Sivil direniş İsyan kontrolü Şiddetsiz direniş ProtestoDistúrbio Manifestação Revolta Violência urbana
Buna karşılık, ilk şiddetli tepki Mısır’dan geldi.A reação mais violenta veio do Irão.
Tüm popüleritesine rağmen, içerdiği aşırı şiddet Tom ve Jerry'nin eleştirilere maruz kalmasına neden oldu.Mesmo tendo feito praticamente tudo sozinha, deixou que Tom e Jerry levassem todo o crédito.
Şiddet fikrini okuyuculara tanıtmak istedim.Combateu a submissão do ensino às ideias religiosas.
Ancak Pers tepkisi şiddetli oldu.O PS reagiu violentamente.
Arıburnu’nda muharebe şiddetle devam ediyordu.Não obstante, a situação no Ulster continuava sendo de calma tensão.
Şiddetli bir sıvı kaybı endişesi olduğunda, elektrolitler ve böbrek fonksiyonu da kontrol edilmelidir.Caso haja suspeitas de desidratação severa, devem ser analisados os níveis de eletrólitos e de creatinina.
Aspirin orta şiddette-şiddetli migren ağrılarını giderebilir ve etkisi sumatriptan ile benzerdir.A aspirina pode aliviar dores moderadas a graves, com eficácia idêntica ao sumatriptano.
Alarm verildikten sonra başlayan muharebe çok şiddetli geçer.Uma ação deve ser tomada imediatamente após o sinal de alerta desaparecer.
Eğer çocuk aniden ve şiddetli ağlarsa yetişkinler ağlamanın acıdan kaynaklandığını düşünürler.Quando ameaçados ou perturbados, os adultos fingem-se de mortos.
Bu varlık içinde bile daha büyük şiddet yarattın ve günahkar oldun.Aqui as torturas só pioram e os pecados também.
1734 - Şiddetli bir deprem oldu.Em 1731, um terramoto forte atinge a cidade.
Bu esnada, Almanya birlikleri ile Polonya birlikleri arasındaki şiddetli sokak savaşları devam etti.Em seu interior, uma luta aguerrida entre alemães e polacos continuava.
Genelde sessiz olmakla birlikte çok fazla sigara içer ve aşırı şiddete meyillidir.Ela está sempre sorrindo cinicamente e fuma muito.
Gayet şiddetli bir fırtına esmektedir.Depois veio uma verdadeira tempestade.
1812 - Venezuela'nın Karakas şehri, şiddetli bir depremle tahrip oldu.1812 — Um sismo destrói Caracas, Venezuela.
Sürekli şiddetli öksürükleri başlamıştı.Você sempre tinha uma grande batida.
Aynı yıl Bulgarlar Türklere karşı şiddet hareketlerine giriştiler.Foi também durante esse tempo que ele lançou seu próprio ataque contra os Turcos.
2011 yazından sonra çatışmalar şiddetlenerek artış gösterdi.Em meados de julho, os combates se espalharam pelo país de forma mais violenta.
Her ikisinde de şiddetli reaksiyonlar oluşur.Em ambos há belas intarsias.
Yine anne baba arasında şiddetli tartışmalar yaşanır.Muito apegado a sua mãe teve uma relação difícil com seu estrito pai.
2003'te yapılan açıklamayla ise örgütün tümünün şiddet olaylarına son verdiğini duyuruldu.Embora a violência eclodiu em 1996, a maioria dos protestos organizados pelo movimento terminou em paz.
Şiddetin, gücün tecessüsüdür (cismanileşmesi).O Círculo acredita que criação é poder.
Bu gemilerin sahip olduğu top mermileri, çok şiddetli bir ateş gücüne sahiptir.Storm: Estas naves têm o maior poder de fogo.
Sürekli tartışan çift şiddetli bir ilişki yaşadılar.Agora ambos disputavam diretamente uma única vaga.
Robert, kendisine pay edilen güçten memnun değildi ve babası ve kardeşleri ile şiddetli bir çekişmeye girişti.Parecia não temer a Deus e estava em oposição a seus dois irmãos mais novos.
Karabağ Savaşı'nın bittiği 1994 yılından beri en şiddetli çatışmaların gerçekleştiği bildirilmiştir.Os confrontos foram definidos como "o pior" desde o cessar-fogo de 1994.
İnsanlar şiddetten yorgun düşüyorlardı.O povo estava cansado de violência.
Pirinç ayaklanmaları modern Japonya tarihinde kapsamı, boyutu ve şiddeti bakımından eşsizdi.De opstanden waren ongekend in de modern-Japanse geschiedenis qua omvang en geweld.
"Bana kızıyor mu, şiddetli azap mı yapacak?" dedi.Bakoenin schreef: “Volgt hieruit dat ik alle gezag verwerp?
Sağ kanatta, Yartzevo yakınlarındaki ormanlık bölgede şiddetli çatışmalar patlak verdi.Aan de rechterflank braken zware gevechten uit in de bossen bij Jartzevo.
Joe Legend ile Sex and Violence (Seks ve Şiddet) bağ takımının bir parçası olmuştur.Hij vormde een tag team met Joe Legend als "Sex and Violence".
Enfekte olan hayvanlarda hiç belirti görülmeyebilir ya da hafif veya şiddetli belirtiler ortaya çıkabilir.Dieren die geïnfecteerd zijn, kunnen geen symptomen, lichte symptomen of ernstige symptomen vertonen.
Adrenalin genelde krupun şiddetini 10–30 dakika içinde azaltsa da, olumlu etkisi sadece 2 saat kadar sürer.Adrenaline geeft gewoonlijk al binnen 10–30 minuten verlichting, maar dat effect houdt vaak slechts 2 uur aan.
Bryansk yakınlarında, şiddetli Alman direnişine karşın Sovyet orduları yönünden işler aynı derecede iyi gitti.Nabij Bryansk verliepen de acties even goed voor de Sovjetlegers, ondanks Duitse tegenstand.
Aynı genin daha az şiddetli bir mutasyona maruz kalmasıyla oluşur.Deze vorm wordt veroorzaakt door een minder ernstige mutatie van hetzelfde gen.
Rutin C vitamini takviyesi nezle riskini ya da şiddetini azaltmaz.Regelmatige inname van vitamine C-supplementen verkleint het risico of de ernst van de verkoudheid niet.
Amaçlarına ulaşmak için şiddet ve teröre başvurmuşlardır.Hij gebruikt geweld en intimidatie om te krijgen wat hij wil.
Çocukken, alkolik olan babasından şiddet görmüştür.Als kind misbruikte haar alcoholistische vader haar.
Köpek Beli'nde çok şiddetli çatışmalar oldu.Er bestaan al heel lang hondengevechten.
Bu nedenle de püristler tarafından şiddetle eleştirildi, özellikle Ethel Barrymore tarafından.In het bijzonder werd hij beïnvloed door de fauvisten en vooral ook door Henri Matisse.
Bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi.Het geweld werd nog sterker verminderd.
Şiddetli ağrılar olabilir.Kan uiterst pijnlijk zijn.
Violencia adı verilen şiddet olayları meydana geldi.De periode van geweld werd La Violencia genoemd.
Grup fazlasıyla şiddet yanlısıdır.De groep blijkt nogal gewelddadig te handelen.
BAU Şiddet Suç Analizi, FBI Ulusal Merkezi'nin bir parçasıdır.Het National Crime Squad is een soort tegenhanger van de Amerikaanse FBI.
Şiddet istemiyorum.We zullen geen geweld gebruiken.
Şiddet sırasında en az bir kişi öldü.Bij de aanslag viel één dode.
Şiddet ve kan, kutsal topraklara dökülecekti.Zij stierf in een geur van heiligheid.
Bu sebeple MTV videoyu yayım listesinden şiddet içerikli görüntüler barındırdığı sebebiyle kaldırmıştır.MTV verwijderde de clip echter van haar playlist omdat het geweld vertoonde.
Bu şiddetli ataklar ve kaza gibi durumlar için gereklidir.Dit kan nodig zijn bij heel grote ongevallen of rampen.
Fakat övmeyle başlayan tartışma şiddetlenir ve birbirlerine küfür etmeye kadar varır.Bij het schaambeen is de schacht recht; het beenschort tussen beide schaambeenderen is nauw.
Yalnız şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.Dat geldt niet alleen bij een stevige verkoudheid.
Bu bölümde ayrıca bir başka şiddet için de bölüm bulunmaktadır.Ook wordt geweld vermeden in deze reeks.
Yansıyan ışınların şiddeti bir detektör ile ölçülür.De sterkte van de resterende straling wordt gemeten door de detector.
Her ikisinde de şiddetli reaksiyonlar oluşur.In beide landen leidde dit tot heftige reacties.
1976 - Guatemala ve Honduras'taki 7,5 şiddetindeki depremde 22.778 kişi öldü.1976 - 22.000 mensen komen om bij een aardbeving in Guatemala en Honduras.
Dolayısıyla, etnik barış, çatışmanın olmaması değil, şiddetin yokluğudur.Vrede en geweldloosheid: Al het geweld moet afgekeurd worden.
Şehirde pek çok kez şiddetli depremler meydana gelmiştir.Daardoor braken de frames veelvuldig.
1986 - San Salvador'daki 7,5 şiddetinde depremde yaklaşık 1.500 kişi öldü.1986 - Een aardbeving in San Salvador doodt 500 mensen.