üzuntü ile cümle

üzuntü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Yoda, üzüntüyle Geonosis’teki zaferin aslında bir zafer olmadığını belirtir.Uit het vertrouwen van Yodo in Yoshida kwam jammer genoeg niets dan ellende.
Başlarda güldürü içerikli olan senaryoya daha sonra da üzüntülü olaylar ve üç arkadaş konusunu eklenmiştir.In dezelfde brief werden ook Nieuwe levensvreugde en Drie kerels genoemd.
Tek üzüntüsünün (elbise hakkında) ise elbisenin mavi yerine yeşil olmamasi idi.Niet vermeld wordt dat zij haar haar in een knot heeft en gekleed is.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Hij zwelgt in zijn verdriet.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Samen met zijn vriendin moet hij weg zien te komen uit deze trieste plaats.
Üç yıl dışarı çıkmadı ve üzüntüsünden öldü.Drie jaar later werd hij uit zijn lijden verlost.
Dana’nın ölümü arkadaş çevresinde büyük üzüntü yaratacaktır.De dood van het meisje zet een domper op de band van de vrienden.
Ölümü, Hindistan halkında büyük üzüntüye neden oldu.Haar overlijden maakte een diepe indruk op de Thaise bevolking.
Ama çobanın kavalının üzüntülü nağmeleri hala duyulmaya devam etmektedir.Wat de jongen van de kikkers hoorde, is nu uitgekomen.
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.Die putten vreugde uit het onheil van anderen.
Üzüntülü olan bir kimse burayı ziyaret etse üzüntüsü gider.Indien een bezoeker raak schiet levert dat punten op.
Ancak, çok üzüntülüydü.Ze was erg vervelend.
Kont bundan gayet üzüntü duyar ve ondan ayrılmaya hazırlanır.De groep gelooft het verhaal en vertrekt teleurgesteld.
"Veda etmek fuzuli üzüntü ama..."Czas byśmy Rozumowi powiedzieli do widzenia. ...
Hıristiyan halk arasında bu büyük üzüntüye sebep olmuştur.Wywołało to bardzo duże poruszenie wśród chrześcijańskich możnych.
Ölümü, Hindistan halkında büyük üzüntüye neden oldu.Jego śmierć spowodowała u mieszkańców wielki smutek.
Virginia'nın ölümünün ardından Poe aylarca derin bir üzüntü yaşadı.Po śmierci żony Poe przez kilka miesięcy pogrążył się w głębokim smutku.
Üzüntüyle karşılıyorum." dedi.Przyznaję to z głuchym gniewem.”
Keder ve üzüntü ile, kendisinin tasviri bir heylek olan Palladion'u yaratmıştır.Z żalu i rozpaczy, bogini mądrości stworzyła Palladion, posąg wyrażający jej sympatię dla Pallas.
Atalanta 1988, 1995, 1998 ve 2005 yıllarında Serie B'ye düşme üzüntüsü yaşadı.Od tej pory klub balansuje między Serie A a Serie B. Atalanta była degradowana w 1988, 1995 i 1998.
Ailesi ve sevenleri büyük üzüntü içine girmişti.Jej ojciec i ukochany wpadli w czarną rozpacz.
Ancak, çok üzüntülüydü.Zatrzymali się smutni.
Bir üzüntülü bir de sevinçli haber aldım.Ogarniała go radość i głęboki smutek.
( Yeteneklerinin fark edilmemesi, kişide üzüntü, çevresindekilerdeyse kayba yol açar. )(W wolnym tłumaczeniu: Nie ma co się śmiać z cudzych upadków patrząc uważnie pod swoje nogi.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Po jego śmierci pogrążyła się w żałobie.
Bunun anlamına eren Kont ise büyük bir üzüntüye düşer.Detta senare gör ett starkt intryck på greven.
Kont bundan gayet üzüntü duyar ve ondan ayrılmaya hazırlanır.Det får även Kennet erfara och han är beredd att ge upp.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.För andra betydelser, se Tauga.
Albümden sonra Nelly kardeşinin üzüntüsünü unutmuş gibiydi.Tre dagar efter albumutgivningen avled Lalehs mor.
Aşık, sürekli bir üzüntü içinde kıvranıp durur.Смерть близької людини це завжди горе і скорбота.
Bir şekilde başkalarının acılarıyla ilişkilendirilmekten büyük üzüntü duyuyorum.При цьому відбувається нехтування інтересами інших.
Bunun anlamına eren Kont ise büyük bir üzüntüye düşer.Безтурботне життя графа було затьмарене гіркою втратою.
Üzüntü, kış aylarında hastalık olarak kendini gösterebilir.Пік захворюваності припадає на зимні місяці.
Riley'in zihninde Neşe, Üzüntü, Korku, Öfke ve Tiksinti olmak üzere beş temel duygu yaşamaktadır.U Riley v hlavě žije pět emocí Radost, Smutek, Strach, Vztek a Nechuť.
Tebliğci; 'Belî paşam, vardır.' der ve üzüntü ile ölüm fermânını Serdar-ı Ekrem'e uzatır.A vyléčím slepého i malomocného a vzkřísím mrtvé z dovolení Božího.
Eğer gülen tarafını kapatırsanız gözler büyük bir üzüntüyü dışa vuruyor.Když zakryješ usmívající se tvář, oči vyjadřují neuvěřitelný smutek.
Daha sonra üzüntüsünden ağlar.Jeho otec poté zemřel žalem.
Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser.Smutek je tak veliký, že nelze ani brečet.
Ancak, çok üzüntülüydü.Ale byla velmi zklamána.
Kont bundan gayet üzüntü duyar ve ondan ayrılmaya hazırlanır.Hrabě jej odzbrojí a před odchodem jej urazí.
Aynı zamanda düşman kuvvetlerine yenik düşmenin üzüntüsünü yaşarlar.Důvěru ztratil i u zahraničních spojenců.
Manon son nefesini verirken ona çok üzüntülü şekilde veda eder ve Des Grieux'nün kolları arasında olur.Manon je velmi nemocná a umírá des Griex v náručí při posledním vyznání.
Ölümü Roma'yı üzüntüye boğmuştu.Moartea ei a adus multă tristețe în Roma.
Yapımcı yönetmeni aradı ve ''Galiba Üzüntümüzü bulduk'' dedi.L-a sunat pe Docter și i-a spus "Cred că am găsit Tristețea noastră. "
Bu üzüntü daha sonra ekonomik sıkıntılarıyla devam etti.După aceasta dezamăgire, a întâmpinat din nou dificultăți financiare.
Mesajda Xi, hayat kayıpları, yaralılar ve hayatını kaybedenlerin aileleri için derin üzüntülerini sundu.Este datoria musulmanului de a oferi condoleanțe familiei și rudelor celui decedat.
Ne mutluluk ne de üzüntü sonsuza kadar sürebilir.Nici bucuria nici durerea nu poate dura până la nesfârșit.
Ancak, çok üzüntülüydü.Sőt szomorúnak látszott.
Bu dizi aynı zamanda sevinç, üzüntü ve öfke gibi duyguları da içerir.Ez a csoport magában foglal olyan érzelmeket, mint az öröm, a szomorúság és a harag.
Eğer gülen tarafını kapatırsanız gözler büyük bir üzüntüyü dışa vuruyor.Ha letakarjuk a szájat, a szemek hihetetlen szomorúságot sugároznak.
Çırak keşiş büyük bir üzüntü ile ağlamaya başlar.Az ifjú Hagymási plébános nagy lelkesedéssel kezdte meg munkáját.
Üzüntü duydum.Szomorújáték.
Bu sefer sevgilisini üzüntü içerisinde terk etmektedir.Megint mást szíven ütött a szeretője hirtelen távozása.
Bu haber camiayı derin bir üzüntüye soktu.Halálhíre mélyen megrázta a fővárost.
Ölümü, Hindistan halkında büyük üzüntüye neden oldu.Váratlan halála mélyen megrázta a párizsi népet.
Bu durumda yapılacak ilk iş, üzüntüye kapılmamak, aksine bütün üzüntülerden sıyrılmaya gayret sarfetmektir.Azonban te nem akarandod használni e tanácsomat, hanem minden inkább, mint nyugodtan lenni.
Bunun anlamına eren Kont ise büyük bir üzüntüye düşer.Magának a grófnak is nagy büntetést kellett fizetnie.
"Satrancın Gururu ve Üzüntüsü" olarak anılır.Tästä hän sai nimen "shakkipelin ylpeys ja suru".
Ölümü, Hindistan halkında büyük üzüntüye neden oldu.Hänen yllättävä kuolemansa järkytti koko Intiaa.
Bu üzüntünün acısı o kadar işkenceli olabilir ki kişi ölebilir.Tämän katumuksen tuska on niin kiduttavaa, että se voi itsessään tappaa luojan.

İlgili Sayfalar