Tom, anahtarları masanın üzerine attı.Tom tossed the keys on the table.
Tom bisiklet zincirinin üzerine yağ koydu.Tom put oil on the bicycle chain.
Tom çantasını tezgahın üzerine koydu.Tom put his bag on the counter.
Onu bir peçete üzerine yazdım.I wrote it down on a napkin.
Tom'un isteği üzerine buradayım.I'm here at Tom's request.
Tom divanın üzerine oturdu.Tom sat down on the sofa.
Faturanın üzerine koyacağım.I'll put it on your bill.
Tom bir kayanın üzerine oturdu.Tom sat down on a rock.
Onun üzerine bahis oynamazdım.I wouldn't bet on it.
Kollarını göğsünün üzerine katladı.She folded her arms over her chest.
Japon ekonomisi üzerine bir makale yazmam gerekir.I need to write an article on Japan's economy.
Bu, bilgisayar mantığı üzerine bir kitap.It's a book on computer logic.
Tom gözlüklerini çıkarıp komodinin üzerine koydu.Tom took his glasses off and put them on the bedside table.
Tom yatağa girdi ve örtüyü üzerine çekti.Tom crawled into bed and pulled the covers over himself.
Hiç sipariş üzerine yapılmış bir şey yedin mi?Have you ever had anything custom made?
Tom çitin üzerine eğiliyordu.Tom was leaning on the fence.
Tom, kitapları bir masanın üzerine koydu.Tom put the books on a table.
Neredeyse şapkamın üzerine oturdun.You almost sat on my hat.
Masanın üzerine koy.Put it on the table.
Bakın üzerine otur.Sit on the bench.
Tom yüzünün üzerine düştü.Tom fell flat on his face.
Yeni bir plan önerme üzerine konsantre olmalıyız.We need to concentrate on coming up with a new plan.
İnsan aptallığı üzerine bahse girme her zaman iyi bir bahistir.Betting on human stupidity is always a good bet.
Kukla, elbiselerini çıkardı ve kurumaları için onları kumun üzerine serdi.The marionette took off his clothes and laid them on the sand to dry.
Tom ve Mary bir cep telefonu mesajı üzerine bir tartışma yaşadılar.Tom and Mary had an argument over a text message.
Kediler baş aşağı bırakılsalar bile her zaman ayaklarının üzerine düşerler.A cat always lands on its feet, even if upside down when dropped.
O, saçlarını omuzlarının üzerine itti.She pushed her hair over her shoulders.
Yüzyıllar boyunca yabancı dil öğretimi okuma ve yazma üzerine odaklandı.For centuries, foreign language teaching focused on reading and writing.
Masanın altında elini benim dizimin üzerine koydu.He put his hand on my knee under the table.
Napolyon'un ordusu Moskova üzerine ilerledi.Napoleon's army advanced on Moscow.
Ben sarı veya diğer renkli kağıt üzerine yazmayı severim.I love writing on yellow or other colored paper.
Sen tamamen iyileşmen üzerine yoğunlaşmalısın.You must concentrate entirely on your recovery.
Nehir, baraj seviyesinin üzerine yükseldi.The river rose above the level of the dam.
Bu, hayvanlar üzerine bir kitap.It's a book on animals.
Tom lastik üretimi üzerine çok iyi bir kitap yazdı.Tom has written a very good paper on the production of rubber.
Bu kağıt üzerine telefon numaranızı yazın.Write your telephone number down on this pad.
Sobanın üzerine bir su kabı koyun.Put a pan of water on the stove.
Tom neredeyse uçurumun üzerine düşüyordu.Tom almost fell over the cliff.
Hükümetin kararı üzerine büyüyen öfke var.There's growing anger over the government's decision.
Peyniri ekmeğin üzerine yaydım.I spread the cheese on the bread.
Zarfın üzerine pul yapıştırdın mı?Have you stuck a stamp on the envelope?
"Gözlüğüm nerede?" "Mutfak masası üzerine bırakmıştın.""Where are my glasses?" "You left them on the kitchen table."
David felsefe üzerine yeni bir kitap yayınladı.David has just published a new book on philosophy.
Kendi üzerine sıcak su döktü.She poured hot water over herself.
Kahveyi masanın üzerine döktü.She spilled coffee on the table.
Dördüncü satır üzerine soyadını yaz.Write your surname on the fourth line.
Bütün plân sadece onun kişisel görüşleri üzerine kurulu.The whole plan is only based on his personal opinions.
Uçuş görevlisi yanlışlıkla Tom'un üzerine biraz sıcak kahve döktü.The flight attendant accidentally spilled some hot coffee on Tom.
Uçuş görevlisi Tom'un üzerine sıcak kahve döktüğü için özür diledi.The flight attendant apologized for spilling hot coffee on Tom.
Tom aynı görüntünün daha büyük versiyonunu görebilsin diye minyatür çizim üzerine tıkladı.Tom clicked on the thumbnail so he could see a larger version of the same image.
Tom odasının köşesindeki elbise yığını üzerine kirli çoraplarını attı.Tom threw his dirty socks on the pile of clothes in the corner of his room.
Ben bir arkadaşın isteği üzerine sana yazıyorum.I am writing you at the request of a friend.
Bunu çok üzerine alınıyorsun.You're taking this too personally.
Sosu salatanın üzerine dökün ve hafifçe karıştırın.Pour the dressing over the salad and toss gently.
Tom klavyesinin üzerine bir fincan kahve döktü.Tom spilled a cup of coffee all over his keyboard.
Kapak kavanoz üzerine vidalanır.The lid screws onto the jar.
Tom üzerine eğilip Mary'yi öptü.Tom leaned over and kissed Mary.
Çabuk, bu ağacın üzerine tutun.Quick, hold onto this tree.
Tom şapkasını gözlerinin üzerine aşağıya indirdi.Tom pulled his cap down over his eyes.
Patatesleri sobanın üzerine koy.Put the potatoes on the stove.