Son dakikada insanlar üzerinde planları değiştiremezsin.You can't change plans on people at the last minute.
Şu anda o problem üzerinde yoğunlaşamam.I can't concentrate on that problem right now.
Eşim ve ben ikizler için isimler üzerinde karar veremiyoruz.My wife and I can't decide on names for the twins.
Bu yumrulu yatak üzerinde uyuyamam.I can't sleep on this lumpy mattress.
Tom geniş bir kayanın üzerinde uzanıyor.Tom is lying on a large rock.
Kurbanın vücudu halı üzerinde yüzü aşağıya bakacak şekilde yatıyordu.The victim's body was lying face down on the rug.
Onun üzerinde düşündüm ve gitmemeye karar verdim.I thought it over and decided not to go.
Onun üzerinde düşündüm ve Tom'a her şeyi söylemeye karar verdim.I thought it over and decided to tell Tom everything.
Bu, üzerinde bulunduğum geminin bir resmi..This is a picture of the ship I was on.
O proje üzerinde eşek gibi çalıştım.I worked my ass off on that project.
Bu sizi ayaklarınızın üzerinde tutar.It keeps you on your toes.
Tom'un yolunun üzerinde durmayalım.Let's just get out of Tom's way.
Hadi sadece bunun üzerinden geçelim.Let's just get this over with.
Tavuklar duvar üzerinden uçamazlar.Hens don't fly over walls.
Onun üzerinde çalışacağız.We'll work on that.
Bunun üzerinde düşünmeni istiyorum.I want you to sleep on it.
Sana üzerinde çalıştığım bir şey göstermek istiyorum.I want to show you something I've been working on.
Masanın üzerinde bir şey var.There's something on the table.
Tom bir şeyin üzerinde katır kutur yiyor.Tom is munching on something.
Bir şey üzerinde çalışıyorum.I'm working on something.
Masanın üzerinde iki tabak var.There are two plates on the table.
O derenin üzerinden atlamaya cesaret edemedi.He didn't dare to jump over the brook.
Hâlâ bunun üzerinde çalışıyorum.I'm still working on it.
Onun üzerinde bir ton baskı vardı.There was a ton of pressure on him.
Fırtınanın ekonomi üzerinde ciddi bir etkisi vardı.The storm had a serious effect on the economy.
Bu elbise senin üzerinde iyi görünüyor.This dress looks good on you.
O senin üzerinde iyi görünüyor.That looks good on you.
Neden bunun üzerinde düşünmek için bize birkaç gün vermiyorsun?Why don't you give us a couple of days to think it over?
O elbise onun üzerinde çarpıcı görünüyor.That dress looks stunning on her.
Ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsun.You're splitting hairs.
Sen, ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsun.You're splitting hairs.
Ufak ayrıntılar üzerinde fazla duruyorsunuz.You're splitting hairs.
Defter masanın üzerinde.The notebook is lying on the table.
Dizlerimizin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımızın üzerinde ölmek daha iyidir.Better to die on our feet, than to live on our knees.
Bunun üzerinde düşün.Think it over.
Kapı üzerindeki kilidi değiştirmek zorundasın.You have to change the lock on the door.
Hayalim, İpek Yolu'nu bir deve üzerinde geçmektir.My dream is to cross the Silk Road on a camel.
Biz her şey üzerinde anlaştık..We have agreed on everything.
İflasından sonra yeniden ayakları üzerinde duramadı.After his bankruptcy, he wasn't able to get back on his feet.
Göçmenler Avustralya'ya deniz üzerinden geliyorlar.Immigrants come to Australia across the seas.
Balığı o tabak üzerinde servis edin.Serve the fish on that platter.
Karar vermeden önce onun üzerinde uyu.Sleep on it before deciding.
O renk üzerinde güzel duruyor.That color is very becoming on you.
Kent bir ova üzerindedir.The city is on a plain.
Vagon ve koltuk numarası biletin üzerinde yazılı.The car and seat number are written on the ticket.
Bir asteroid, Rusya'daki Çelyabinsk üzerinde patladı.An asteroid exploded over Chelyabinsk in Russia.
Çocuklar bahçede banklarda oturmaz, yumuşak çimlerin üzerinde uzanırlar.The boys do not sit on benches in the garden, but lie on the soft grass.
Çocuklar donmuş gölet üzerinde bir hokey pisti kurdular.The boys set up a hockey rink on the frozen pond.
Benim durum üzerinde hiçbir kontrolüm yoktu.I had no control over the situation.
Ben çitin üzerinden tırmanmak zorunda kaldım.I had to climb over the fence.
Arkeolog eski Roma harabeleri üzerinde çalışıyor.The archaeologist is studying old Roman ruins.
Kitap sıranın üzerinde.The book is on the desk.
Üzerinde çalıştığım yeni bir kitabım var.I have a new book I'm working on.
Şu anda üzerinde çalıştığım önemli bir projem var.I have an important project I'm working on right now.
Bunun üzerinde denemeler yapıyorum.I've been experimenting with that.
Bir roman üzerinde çalışıyorum.I've been working on a novel.
Bir fikir üzerinde çalışıyorum.I've been working on an idea.
Bunun üzerinde bütün gün çalıştım.I've been working on this all day.
Sabahtan beri bunun üzerinde çalışıyorum.I've been working on this all day.
Bunun üzerinde aylardır çalışıyorum.I've been working on this for months.