelliğe şiddetle karşı çıktı.Juist tijdens zijn voorzitterschap had de Olympische beweging het moeilijk.
Doktor bu şiddet yöntemlerinden hayal kırıklığına uğrar.Het publiek ervoer dit soort vormen van geweld als zeer schokkend.
Askeri komuta kademesi ayaklanmalara derhal ve şiddetle cevap verir.Het leger werd opgedeeld tussen verschillende commandanten om de opstand snel en doeltreffend neer te slaan.
Annesi şiddetli bir biçimde öksürmeye başlar, William ona su uzatır.Daar vindt hij het vermoedelijk lijk van zijn moeder en start William met hem te verstikken.
Bir durumdan çıkış olarak, şiddet kullanma.Gebruik geen geweld als uitweg uit een situatie.
Şiddetli yağmur yağdı.Het regende hard.
Şiddetli bir yağmur yağdı.Het regende hard.
Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.Uzyskali (choć nie bez trudu) wyroki uniewinniające.
Aile içi şiddet görmüştür.Przemoc w rodzinie.
Plato'nun döneminde birçok yunan matematikçi ani ve şiddetli bir değişime girmiştir.Przed czasami Platona, grecka matematyka przeszła drastyczną zmianę.
Erich Fromm: Sevginin ve Şiddetin Kaynağı.Erich Fromm: O sztuce miłości.
Savaşın bitmesi ve uçaklara karşı askeri talepin bitmesi BFW'yi şiddetli sarstı.Koniec wojny mocno dotknął BFW, ponieważ zapotrzebowanie na samoloty wojskowe upadło.
Beyazlarla köleler arasında sık sık şiddetli çatışmalar çıkardı.Pomiędzy kolonizatorami a ich czarnymi niewolnikami często dochodziło do ostrych konfliktów.
20 Ekim - Kaliforniya'da şiddetli yangınlar başladı.20 października – początek wielkich pożarów w Kalifornii.