üzuntü ile cümle
üzuntü kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
O karakter için üzüntü hissediyorsunuz, bunu o kadar çok gördük ki aslında artık umursamıyoruz.Вам, наверно, жалко беднягу, а мы уже столько раз это видели, что больше не обращаем внимания.
O karakter için üzüntü hissediyorsunuz, bunu o kadar çok gördük ki aslında artık umursamıyoruz.Някак съжаляваш това нещо, а ние сме го гледали толкова пъти, че всъщност вече не ни пука.
O karakter için üzüntü hissediyorsunuz, bunu o kadar çok gördük ki aslında artık umursamıyoruz.אתה די מרחם על הדמות וראינו את זה כל כך הרבה פעמים שלא ממש אכפת לנו יותר
O karakter için üzüntü hissediyorsunuz, bunu o kadar çok gördük ki aslında artık umursamıyoruz.نشعر بالاسف نوعا ما من أجل هذا الشيء ، رأينا هذا المشهد حتى الآن مرات عديدة نحن لم نعد نهتم لذلك
O karakter için üzüntü hissediyorsunuz, bunu o kadar çok gördük ki aslında artık umursamıyoruz.我々は何度も繰り返して来たので 誰も気にしなくなりました (笑)
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.(5:16) De plus, toute sa vie il mange dans les ténèbres, et il a beaucoup de chagrin, de maux et d`irritation.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.(5:16) А он во все дни свои ел впотьмах, в большом раздражении, в огорчении и досаде.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Además, consume todos los días de su vida en tinieblas, con mucha frustración, enfermedad y resentimiento
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.A ešte k tomu jedol po všetky svoje dni vo tme, pri čom zažil mnoho nevole i nemoci i hnevu.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Ba încă, toată viaţa lui a mai trebuit să mănînce cu necaz, şi a avut multă durere, grijă şi supărare.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.És hogy az õ teljes életében a setétben evett, sokszori haraggal, keserûséggel és búsulással?
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.일평생을 어두운 데서 먹으며 번뇌와 병과 분노가 저에게 있느니라
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.K tomu, že po všecky dny své v temnostech jídal, s mnohým zůřením, nemocí a hněvem?
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Lại trọn đời mình ăn trong sự tối tăm, phải nhiều sự buồn rầu đau đớn và phiền não.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Lại trọn đời mình ăn trong sự tối_tăm , phải nhiều sự buồn_rầu đau_đớn và phiền_não .
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Sein Leben lang hat er im Finstern gegessen und in großem Grämen und Krankheit und Verdruß.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Selama hidup, kita meraba-raba dalam gelap, kita bersusah-susah, cemas, jengkel dan sakit hati
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Vrhutega mora vse svoje dni jesti v temi in ima dosti nejevolje, bolezni in jeze.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Θελει προσετι τρωγει κατα πασας αυτου τας ημερας εν σκοτει και εν πολλη λυπη και αρρωστια και βασανω.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.Още и през всичките си дни яде в тъмнина, И има много досада и болест и негодуване.
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.גם כל ימיו בחשך יאכל וכעס הרבה וחליו וקצף׃
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.ايضا يأكل كل ايامه في الظلام ويغتم كثيرا مع حزن وغيظ
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.並 且 他 終 身 在 黑 暗 中 喫 喝 、 多 有 煩 惱 、 又 有 病 患 嘔 氣
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde Karanlıkta yiyor.並且 他 終 身在 黑暗 中 喫喝 、 多 有 煩惱 、 又 有 病患 嘔氣
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.A viděv jej Ježíš zarmouceného, řekl: Aj, jak nesnadně ti, kdož statky mají, do království Božího vejdou!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Ðức Chúa Jêsus thấy người buồn rầu, bèn phán rằng: Kẻ giàu vào nước Ðức Chúa Trời là khó dường nào!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Ðức_Chúa_Jêsus thấy người buồn_rầu , bèn phán rằng : Kẻ giàu vào nước Ðức_Chúa_Trời là khó dường nào !
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.E Jesus, vendo-o assim, disse: Quão dificilmente entrarão no reino de Deus os que têm riquezas!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Jezus keek hem na en zei: "Wat is het voor rijke mensen moeilijk om in het Koninkrijk van God te komen!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.예수께서 저를 보시고 가라사대 재물이 있는 자는 하나님의 나라에 들어가기가 어떻게 어려운지
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Ko ga pa vidi Jezus žalostnega, reče: Kako težko pridejo v kraljestvo Božje, kateri imajo bogastvo!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Og da Jesus så det, sa han: Hvor vanskelig det er for de rike å komme inn i Guds rike!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Quando Gesù lo vide, disse: «Quant'è difficile, per coloro che possiedono ricchezze entrare nel regno di Dio
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Иисус, видя, что он опечалился, сказал: как трудно имеющим богатство войти в Царствие Божие!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.И Исус като го видя, каза: Колко мъчно ще влязат в Божието царство ония, които имат богатство!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.Побачивши ж його Ісус, що вельми сумний став, рече: Як тяжко багацтва маючи увійти в царство Боже!
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.וירא ישוע כי נעצב ויאמר כמה יקשה לבעלי נכסים לבוא אל מלכות האלהים׃
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.فلما رآه يسوع قد حزن قال ما اعسر دخول ذوي الاموال الى ملكوت الله.
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.耶 穌 看 見 他 就 說 、 有 錢 財 的 人 進 神 的 國 、 是 何 等 的 難 哪
Onun üzüntüsünü gören İsa, ‹‹Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!›› dedi.耶穌看見 他 就 說 、 有 錢財 的 人 進神 的 國 、 是 何等 的 難哪
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesAt hun ikke give hendes sorg så meget svajer, og i sin visdom, hastes vores ægteskab,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesAtt hon ger sin sorg så mycket inflytande, och i hans visdom, hastes vårt äktenskap,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesCă ea nu oferă o atât de mult durere sway, Şi, în înţelepciunea lui, hastes căsătoria noastră,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesChe lei non darle tanto dolore influenza e, nella sua saggezza, precipitazioni nostro matrimonio,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesDass sie tun ihr Leid so viel geben Herrschaft, und in seiner Weisheit, eilt unserer Ehe,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesDat ze doen haar verdriet te geven zo veel zwaaien, en in zijn wijsheid, hastes ons huwelijk,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesEttä hän ei anna surussaan niin paljon huojuntaa, Ja hänen viisaudessaan, hastes meidän avioliitto,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastes그녀가 흔들리는 그렇게 그녀의 슬픔을주지 않는 것이, 그리고, 그의 지혜, 우리의 결혼, hastes
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesHogy ő nem ad neki bánatot annyira inog, És az ő bölcsessége, hastes a házasság,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesQue dan su dolor tanto poder, y, en su sabiduría, hastes nuestro matrimonio,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesQue ela não lhe dar tanta tristeza balanço; E, na sua sabedoria, hastes nosso casamento,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesQu'elle ne lui donne tant de tristesse emprise, et, dans sa sagesse, hastes notre mariage,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesTo je to, da ji žalosti toliko pregnan, In, v svoji modrosti, hastes najin zakon,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesTo, že sa jej smútok toľko ovplyvniť, a vo svojej múdrosti, hastes naše manželstvo,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesTo, že se jí smutek tolik ovlivnit, a ve své moudrosti, hastes naše manželství,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesŻe dają jej smutku tyle władzę, a w swojej mądrości, hastes naszego małżeństwa,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesΌτι δίνουν τη θλίψη της, τόσο πολύ εξουσία? Και, εν τη σοφία του, hastes γάμο μας,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesТо, что она действительно дают своим горем столько власть, и, в его мудрости, hastes наш брак,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesЧе тя се отказвайте си скръб толкова много власт, И с мъдростта си, hastes брака ни,
O tesir çok onu üzüntü veriyorsunuz O; Ve onun bilgeliği, evlilik, hastesשהיא תיתן לה צער כל כך הרבה השפעה, וגם, בחוכמתו, hastes נישואינו,