Konuşmamız her zamanki gibi hava üzerine açıldı.Our conversation opened, as usual, upon the weather.
Biz çay üzerine sohbet ediyorduk.We were chatting over tea.
Aç gözlü ellerini paramın üzerine koyma.Don't put your greedy hands on my money.
Erkek kardeşim felsefe üzerine bir otoritedir.My brother's an authority on philosophy.
Ağabeyim felsefesi üzerine bir otoritedir.My elder brother is an authority on philosophy.
1999 için pazar gelişimi üzerine odaklanacağım.I'll focus on the market development for 1999.
O at üzerine on dolar iddiaya giriyorum.I bet ten dollars on that horse.
Atın üzerine beş poundluk bahse girdim.I bet five pounds on the horse.
Ben kendimi çimenlerin üzerine attım.I laid myself on the grass.
Japon tarihi üzerine kitaplar okumak istiyorum.I would like to read books on Japanese history.
Ben onu başarısı üzerine onu kutladım.I congratulated him on his success.
Onun isteği üzerine böyle yaptım.I did so at his request.
Onun tavsiyesi üzerine hareket ettim.I acted on his advice.
Amerikan edebiyatı üzerine geniş bir kütüphanem var.I have a large library on American literature.
Kağıdın üzerine bir çizgi çizin.Draw a line on the paper.
Delikanlı Tom'un üzerine abandı ve kulağına bağırdı.The lad leaned over and shouted into Tom's ear.
Sonbaharda, fanlar üzerine kapaklar konur.In the fall, covers are put over the fans in trains.
Erkek çocuğu ağacın üzerine adını kazıdı.The boy carved his name on the tree.
Ceketimi masanın üzerine koydum.I put my coat on the table.
Nehir üzerine yeni bir köprü inşa ediliyor.A new bridge is being built over the river.
Birçok siyasetçi komite üzerine güçlü bir baskı uygulamıştır.Several politicians exerted strong pressure on the committee.
Öğretmen her kağıt üzerine kısa bir yorum yazdı.The teacher put a short comment on each paper.
Nehrin üzerine bir köprü yapıldı.A bridge was built across the river.
Nehrin üzerine bir köprü yapıyorlar.They're constructing a bridge over the river.
Sendika üzerine yaptırımlar uygulanması uygunsuz.It is improper to impose sanctions upon the union.
Köylülerin çevre üzerine yaptıkları tartışma oldukça hararetliydi.The discussion the villagers had on the environment was quite lively.
Mermi dizin üzerine girdi.The bullet entered above the knee.
Üzerine düştüğümde bileğimi kırdım.I broke my wrist when I fell on it.
Etinin üzerine biraz tuz koy.Put some salt on your meat.
Onun davranışı şüphe üzerinedir.His conduct is above suspicion.
O, Kaliforniya Üniversitesinde Japon edebiyatı üzerine bir dizi konferans verdi.He gave a series of lectures on Japanese literature at UCLA.
O, dizlerinin üzerine çöktü.He collapsed to his knees.
O, konu üzerine tanınmış bir otoritedir.He is a recognized authority on the subject.
O atın üzerine iki paund bahse girdi.He bet two pounds on the horse.
O çitin üzerine oturuyor.He's sitting on the fence.
O, ekmeğin üzerine tereyağ sürdü.He spread butter on the bread.
Dizlerinin üzerine çöktü ve ölenlerin ruhları için dua etti.He got down on his knees and prayed for the souls of the deceased.
O, yatağın üzerine oturdu.He sat on the bed.
O, egzersizin önemi üzerine vurgu yaptı.He put emphasis on the importance of the exercise.
O, üzerine ev inşa etmek amacıyla arsayı aldı.He bought the land for the purpose of building a house on it.
O, evini kaya üzerine inşa etti.He built his house on rock.
O, dakikliği üzerine kendisiyle gurur duydu.He prided himself on his punctuality.
O, arabasının üzerine bir örtü koydu.He put a cover over his car.
Kızın üzerine eğildi ve onu öptü.He bent over the girl and kissed her.
Erken sona eren savaş üzerine kumar oynadı.He gambled on the war coming to an early end.
Çim üzerine uzandı ve uykuya daldı.He lay down on the grass and went to sleep.
Sanat üzerine kitapları olan hoş bir kütüphanesi var.He has a fine library of books on art.
O, çitin üzerine tırmandı.He climbed over the fence.
Kendi üzerine soğuk su döktü.He poured cold water over himself.
Onlar haberler üzerine heyecanlandılar.They were excited over the news.
Onlar nehrin üzerine bir köprü yaptılar.They built a bridge across the river.
Ben onun üzerine bir battaniye serdim.I laid a blanket over her.
Onun eğitim üzerine fikirleri benimkinden çok farklı.Her ideas on education are very different from mine.
Kazağını başının üzerine çekti.She pulled her sweater over her head.
O, çocuğun üzerine eğildi.She bent over the child.
O, kanepede uyuyan çocuğun üzerine battaniye örttü.She put the blanket over the child sleeping on the sofa.
Tereyağını ekmeğin üzerine yaydı.She spread the butter on the bread.
Bahçecilik üzerine bir kitapçık okuyor.She is reading a manual on gardening.
O bir kurşun kalemle bir kağıt parçası üzerine bir daire çizdi.She drew a circle on a piece of paper with a pencil.
O, kendine yapılan zorbalık üzerine kara kara düşündü.She brooded over the bullying done to her.