O zaman benim için yaptıklarının hepsi için sana teşekkür ederim.Thank you for all you did for me that time.
Biri sana yardım etmek için zahmete katlandığında bir teşekkür notu yazın.Write a thank-you note when someone goes out of his or her way to help you.
Anneme söylersem, o üzülür, bu yüzden ona söyleyeceğimi sanmıyorum.If I tell my mother, she'll worry, so I don't think I'll tell her.
Yarına sana uyar mı?How about tomorrow?
O hangisini seçecek merak ediyorum, Dövüş sanatları ya da ölüm?Which will he choose, I wonder, martial arts or death?
Sanki bu, İngilizcenin doğru olduğunun kanıtıydı.Just as if that was proof that that English was correct.
Sanırım trigonometrik fonksiyonları öğrenmek birçok kişi için anlamsızdır.I think that for many people learning the trigonometric functions is meaningless.
Sana sadece 10 dakika ayırabilirim.I can spare you just 10 minutes.
Onun burada olmadığını ben zaten sana söylemiştim.I already told you that she isn't here.
Ben Şangaylıyım.I'm Shanghainese.
Ne zamandır Şangay'dasın?For how long are you in Shanghai?
Yazın, sıcaklık otuzla kırk santigrat arasında değişkenlik gösterir.In the summer, the temperature ranges from thirty to forty degrees Celsius.
Bir bardak daha çay iste misin? Az önce sana bir tane hazırladım!You want another cup of tea? I've just made you one!
Onlar 100 metre yarışında 10 saniye hedefini kıracaklar mı?Will they break the ten-second mark in the hundred-metre race?
Onun burada olmadığını zaten sana söylemiştim.I already told you he isn't here.
Sana gerçeği söyleyemem.I can't tell you the truth.
Bu, Mandarin değil, Şanghayca.This isn't Mandarin, it's Shanghainese.
Sana bir parça daha pasta ikram edebilir miyim?Can I offer you another piece of cake?
Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.I don't know how to thank you.
Nasıl araba süreceğini sana öğretebilirim.I can teach you how to drive.
Doğum günün için sana bir bisiklet hediye edeceğim.I will give you a bike for your birthday.
Hemşire sandığım kadının doktor olduğunu şimdi öğrendim.I now understand that the woman I thought was a nurse is a doctor.
Hemşire sandığım kadının doktor olduğunu şimdi anlıyorum.I now understand that the woman I thought was a nurse is a doctor.
Sanırım Alice'in böyle uzun süre sessiz kalması tuhaf.I think it's strange that Alice should keep silent for such a long time.
Başarısızlıklarını çoğunlukla kötü şansa bağlıyor.He often attributes his failures to bad luck.
Sanırım maalesef o yalan söyledi.I think it's a pity that he lied.
Sanırım o onun hatasıydı.I think that it was his mistake.
Onun başarma şansı yok.He has no chance of succeeding.
Sanırım o, alımlı ve çekici.I think she is charming and attractive.
Sanırım ona yardım etmek için tüm çabalarım sadece benim zaman kaybım olacak.I think all my efforts to help her will just be a waste of my time.
Benim nasihatımı dinlememesi sanırım bir hataydı.I think it was a mistake that he didn't take my advice.
Sanırım o mutlu.I think he's happy.
Sanırım bir İngiliz için gerçek bir Amerikan aksanını taklit etmek zordur.I think it's very difficult for an Englishman to imitate a real American accent.
Sanırım onun planını kabul etmeliyiz.I think we should adopt his plan.
Sanırım onun romanı sıkıcı.I think his novel is boring.
Hem şarkı hem de dans ile sanatçılar mükemmel bir gösteriyi sahneye koydular.With both song and dance, the performers put on an excellent show.
Sanırım, bu onun arabasıdır.This is his car, I think.
Sanırım, o kadın onun karısıdır.That woman is his wife, I think.
Hiç beklemediğin bir anda, sana bu cümleyi gönderiyorum.I'm sending you this sentence when you least expect it.
Onun iyileşeceğine dair bir şans var mı?Is there any chance that he'll recover?
Başaracağına dair küçük bir şans var.There is a small chance that he will succeed.
Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.It's so muggy; I think it will thunder in a short while.
Onun hakkında sana söylediğim şey onun erkek kardeşi içinde geçerlidir.What I told you about him also applies to his brother.
Sanırım onu ikna etmeye çalışmanın bir faydası yok.I think there is no point in trying to persuade him.
Bir gün onunla karşılaşacağımı sanmıyorum.I don't think I'll ever meet him.
Sana söylemek istediğim bir şey var.I have something that I want to say to you.
Zamanın olsaydı sana kahve teklif ederdim.I would offer you a coffee if you had the time.
Her şeyden önce, konukseverliğin için sana teşekkür etmek istiyorum.First of all, I would like to thank you for your hospitality.
Şans gitti.The chance is gone.
Ben sana yardım etmekten mutlu olurdum.I'd be happy to help you.
Gerçekten şanslısın, değil mi?You really are lucky, aren't you?
Gerçekten hiç şansım yok!I really am unlucky!
Sana sempati duyuyorum.I sympathize with you.
O, benim favori sandalyem.That's my favorite chair.
Gerçekten hoşlandığım sandalye odur.That's the chair that I really like.
Bu ceket sana mükemmel uyar.This coat fits you perfectly.
Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.Tell me what you eat, I'll tell you what you are.
Ben sadece sana hayranım.It's just that I admire you.
Sanırım başarılı olmayacak.I think it won't succeed.
Muhtemelen sana yedi dakika verebilirim.I can probably give you seven minutes.