ısrar ile cümle
ısrar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
"Kimse bize saldırmayı planlamaz" diye ısrar ettim.Im Zusammenhang damit wird ihm der Ausspruch „Dass mir keiner auf die Menschen schießt!“ zugeschrieben.
Parti liderleri bu iddiayı ısrarla reddetmişlerdir.Die Oppositionellen lehnten ein Eingehen auf diese Forderung ab.
Ancak kendisinin mason olup olmadığını açıklamaktan ısrarla kaçındı.Er berichtete ihr, dass er nicht wusste, ob Massai noch am Leben war.
Richard buna inanmaz ve uçağı patlatma fikrinde ısrar eder.Richard verzeiht ihr, besteht jedoch darauf, die Schuld für den Schuss auf sich zu nehmen.
Tutuklulardan bilgi almak için işkence kullanılması konusunda ısrarcı davrandı .Sie verwendete Schockbehandlungen, um die Gefangenen zu zwingen, Informationen zu geben.
Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak.Was darunter liegt (d. h. die weniger schweren Sünden) vergibt er, wenn er (es vergeben) will.
Suzel üzgün bir şekilde gelir ama David her şeyin iyi olacağı konusunda ısrar eder.Felicitas fällt es sehr schwer, sich auf David einzulassen, doch der zeigt sich verständnisvoll.
Karısının ona eşlik etmesinde ısrar etmiştir, yalnız gidemeyeceğini söylemiştir.Seine Frau begleitete ihn, wenn es möglich war, auf seinen Reisen.
"A. Madrid'in Hakan Israrı".Eine Predigt von A. H. M. Kochen.
Çar ısrarla Kerç Kalesi’nin Rusya'ya teslim edilmesini istemekteydi.Der CIC-Mann sagte mir, dass ich an Russland ausgeliefert werden solle.
Patent Bürosu her önemli fikir için ayrı bir dilekçeyle başvurulmasında ısrar etti.Der Sicherheitsrat stimmte über jeden Aufnahmeantrag einzeln ab.
Sichel ısrarla hemen toplanıp bir nikah anlaşmasını imzalarını koymalarını talep eder.Sichel drängt darauf, schnell den Heiratskontrakt zu unterzeichnen.
İtalyanlar buna rağmen kendilerine vadedilen toprakları istemekte ısrar etmişlerdi.Daraufhin reklamierte sie das versprochene Land.
Lincoln Steadman'ı öldürmediğini söylemekte ısrar eder.Cependant, Lincoln lui affirme qu'il n'a jamais tué Steadman.
Papa'nın ısrarıyla Venedik ve İmparator Friedrich yardım sözü verdi.À la demande pressante du pape, Venise et l’empereur Frédéric promirent leur aide.
Onun kardeşinin ısrarları sonucunda Lizzie eski eşini ziyaret eder.Bravant la jalousie d'Anne, Alberti va rendre visite à son ancienne épouse.
O Susan'a hayatının aşkı oluduğunu söylemekte ısrarcıdır.Il insiste sur le fait que Susan est l'amour de sa vie et réciproquement.
Israrlı ricaları sonucu, babası onu resim öğrenimi için Paris’e gönderdi.Après son bac, son père l'envoie à Paris faire des études d'architecture.
Buna rağmen ve Adriano'nun bütün ısrarlaina rağmen İrene kardeşi Rienzi'nin yanından ayrılmayı kabul etmez.Tous se détournent de Rienzi, à l’exception de sa sœur Irène, qui demeure à ses côtés contre le gré d’Adriano.
Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak.Ils seraient nécessairement immunisés contre la mécréance, les grands péchés et les petits péchés.
Baskıyı kabul etmeyip devrimde ısrar ettim.Insermenté, exilé pendant la Révolution.
Birçok Antakyalı da inkârda ısrar ettiler.Ainsi, beaucoup de prisonniers ont accepté sans hésiter.
Bu başarıdan sonra Arsenal teknik direktörü Arsène Wenger, Giroud'u ısrarla istediğini söyledi.En fin de contrat avec Arsenal, Arsène Wenger annonce que le joueur ne prolongera pas.
Legolas buraya gelmekte çok ısrar etmiştir.Langelot décide de s'y rendre.
Fakat Semele Jüpiter'den dileği üzerinde ısrar etmektedir; başka hiçbir dileği olmadığını ona bildirir.Yûsuf ben al-Mawl comprend alors qu'il n'a plus de moyen de combattre.
Israr etmeyin, sizi dinlemezler.No insistáis; no os harán caso.
Herkes geri gitmeye başlar ancak Abraham, bir kez daha yola devam etmeleri gerektiğinde ısrarcı olur.Todos comienzan a darse la vuelta y retroceder, pero Abraham una vez más insiste en que avancen.
Bir sonuç alamadığında Katie tekrar oynamaları konusunda ısrar eder.Como no ocurre nada, Katie insiste en que vuelvan a intentarlo.
Sharon ailenin hepsini yatmaya gönderir ve ertesi sabah da internetin var olacağını ısrarla söyler.Sharon manda a todos a dormir, insistiendo que la Internet estará ahí mañana.
"Kimse bize saldırmayı planlamaz" diye ısrar ettim.«¡Nadie planea atacarnos», —insistí.
Beren bir kez daha görevini yalnız yapmak istedi, ancak Lúthien onunla birlikte gitmek için ısrar etti.Beren quería seguir su misión solo, pero Lúthien insistió en acompañarlo.
Baskıyı kabul etmeyip devrimde ısrar ettim.No acepté esa presión, insistiendo en revolucionarismo.
Drama öğretmeni ısrar etti ve sonunda Matt'i Londra'daki National Youthe Theatre'a katılmaya ikna etti.Tras la insistencia de su profesor, finalmente lo convenció para unirse al National Youth Theatre de Londres.
Beppe o geceki temsil icin hazırlanmalarında israr eder.Beppe insiste en que se preparen para la representación.
Ama kaybetmemekte ısrarlıdır.Sin miedo a perder.
Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak.La una oprimirá a la otra;Y el mayor servirá al menor.»
Daryl, aylağı yalnız bırakmaları konusunda ısrarcı olur ancak Andrea bunu kabul etmez.Daryl insiste en que dejen al caminante solo, pero Andrea se niega firmemente.
Yine de, Pax Americana'nın arkasındaki kurumlar ısrarla 21. yüzyılın başına taşınmıştır.No obstante, las instituciones que están detrás de la Paz estadounidense persisten en el siglo XXI.
Ancak babası konusunda aynı ısrarcılığı gösteren başka meraklılar da vardır.Además de su inigualable sensibilidad hacia su padre.
Jobs'un Lisa ile arasını düzeltme ısrarı Hoffman'ı öfkelendiriyor.Una exasperada Hoffman insiste a Jobs que arregle las cosas con Lisa.
Israrı işe yaramayınca Lincoln’in silahını zorla alır.Mientras se están despidiendo, roba la pistola de Lincoln.
Buna rağmen ve Adriano'nun bütün ısrarlaina rağmen İrene kardeşi Rienzi'nin yanından ayrılmayı kabul etmez.A pesar de los ruegos de Adriano, Irene decide permanecer con Rienzi.
Ne var i babası onun bir doktor olması konusunda ısrarlıydı.Su madre quiso que fuera cura, su padre quiso que fuera médico.
Buna rağmen Avam Kamarası İskoçlarla barış yapılması kararında ısrarcı olur.Los comunes, no obstante, insistían en buscar la paz con los escoceses.
Klavyeci Dizzy Reed de o sene Rose'un ısrarıyla gruba katıldı.El teclista Dizzy Reed también se unió a la banda ese mismo año ante la insistencia de Axl.
Semih, Betül ile evlenmekte ısrarlıdır.Los demás brindan con ponche por el matrimonio.
Luke ısrar eder.Frank se niega.
Bu yüzden, kongrenin ısrarı üzerine, Washington sonunda maaş almaya ikna oldu.Bajo presión, Francisco finalmente admitió la verdad.
Macbeth o gün şatosuna dönünce karısı onun kralı öldürmek fırsatını kaçırmamasını ısrarla tekrar eder.Cuando Macbeth regresa ella le insta a que aproveche la oportunidad de matar al rey.
Qui-gon Anakin'in jedi olarak eğitilmesi konusunda ısrarcıdır.Kenobi promete a Qui-Gon que entrenara a Anakin.
Fakat babasının dönmesi yönündeki ısrarları ile dönmeye ikna olur.Sólo la muerte de su padre le forzará a volver.
Bay Gage ise borunun kafasının içinden geçtiği konusunda ısrar ediyordu. ...Gage sufrió un accidente por el que una barra de metal le atravesó el cráneo.
"A. Madrid'in Hakan Israrı".Promoción de Madrid, S. A.».
Ancak Sovyet tarafının kayıtsız şartsız teslim konusunda ısrarı nedeniyle koşullarda anlaşamadılar.Ambos no aceptaron el retorno bajo la excusa del anticomunismo.
Amerikalı turist İtalyan stili dondurmada ısrar etti, zira o normal dondurma için çok yenilikçi idi.Il turista americano insisteva sul gelato italiano perché era troppo moderno per il gelato normale.
Drama öğretmeni ısrar etti ve sonunda Matt'i Londra'daki National Youthe Theatre'a katılmaya ikna etti.Il suo insegnante insistette ed infine lo convinse ad iscriversi alla National Youth Theatre a Londra.
Magda ve kocası Joseph Goebbels, Kunz'un kendilerine yardım etmesinde ısrar ettiler.Magda e suo marito insistettero affinché Kunz li aiutasse ad uccidersi.
Etkinlikte amaç Katalonya'nın bağımsızlık konusunda ne kadar ısrarcı olduğunu göstermekti.Il partito perseguiva l'obiettivo di raggiungere l'indipendenza della Catalogna.
Jobs'un Lisa ile arasını düzeltme ısrarı Hoffman'ı öfkelendiriyor.Un'esasperata Hoffman insiste sul fatto che Jobs debba risolvere le cose con Lisa.
Ancak babası konusunda aynı ısrarcılığı gösteren başka meraklılar da vardır.Esistono comunque importanti differenze stilistiche rispetto all'opera eseguita da suo padre.