üzuntü ile cümle
üzuntü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.Sääli on toisten kärsimysten herättämää sympaattista surua.
Ama çobanın kavalının üzüntülü nağmeleri hala duyulmaya devam etmektedir.Ruokolahden leijonan etsintää jatketaan.
Hem üzüntülü, hem mutluyum.Olen autuas, olen onnellinen.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Hän kertoi katuvansa tekoaan.
Haber onu üzüntü ile doldurdu.Uutinen sai hänet surun valtaan.
Yas şarkıları (mourning songs), ölünün arkasından duyulan üzüntüyü dile getirir.Πένθιμα τραγούδια (μοιρολόγια) συνοδεύουν τους θρήνους των νεκρών.
Antik kaynaklara göre Hadrianus'un son birkaç yılı çatışmalar ve üzüntü ile geçmiştir.Οι αρχαίες πηγές παρουσιάζουν τα τελευταία χρόνια του Αδριανού ως μια περίοδο διαμάχης και δυστυχίας.
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.Όταν κάποιος ενοχλείται με την επιτυχία των άλλων.
Üzüntümü kimseyle paylaşamıyorum.Δεν μπορώ να μοιράσω τη θλίψη μου με κανέναν.
Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir.Efter denne indsamling, skal man ikke lytte til deres angren og fortrydelser, men skal slå allesammen ihjel.
Manon son nefesini verirken ona çok üzüntülü şekilde veda eder ve Des Grieux'nün kolları arasında olur.Manon siger ham et hjerteskærende farvel og dør i hans arme.
Eğer gülen tarafını kapatırsanız gözler büyük bir üzüntüyü dışa vuruyor.Dersom du dekker til det smilende ansiktet, avdekker øynene en usedvanlig tristhet.
Üç yıl dışarı çıkmadı ve üzüntüsünden öldü.Fire år senere døde han og etterlot henne i stor sorg.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Kjæresten hans dør også av sorg.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Og angrer bittert etterpå.
Nolan "Şu anda hissettiklerim üzüntü ve gururla karışık.Det jeg selv kjenner på når jeg skal beskrive Ikeda, er stor respekt og sympati.»
Tırnova ve Niğbolu'nun düşmesi, Türk kamuoyunda büyük üzüntüye ve umutsuzluğa neden oldu.Upåliteligheten og flyttevanene til menighetsmedlemmene gav Knudsen mange skuffelser og bekymringer.
Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.Sehingga siapapun yang datang berkunjung ke sini akan merasa nyaman.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Ia menangis dengan sedih.
Ailesi ve sevenleri büyük üzüntü içine girmişti.Suami dan anak-anaknya sangat berduka dengan dalam untuknya.
Halk derin bir üzüntüye dalar.Akan tetapi, manusia mengalami perkembangan yang sangat pesat sehingga menjadi begitu ribut.
Yüzlerinde üzüntülü bir ifade vardır.Maka berhentilah mereka dengan muka muram.
Dehşete kapılan Harun Reşit büyük bir üzüntüyle sordu: "–Behlûl!Maka Atalya mengoyakkan pakaiannya sambil berkata: "Khianat, khianat!"
"Kızım " dedi " İhtiyarlık insana yalnız keder ve üzüntü getirmez, tecrübe de getirir.Istrinya berkata: “Sabarlah, dia masih anak-anak, belum berakal dan belum mengetahui apa pun.”
Bu dizi aynı zamanda sevinç, üzüntü ve öfke gibi duyguları da içerir.Tập hợp này cũng bao gồm các cảm xúc như vui, buồn, và tức giận.
Keltner'da üzüntünün ilişkileri güçlendiren bir duygu olduğunun üzerinde durdu.Keltner nhấn mạnh buồn là cảm xúc làm vững chắc hơn các mối quan hệ.
Germanicus’un ölümü Roma'da büyük üzüntüye neden oldu ve annesi Roma'ya külleri ile bereber döndü.La Mã đau buồn vì cái chết của Germanicus, mẹ cô trở về mang theo tro cốt của chồng.
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.Hoàn cảnh gợi nên nỗi buồn khi phải chia li của đôi bạn.
Yapımcı yönetmeni aradı ve ''Galiba Üzüntümüzü bulduk'' dedi.Ông gọi điện cho Docter và nói "Tôi nghĩ chúng ta đã tìm thấy Sadness."
Aşık, sürekli bir üzüntü içinde kıvranıp durur.Anh luôn ở bên cô khi cô buồn.
Jean üzüntüden travma geçirir.Mary tỏ ra đau buồn.
Bu üzüntünün acısı o kadar işkenceli olabilir ki kişi ölebilir.Nỗi dằn vặt ấy có thể sẽ rất đau đớn đến độ có thể giết chết phù thủy ấy.
Ölümü, Hindistan halkında büyük üzüntüye neden oldu.Cái chết của bà, đã gây ra nỗi đau lớn cho nhân dân.
Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu.Dostoevsky chìm sâu vào trầm uất và bài bạc.
Başından geçenleri ve üzüntülü geçen hayatını anlatmaktadır.Cô tin tưởng kể cho anh về quá khứ đau buồn của mình.
Yüzlerinde üzüntülü bir ifade vardır.彼等は彼の顔を批てり(うてり)。
Ancak, çok üzüntülüydü.ただただ悲しかったです。
Başından geçenleri ve üzüntülü geçen hayatını anlatmaktadır.そこで自身の悲惨な過去を打ち明ける。
Bir üzüntülü bir de sevinçli haber aldım.^ “悲しいお知らせですんません。
Ölümü tüm İslam aleminde üzüntü ile karşılandı.その死は世間の哀悼で迎えられた。
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.人間は誰もが他人の不幸に同情する。
Manon son nefesini verirken ona çok üzüntülü şekilde veda eder ve Des Grieux'nün kolları arasında olur.マノンは最後の力を振り絞り、デ・グリューに別れの挨拶をすると息絶える。
Burada görev yaparken, birçok yazılım projesinin ertelenmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.その夜、あいつが何だか可哀想に思えて、レコードを何枚か持ち込んだんだ。
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.悲しいことがあるともらい泣きする。
Hem üzüntülü, hem mutluyum.私の心は病み、悲しんでいる。
Fakat Dido üzüntü içerisindedir.しかし、えり子は悲嘆にくれていた。
Neşe boruyla geri döner fakat Üzüntü'nün geri dönmesine izin vermez.彼女はトリの屋敷を訪れ借金を返そうとするがトリは受け付けない。
Yüzlerinde üzüntülü bir ifade vardır.其鼻骨顯示牠們有一個長鼻子。
David ve Amy çifti tek çocuklarını kaybetmiş olmanın üzüntüsünü yaşamaktadır.很快约翰和迈克尔也适应了遗失男孩的生活。
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.继之以泣。
Virginia'nın ölümünün ardından Poe aylarca derin bir üzüntü yaşadı.她去世后,爱伦·坡在几个月内深陷悲哀。
Birçok aktör olay ile ilgili üzüntüsünü dile getirdi.而且很多艺术家对他此行为表示悲愤。
Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.我在你们正在伤心的时候来此求婚,实在是太冒昧了。
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.他叹息着爱人的离去。
"Kızım " dedi " İhtiyarlık insana yalnız keder ve üzüntü getirmez, tecrübe de getirir.孔子說:『唯女子與小人爲難養,近之則不遜,遠之則怨。
Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser.即變易生死苦果滅。
Üzüntüyle karşılıyorum." dedi.」承認自己後悔。
Halk derin bir üzüntüye dalar.離憂悲愁歎怖。
Ziyad el-Harisî üzüntüsünden vefat etmiştir.浙江歸安縣人。
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.그것은 타인의 고통을 저지하려는 심정에서 표현된다는 것이다.