O, tezgahın üzerine dayandı.He leaned on the counter.
Tom köprünün üzerine yaslandı.Tom leaned over the bridge.
Tom parmaklarını masasının üzerine vurdu.Tom tapped his fingers on his desk.
Tom duvarın üzerine bir poster sapladı.Tom stuck a poster on the wall.
Tom'un bu kadar üzerine titreme.Don't make a fuss over Tom.
Tom, üzerine bir ev inşa etmek için bir arazi satın aldı.Tom bought some land to build a house on.
Tom dizlerinin üzerine çöktü.Tom got down on his knees.
Kimsenin bunun üzerine işini kaybetmemesi gerekir.Nobody needs to lose their job over this.
Tom lens üzerine elini koydu.Tom placed his hand over the lens.
Bunun üzerine adımı koyacağım.I'm going to put my name on it.
Benim onun üzerine hiç uyku kaybetmemi umma.Don't expect me to lose any sleep over it.
Üzerine düşeni yapmıyorsun.You're not doing your share.
Tom bir kayanın üzerine oturdu ve ayakkabısından bir taş çıkardı.Tom sat down on a rock and removed a stone from his shoe.
O, kişisel bloğunda yaygın yanlış düşünceler üzerine olan makalesini yayınladı.She published her article on common misconceptions to her personal blog.
Kendi üzerine düşeni yaptın.You've done your share.
Tom üzerine düşeni yaptı.Tom has done his part.
Tom ellerini kulaklarının üzerine koydu.Tom put his hands over his ears.
Tom fotoğrafı çerçeveledi ve onu yatağın üzerine astı.Tom framed the photograph and hung it over the bed.
Bunun üzerine Tom'a yardım edemeyiz.We can't help Tom with that.
Kitaplarınızı masanın üzerine koymayın.Do not put your books on the table.
Tom ayı tuzağının üzerine bastı ve bacağından ciddi biçimde yaralandı.Tom stepped on a bear trap and was seriously injured in the leg.
Tom ve Mary bir bankanın nasıl soyulacağı üzerine planlama yapıyorlardı.Tom and Mary were planning on how to rob a bank.
Tom, Mary'nin üzerine bir av tüfeği salladı.Tom brandished a shotgun on Mary.
Ne yaptığınız üzerine yoğunlaşın.Concentrate on what you're doing.
Tom başının üzerine biraz soğuk su döktü.Tom poured some cold water over his head.
Bir cehennem varsa, Roma üzerine inşa edilmelidir.If there is a hell, Rome must be built on it.
Kaydedilmiş verinin üzerine yazmak ister misin?Do you want to overwrite the saved data?
Dan, Linda'nın resmi üzerine bile yorum yapmadı.Dan didn't even comment on Linda's picture.
Dan kalabalık üzerine ateş açtı.Dan opened fire on the crowd.
Bir şey üzerine tavsiyeni alabilir miyim?Can I get your advice on something?
Başka ne üzerine çalışıyorsun?What else are you working on?
Ellerini başının üzerine koy.Put your hands on your head.
Biri senin masanın üzerine bir zarf koydu.Someone put an envelope on your desk.
Kanamayı hemen durdurmak için yaranın üzerine baskı uygulayın.To stop the bleeding immediately press on the wound.
Bir bardak kırdım - onları temizlemeden önce kırıkların üzerine basmamaya çalış.I broke a glass - try not to step on the shards before I clean them up.
Çocuklar kaldırım üzerine tebeşirle resimler çizdiler.The children drew pictures on the sidewalk with chalk.
Zevkler üzerine tartışmanın hiçbir anlamı yok.There's no point in arguing over tastes.
Tom masanın üzerine eğildi ve Mary'yi öptü.Tom leaned over the table and kissed Mary.
Ben zarfın üzerine adresi yazmayı unuttum.I forgot to write the address on the envelope.
Üzerine yazabileceğim bir parça kağıdın var mı?Do you have a piece of paper I can write on?
Tom çatısının üzerine güneş paneli taktırdı.Tom had solar panels installed on the roof of his house.
Abraham Lucy üzerine Joseph'le bir kavgaya karıştı.Abraham got into a fight with Joseph over Lucy.
Tuhaf bir şeyin üzerine adım attım.I stepped on something weird.
Verandanın üzerine bir şey düştü ama onun ne olduğunu göremedim.Something fell on the patio, but I could not see what it was.
Tom çitin üzerine tırmandı ve ağaçtan birkaç elma kopardı.Tom climbed over the fence and picked some apples from the tree.
O hep yaptığı gibi, anahtarı masanın üzerine koydu.He put the key on the desk, as he always does.
Tom her şeyi harici sabit disk üzerine yedekledi.Tom backed everything up on an external hard drive.
Tom masanın üzerine mürekkep döktü.Tom spilled ink on the desk.
Tom pencerelerin üzerine kontrplak koydu.Tom put plywood over the windows.
Bugünkü kahvaltım: peynirli tost üzerine sahanda yumurta.For my breakfast today: fried egg on toast with cheese.
"Öğle yemeğinde ne vardı?" "Çavdar ekmeği üzerine teriyaki soslu biftek ve tavuk.""What did you have for lunch?" "Roast beef and chicken with teriyaki sauce on rye bread."
Biz o sorunun üzerine eğilmek zorundayız.We have to address that problem.
Onu tost dilimleri üzerine yayın ve üstüne biraz çam fıstığı serpin.Spread it on slices of toast and sprinkle some pine nuts on top.
Çoğu zaman en iyi çözüm, sistematik olarak sorunun üzerine gitmektir!Oftentimes, the best solution is to systematically attack the problem!
Ben edebiyat üzerine ders vereceğim.I will lecture on literature.
Tom bu sabah, üzerine alelacele bir şeyler geçirmiş gibi görünüyor.Tom looks like he got dressed in the dark this morning.
Tom saatini çıkardı ve masanın üzerine koydu.Tom took his watch off and laid it on the table.
Amaçlarını bir kağıt parçası üzerine yaz.Write your goals down on a sheet of paper.
Suçu başkalarının üzerine atıyor sadece.He is just passing the blame onto others.
Meryem ile Selime'nin yancılık üzerine kurulu bir ilişkisi var.Mary and Sally have a relationship of commensalism with each other.