Ben genellikle veranda üzerinde okurum.I usually read on the verandah.
Neyin yanlış gittiğinin üzerinde düşünüyorum.I think over what went wrong.
Ben biri üzerinde yorum yaptım.I commented on one.
Obama mali kriz üzerinde odaklandı.Obama focused on the financial crisis.
Masanın üzerinde bir harita var.There is a map on the table.
Tom neyin üzerinde?What's Tom up to?
18 yaşın üzerinde misin?Are you over 18?
On sekiz yaşın üzerinde misin?Are you over eighteen years old?
Ben uzun bir süredir o konu üzerinde düşünüyorum.I've been thinking over the issue for a long time.
Bu deodorant, gömlek üzerinde beyaz lekeler bırakıyor.This deodorant leaves white stains on the shirt.
Bu deodorant, gömleğimin üzerinde beyaz lekeler bırakıyor.This deodorant leaves white stains on my shirt.
Cherry Avenue üzerinde yeni bir restoran var.There's a new restaurant on Cherry Avenue.
Gün batımından sonra, alanın üzerinde ince bir sis belirdi.After sunset, a thin mist appeared over the field.
"Telefonum nerede?" "Masamın üzerinde.""Where's my phone?" "It's on my table".
Onun konuşması tüm meslektaşları üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.His speech has a positive influence on all the colleagues.
Bu olay, projenin ilerleyişi üzerinde büyük bir etki yaptı.This incident has made a great impact on the progress of the project.
Güneş ufkun üzerinde yükseliyor.The sun is rising above the horizon.
Tom'un davranışlarının onun iş arkadaşları üzerinde çok olumsuz etkileri vardı.Tom's behaviour had very negative effects on his workmates.
Onun üzerinde bir izlenim yarattığını düşünüyorum.I think you made an impression on her.
Yirminin üzerinde kimseye inanma.Don't trust anyone over twenty.
Üzerinde çalıştığım kitabı yazmayı bitirmek zorundayım.I have to finish writing the book I'm working on.
Bu rapor üzerinde çalışarak bütün geceyi geçirdim.I spent all night working on this report.
Masada üzerinde üç kızarmış yumurta bulunan bir tabak vardı.On the table, there was a plate with three fried eggs on it.
Tom'u son gördüğümde o bir sedye üzerindeydi.The last time I saw Tom, he was on a stretcher.
Tom ve Mary her şey üzerinde anlaştılar.Tom and Mary agreed on everything.
Tom pasta üzerindeki mumları üfledi.Tom blew out the candles on the cake.
Tom pasta üzerindeki mumları söndürdü.Tom blew out the candles on the cake.
Tom motoru kapattı fakat üzerindeki farları açık bıraktı.Tom killed the engine, but left the headlights on.
Tom masanın üzerinden eğildi ve Mary'yi öptü.Tom leaned across the table and kissed Mary.
Tom 300 paundun üzerinde olmalı.Tom must weigh over 300 pounds.
Tom halı üzerinde kan fark etti.Tom noticed blood on the carpet.
Tom şişenin üzerindeki etiketi okudu.Tom read the label on the bottle.
Tom başka bir şey üzerinde yoğunlaşıyor gibi görünüyor.Tom seems to be concentrating on something else.
Tom çitin üzerinden tırmanmaya çalıştı.Tom tried to climb over the fence.
Onun üzerinde bir süre düşün. Sen benim haklı olduğumu görürsün.Reflect on it a while. You'll see I'm right.
O, duvarın üzerinden bakmak için fazla kısaydı.She was too short to look over the wall.
Bir milyon doların üzerinde mal varlığı var.He has over a million dollars in assets.
Bu kitap onun üzerinde kalıcı bir izlenim bıraktı.This book left a lasting impression on her.
Kırmızı, Mary'nin üzerinde iyi görünmüyor.Red doesn't look good on Mary.
Kum üzerinde uzanalım.Let's lie on the sand.
Tom 2.30'a kadar bitirilmesi gereken bir şey üzerinde çalışıyor.Tom is working on something that needs to be finished by 2:30.
Tom gizli bir şey üzerinde çalışıyor.Tom is working on something secret.
"Kitabın nerede?" "Masanın üzerinde""Where is your book?" "On the desk."
Tom yerdeki bir şey üzerinde dengesini kaybetti.Tom stumbled over something on the floor.
Tom bir şey üzerinde çalışıyor.Tom is working on something.
Tom buzun üzerinden düştü.Tom fell through the ice.
Tom kanapenin üzerinde gerildi.Tom stretched out on the couch.
Kedi masanın üzerinde oturuyor.The cat is sitting on the table.
Tom üzerinde "oturma odası eşyası" işaretli bir karton kutuyu açtı.Tom opened a cardboard box marked "living room stuff."
Tom önemli bir şey üzerinde çalıştığını söyledi.Tom said he was working on something important.
Tom önemli bir şey üzerinde çalıştığınızı söyledi.Tom said you were working on something important.
Tom sanat malzemelerine üç yüz doların üzerinde harcadı.Tom spent over three hundred dollars on art supplies.
Gemi bir kum yığını üzerinde karaya oturdu.The ship ran aground on a sandbar.
Tom pastanın üzerindeki mumları yaktı.Tom lit the candles on the cake.
Bu cadde üzerinde sert çocuklar oluşan bir çete var.There's a gang of tough kids on this street.
Tom'a yazılan tüm mektuplar sıranın üzerinde.All the letters on the desk are addressed to Tom.
Tom beyaz halının üzerinde kirli ayak izleri gördü.Tom saw dirty footprints on the white carpet.
Biz bazen çiftliğimizin üzerinde uçan uçaklar görüyoruz.We sometimes see airplanes flying over our farm.
İnşallah, Tom yakında geri kendi ayakları üzerinde olacak.Hopefully, Tom will be back on his feet soon.
Tom omzunun üzerinden baktı ama bir şey görmedi.Tom glanced over his shoulder, but didn't see anything.