Bu biraz ürkütücü, çünkü Motts aslında bunu görüyor.And this is a little bit freaky, because what Motts is seeing is actually this.
Ürkütücü vuruş; genç bir horozun taşı gibi büyük bir yumru ve acı acı ağladı.A bump as big as a young cockerel's stone; A parlous knock; and it cried bitterly.
Derler ki," Ne cüretle bu çocuğu evden dışarı çıkarır ve diğer insanları ürkütürsünüz.They say, "How dare you take this child out of the house and terrify other people.
Onların fazladan tehditkar ve ürkütücü olmalarını istemedim.I didn't want them to be overly threatening or scary.
Seni ürkütüyor mu?Frighten you?
Ürküntü verecek, ama sizi aydınlatacak.It's going to be frightful, but it's going to enlighten you.
Çok ürkütücü, çok çok ürkütücü bir düşünce.It's a very frightening, very, very frightening thought.
Biraz ürkütücü ve dokunaklı.It's all a little bit frightening, and emotional.
Ürkütücü bir çözüm.And it seems daunting.
Bu biraz ürkütücü olsa da keyfinizin takip edilmesinin iyi bir tarafı da var.And even though that's still sort of creepy, there is an upside to having your taste monitored.
Lütfen daha çok istiyor ona vay haline! ürkütmek için!Woe to him who seeks to please rather than to appal!
Ben bu dağcılarla ilgilenirken ürkütücü bir şey oldu,As I was taking care of these climbers, we got a startling experience.
Bu da çok, çok, çok ürkütücü.Very, very, very scary.
Bu size ürkütücü ve kafa karıştırıcı gelebilir.Now that might seem very daunting to you and very confusing, but I'll now do a couple of examples.
Evet biraz ürkütücü fikirler bunlar ama diyelim ki bana hiç bir şey olmuyor. -I know these are getting kind of morbid, but let's just assume that nothing bad happens to me.
"Jaws" yüzünden çoğumuz köpekbalığından ürküyoruz.We're often frightened of sharks, thanks to "Jaws."
Kendi sesimi bir bilgisayardan duymanın ürkütücü olacağını düşünüyordum.I thought it would be creepy to hear my own voice coming from a computer.
‹‹Ben Daniele gelince, ruhum üzüntüyle sarsıldı, gördüğüm görümler beni ürküttü.I Daniel was grieved in my spirit in the midst of my body, and the visions of my head troubled me.
De ki: Alay edin bakalım, şüphe yok ki Allah, ürküp çekindiğinizi meydana çıkaracaktır.Say to them: "Mock as much as you like; God will surely expose what you dread."
O çekinenler, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyametten ürküp titrerler.Who are fearful of their Lord inwardly and dread the Hour.
Lût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz."He said: "You are people I do not know."
Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman bu, onların sırf ürküntüleriniartırdı.But when the admonisher came to them their aversion for the truth increased,
Elçiler Lut'un evine gelince O: “Doğrusu, siz ürkülecek kimselersiniz.” dedi.When the messengers came to the family of Lot,
Genişliği millerle ölçülen nehir, hâlâ ürkütücü bir sorun olmaya devam ediyor.Miles wide in its Balkan stretch, it presents a daunting challenge.
Kuraklığın daha büyük çaplı yan etkileri oldukça ürkütücü.The larger ramifications of drought are daunting.
Zaman gazetesinde yer alan haberde Önal'ın şu sözlerine yer verildi: "Bu rakam gerçekten ürkütücü."This is a scary number," Turkish daily Zaman quoted him as saying.
Ives zaman zaman ürkütücü temalı yapımlarda rol aldı.Ives occasionally starred in macabre-themed productions.
Bu çok ürkütücü oldu ve sadece 15 kişi girdi.This proved too daunting and only 15 entered.
En ürkütücü eserlerden biri, Anna Mons'un kardeşi Willem Mons'un başıdır.One of the most gruesome exhibits is the head of Willem Mons, brother of Anna Mons.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Die Geschichte von einem, der auszog das Fürchten zu verlernen.
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.Das Vorgehen wurde von der Regierung in London gerügt.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Das Gemach ist sehr baufällig.
Parçalanmış bilincin kurduğu dünya ise tuhaf olduğu kadar ürkütücü, anlamsız ve tehlikelidir.Alles von der Architektur bis zur Luft sollte seltsam und gefährlich erscheinen.
Görünüşü ile hırsızları ve kurtları ürkütse de uysal bir ev köpeği olarak da yetiştirilebilir.Mit seinem ruhigen Wesen und seiner Geduld kann er auch gut als Familienhund gehalten werden.
Sejanus, Tiberius’un emriyle öldürüldü ve Livilla ürkütücü annesine teslim edildi.Séjan est exécuté sur les ordres de Tibère et Livilla est livrée à sa mère.
Düzenli olarak her dolunay döneminde kontrolünü kaybediyor ve ürkünç bir şekilde uluyordu.Mais à chaque fois, il perdra le contrôle du système et deviendra fou.
Bu durum Pers istilasının ne denli ürkütücü göründüğünü göstermektedir.Elle nous montre à quel point la population du bourg était pieuse.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Parce que c'est l'écriture qui me sauve de cette complaisance dont j'ai peur.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Le plan du château est assez complexe.
Bir sonraki sahne son derece ürkütücü, patetik ve rahatsız edicidir.Ses derniers ouvrages apparaissent plus politiques, angoissés et indignés.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.¡Es lo suficientemente aterradora la Mansión?
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.El grupo londinense surgió de OutRage!
Bu durum Brahms'ı ürkütmüştü.Esto calmó al brahman.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.La papelería es una cosa que me asusta tremendamente...
Londra’nın kalabalığı beni ürküttü.I britanni si rifugiarono a Londra per il terrore.
Şatosu oldukça ürkütücüdür.Ora il palazzo è alquanto manomesso.
Einstein, kuantum mekaniksel tahminlerle “bir noktada ürkütücü” diyerek dalga geçmiştir.Einstein derise le predizioni della meccanica quantistica come "spaventosa azione a distanza".
O onu ürküttü.Она напугала его.
Ürkütücü karga çalıdan korkuyor.Пуганая ворона куста боится.
Ne kadar da ürkünç bir hayvan!Какое страшное животное!
Belirsizlik beni ürkütüyordu.Неизвестность меня пугала.
Orduyu ürkütmeyin.Не применяй войско.
Bu durum Brahms'ı ürkütmüştü.Этот случай испугал Шельму.
Dişi ise yeşilbaş gibi vaklar ve ürkütüldüğünde boğuk bir ses çıkarır.Коса как бы сама косит траву, издавая при этом чистый, звонкий звук.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.Признаюсь, такое направление мыслей Меня ужасает за последствия.
Bizi düş kırıklığını uğratan bu anlatım biçimi ürkütücüdür de.ما هذا؟ تلك الحيرة كانت وراء خوفي من الإقدام على نشره.
Bir kısmı özendirici, istenen nitelikte, diğer bir kısmı ise korkutucu, ürkütücü ütopyalardır.فكان البعض متواضعًا وحريصًا على التعلم؛ و البعض الآخر قويًا ومجادلًا؛ والبعض جبانًا وبطيئًا في التحسن.
Görünüşü ile hırsızları ve kurtları ürkütse de uysal bir ev köpeği olarak da yetiştirilebilir.يمكن للذئاب أن تتناسل والكلاب المستأنسة، لتنتج هجيناً غير عقيم.
Orduyu ürkütmeyin.لا تحشد القوات.
Ürkütücü bir şarkı yani.É uma canção agridoce.