Koruma alanındaki ince yapraklı şakayık (Paeonia tenuifolia)Fine-leaved peonies (Paeonia tenuifolia in the reserve
Birkaç şaka yapıldıktan sonra yine de düğmeye basmaya karar verdiler.[1]After making a few jokes, they decided to press the button anyway.[54]
Bu tür şakalar 1944 gibi erken bir tarihte ABD'deki bir bilim insanının dikkatini çekti.Jokes of this type attracted the attention of a scholar in the US as early as 1944.
İlk operetini “Öğrenci Şakaları”nı 18 yaşında yazdı.He wrote his first operetta “Pranks of students” when he was 18 years old.
( İyi, Kötü ve Çirkin'den Eli Wallach ) "Bir çeşit şaka mı yapıyorsun?"(Eli Wallach from The Good, the Bad and the Ugly) "You makin' some kinda joke?"
Ben onu şaka olarak söylemiştim.Das sollte ein Witz sein.
Bu bir şaka olarak yapılmıştı.Das sollte ein Witz sein.
Onu sadece bir şaka olarak yaptım.Ich habe nur einen Witz gemacht.
O sadece bir şakadır.Es ist nur ein Spaß.
Şakaları severim.Ich liebe Witze.
Bu bir şaka.Das ist ein Scherz.
Tom şakayı Mary'ye açıklamak zorunda kaldı.Tom musste Maria den Witz erklären.
Soru ciddiydi, ama o şakayla karışık cevapladı.Die Frage war eine ernste, doch er antwortete halb im Scherz.
Uwe Naumann (Yayıncı.): Maskeli Şaka.Uwe Naumann (Hrsg.): Maskenscherz.
Elisabeth bu teklifi bir şaka olarak kabul eder.Dorothy hält das für einen Scherz.
Şaka bile yaptı.Es war ein Scherz.
Bu kavram, 10 Eylül 1999 tarihinde, Brad L. Graham tarafından bir şaka olarak ortaya atılmıştır.Der Begriff „blogosphere“ wurde zuerst am 10. September 1999 von Brad L. Graham scherzhaft verwendet.
Fakat çoğu zaman mutludur ve şaka yapmayı sever.Meistens ist er fröhlich und sehr verspielt.
Siyah renkli şakak bandı da açıkça görülür.Eine schwarzbraune Wurzelstrieme hebt sich deutlich hervor.
Oradan da bütün dünyaya bir şaka günü olarak yayıldı.Von dort verbreitete sie sich schon bis zur Zeitenwende über die ganze (alte) Welt.
Espri anlamında da kullanılan şaka kavramı ise güldürücü hareketleri de kapsar.Was sie lustig nennt, hat mich auch beeinflusst.
Sonraki zamanlarda Hokku, saray erkanı ve Samuraylar arasında şaka ve nükte şiiri olarak sevilir oldu.In der folgenden Zeit war das Hokku als Scherz- und Witzgedicht bei Hofleuten und Samurai beliebt.
En zor durumlar'da bile hala şaka yapabilir.Auch in schwierigsten Situationen sei er stets ein Optimist geblieben.
Her türlü kaba söze ve şakaya yer verilir.Über Schlagfertigkeit und Witz soll er ebenfalls verfügt haben.
Biraz şakacıdır bu yüzden Cesur onu fazla sevmez.Er ist mürrisch und humorlos und mag Kübel nicht besonders.
Haberler ve Şakalar.Geschichten und Anekdoten.
Arkadaşları bu konu üzerinden şakalarını yapar.Seine Kameraden machen sich über ihn lustig.
Fakat şaka/mizah ve alçak/dûn (karakterli kimseleri) severdi.Er zeigte gerne gemusterte und gefranste Gewänder.
Sürekli şakalar yapar ve diğer dedektiflerle dalga geçer.Er ist ungemein humorvoll und erfindet ständig neue Witze.
Kas Adam ona şaka yapmayı çok sever.Doch die Hure macht sich lustig über ihn.
Tembel, aç gözlü, şakacı ve kendini beğenmiştir.Sie sind lederig, strohfarben und deutlich geadert, unbehaart und bewimpert.
Bunun bir şaka olduğunu anlayamamıştı.Ich vermute, ich wollte nur wissen, ob das kein Witz war.
Kesinlikle silahla şakalaşma yapılmadı." dedi.Wir machen nicht ‚rücksichtslos von der Waffe Gebrauch‘.
Birçok şaka eşyası satılmaktadır.Zahlreiche Baugrundstücke wurden an sie verkauft.
Ama genelde Ray Ray onu şakaları için kullanır.Robbie wird oft von Jade schikaniert und ist oft Teil ihrer Witze.
Bir gün sonra ise bunun 1 Nisan şakası olduğu açıklandı.Es handelte sich um einen Aprilscherz.
Onun dediğini boşverin, sadece bir şakaydı.Ignorez ce qu'il a dit, c'était juste une plaisanterie.
Bu sadece bir şakaydı.C’était juste une blague.
O, her zaman en sonda "Bu bir şakaydı!" der.Il dit toujours « c'était une blague ! » à la fin.
Onun gevşek şakalarından tiksiniyorum.J'abhorre ses blagues salaces.
Herkes gülse bile onun söylediği şaka değil.Même si tout le monde rit, ce qu'il dit n'est pas une blague.
Tom pis şakalar anlatmayı sever.Tom aime raconter des blagues salées.
Benim şakalarımı sever.Elle apprécie mes plaisanteries.
Şaka yapıyordum.Je plaisantais.
Şaka çuvalladı.La blague est tombée à plat.
Lynch, bize büyük bir şaka yapmaya çalışmış."Lynch nous fait une grosse farce. ».
Şaka bile yaptı.Le Scherzo op.
Birçok şaka eşyası satılmaktadır.Enfin, de nombreux produits frelatés ont été vendus.
Scully kariyerine Yakov Smirnoff için yazdığı şakalar ile başladı.Il a commencé sa carrière par écrire des plaisanteries pour Yakov Smirnoff.
17 Aralık 2006'da ise Kimmel bizzat Damon'u bu olayın bir şaka olduğu konusunda bilgilendirmiştir.Dans l'édition du 17 décembre 2006 de USA Weekend, Kimmel a reconnu que l'incident de Damon était une blague.
Danny Pickett: Andy'nin en iyi arkadaşı ve şaka ortağıdır.Danny Pickett : ami et complice d'Andy.
O senenin 1 Nisan'ı grup ilk 1 Nisan şakasını yaptı.C'est le 1er avril, jour des plaisanteries.
Ah, şakacılar.”Les salaupiauds".
Bir şaka dükkânıdır.Une boutique.
Onun için çok üzülen Deckard, bunun bir şaka olduğunu söyler.Surpris, Glenn croit qu'il s'agit d'une plaisanterie.
En zor durumlar'da bile hala şaka yapabilir.Elle rigole tout le temps même aux moments les plus difficiles.
Serinin son filmi Şakak Vakti'nde Renesmee karakterini Mackenzie Foy canlandırmıştır.Dans le dernier film de l’adaptation cinématographique, Renesmée est incarnée par Mackenzie Foy.
Daha sonra "Amerikan Rüyası" ve ABD'nin bir şaka olduğunu söyledi.Rusev dit que le rêve américain est une blague comme l'Amérique qui est une blague.
Adi şakayığı Avrupa'da yabani olarak da bulunur.On n'en rencontre qu'exceptionnellement à l'état sauvage en Europe.
Şakalarına gülmemesi ("The Switch").Ils nomment la formation Smile (« sourire »).