20. madde de; şiddet propagandalarını yasaklar.X: Proibita la distribuzione.
Lokomotifin ön tarafı şiddetli hasar gördü, hurdaya çıkma olasılığı var.Il castello motore era posizionato a sbalzo, nella parte anteriore della fusoliera.
Temuçin’in bu hanımına şiddetle aşık olduğu belirtilmektedir.Ben presto si intuisce che è pazzamente innamorata di quest'ultimo.
Seks ve şiddetle hiçbir zaman işim olmaz.Spero che una cosa così brutale e straziante non accada mai più.
Ancak 14 Haziran'da protestolar büyüdü ve daha fazla şiddet içerir hale geldi.Il 4 giugno ripresero le manifestazioni, con nuovi incidenti.
Tarihsel süreç içerisinde Osmanlı ile Avusturya arasında şiddetli çatışmalar olmuştur.La crisi bulgara ebbe serie conseguenze nei rapporti fra Austria e Russia.
Kent ve Siyasal Şiddet.Terrorismo e violenza politica.
Gerekli tedavi, yanığın şiddetine göre değişmektedir.Il trattamento varia a seconda della causa della poliuria.
Püskürmelerden önce genellikle düşük şiddette depremler görülür.Alla minima siccità è frequente la caduta di frutti immaturi.
Şiddetli muharebelerin sonunda, 1945 yılının Mart ayında yeniden imha edildi.L'attesa liberazione giunse solo agli inizi di maggio 1945.
Aile içi şiddet de barındıran kavgalı bir ilişkiden sonra çift 1969'da boşandı.Tra accuse di abusi domestici e problemi finanziari, la coppia divorziò nel 1962.
Bu öneri şiddetle eleştirildi.Questa sua decisione fu molto criticata.
1946 ile 1948 yılları arasında 5.000'den fazla insan şiddet eylemlerinde öldü.Nell'ambito di questo conflitto fra il 1948 e il 1958 morirono oltre 200.000 persone.
Spastisite, kasların şiddetli derecede kasılı kalması halidir.Se troppo stretti, gli zoccoli causavano piaghe.
Bastırılmış aile gizemleri ve şiddet tehditleri ortaya çıkar.Appare in Una nuova speranza e La minaccia fantasma.
Aradan bir süre geçince yeniden, bu sefer eskilerden daha şiddetli bir moral çöküntüsüne uğradı.E da quel giorno l'amore, stavolta senza più ostacoli, sboccia nuovamente.
Filmlerinde şiddetin çoğu ve önemsiz karakter diyalogları daha çok sahne dışında gerçekleşir."Oggi la menzogna, più nel cinema che altrove, circola in maniera straordinaria.
P223 Şiddetli tepkime ve alevlenme olasılığından dolayı, su ile herhangi olası temasından kaçının.P223 – Evitare qualunque contatto con l'acqua.
Babesiosis'te gelişen hemolitik anemi, şiddetli seyrettiğinde tedavide kısa vadede sonuç almak zorlaşır.La diuresi forzata alcalina sembra inutile nel caso di intossicazione da barbiturici a breve durata d'azione.
Mihaloğlu Mehmed Bey İznik'e girdiği sırada şiddetli çarpışmalar yaşanır.Per poter combattere contro il sindaco Kreissack, però, serve la difficoltà intermedia Veterano.
1986'da filmin küfür, çıplaklık ve şiddetten dolayı sansüre uğramış kurgusu CBS'de gösterildi.L'album fu censurato nel 1986 a causa dei testi istiganti la violenza e il sessismo.
Bir gün şiddetli bir fırtınanın ardından öldüğü açıklandı.Più tardi, anche lei viene uccisa dalla Tempesta Trasparente.
Lanz, Cermen neopaganizmi düşüncesine şiddetle inanıyordu.Currie ha riconosciuto immediatamente il significato del fossile.
Şiddet ve savaşın insanlaşmış hali.Stabilità e crisi di una città.
Ülke, 2003 yılında Irak'ın Amerika Birleşik Devletleri'nce işgâl edilmesine şiddetle karşı çıkmıştır.Nel 2003 si pronuncia a favore dell'intervento degli USA contro l'Iraq.
Şiddetin, gücün tecessüsüdür (cismanileşmesi).La violenza è il mio forte!
O, havlayan köpeğe şiddetli bir tekme attı.Он сильно пнул лающую собаку.
Şiddete başvurmamalıyız.Нам не следует прибегать к насилию.
Sırtında ve bacaklarında şiddetli ağrı hissetti.Он чувствовал сильную боль в спине и ногах.
Ağrı ne kadar şiddetli?Сильно болит?
Ona sokakta şiddetle çarptım.Я столкнулся с ней на улице.
"Bana kızıyor mu, şiddetli azap mı yapacak?" dedi.Ли утверждал, что это не он принес его туда, и отделался небольшим наказанием.
Acısı şiddetlenerek artar, ancak zirve yaptığı anda birden kesilir.Он совершает зло, но ему горько, когда приходится так поступать».
Fakat o gün çok şiddetli yağmur yağmaktadır.В тот день был отмечен сильный туман.
Aynı zamanda hareket, şiddet içermeyen direniş yöntemlerine uyduğunu vurguladı.При этом движение подчеркнуло, что придерживается ненасильственных методов сопротивления.
İçişleri bakanı iken 1904 yılında demiryolları işçilerinin grevini şiddetli bir şekilde bastırdı.Как министр внутренних дел он жестко подавил забастовку железнодорожников в 1904 году.
Şiddeti Durdurun Hareketi, Scott La Rock'ın ölümünden sonra kurulmuştur.Через пять месяцев после релиза Scott La Rock был убит.
Şiddet karşıtlığı (Sözlü ve Fiziksel).Одиночество (и моральное, и физическое).
Yaklaşık olarak bu zamanlarda NASA rehberleri adada şiddetli anormal sıcaklık değişimleri gözlemlemiştir.Примерно в то же время спутники NASA фиксируют на острове резкие температурные аномалии.
Yiyecekler aracılığıya vücuda girerek, şiddetli kusma, ishal yapar.В Сретенье метель дорогу переметает, корм подметает (к неурожаю).
Şiddet ve İnsan Hakları."«Религия и права человека.
Oldukça şiddetli (ağırlaşmış) bir nebizdi."Как же скверно это место прибытия»!
Hugo Kasırgası, 1989 yılında meydana gelen şiddetli kasırga.Хьюго — разрушительный атлантический ураган 1989 года.
Tekbir getiren saldırganlar, göstericileri şiddetli bir biçimde dövdü.Тех, кто пытался встать, жестоко избивали.
90'lı yıllarda grup bazı şiddet olaylarıyla gündeme geldi.В 90-х нам казалось, что мы совершаем некий прорыв.
İlk iki ay içinde şiddet artacak ve 2000 beyaz öldürülecek, 280 şeker çiftliği yakılmıştır.В ближайшие 2 месяца восставшими рабами убито 2000 белых и уничтожено 280 сахарных плантаций.
Yusuf yedi yıl bolluk olacağını, yedi yıl ise çok şiddetli bir kıtlık olacağını söyledi.Иосиф толкует сны так, что сперва будет семь изобильных лет, а затем будет семь лет голода.
8 ekimde, Tel Aviv’de, binlerce Yahudi İsrailliler şiddet eylemlerine katıldı.8 октября тысячи евреев участвовали в насильственных действиях против израильских арабов.
Şiddet istemiyorum.Ненасильственность.
1992'de istasyonun ana binası şiddetli bir yangın sonucu zarar gördü ve 1997'de yeniden inşa edildi.В 1992 году главное здание претерпело сильный пожар и было восстановлено к 1997 году.
Şiddetli bir çarpışma yaşandı.Произошло ожесточенное сражение.
Giden kadınlar ve kadınları götüren arabacılar şiddetle cezalandırılacaklardır" denilmekteydi.Остальные же жены сильно горюют, что выбор пал не на них: ведь это для них — величайший позор.
Savaş hem daha şiddetli ve kesin sonuca götüren hale gelmiş hem de törensel ögelere bürünmüştür.Они займут еще более скверное место и еще больше сбились с прямого пути».
Ona göre, "Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır."«Война есть продолжение политики иными, насильственными средствами».
Şiddetli Çekirdek Kuvveti: Gluon (yani 'tutkal' parçacığı) tarafından iletilir.Благоразумный разбойник (толкование притчи) (неопр.).
Bu terör olaylarını şiddetle kınıyoruz.Решительно осуждаем этот варварский акт терроризма.
Âdem'le birlikte olmayı şiddetle reddeder.Лишь отказавшись от раскаяния (а не после самого греха) Адам перестал быть достойным вечной жизни.
Büyük şiddette depremler az sıklıkla gerçekleşir.Достаточно часто происходят несильные землетрясения.
Çökme şiddetli yağmur suyunun artırdı.Когда дождь начинался, то они умывались дождевой водой.
Genellikle kademeli olarak başlar ve fiziksel aktiviteyle şiddetlenir.Как правило, она наступает постепенно и усиливается при физической активности.