3)Kendini Sınayan Özlem.力學,授徒自給。
Hiç Özlemedin mi?너는 그런 적 없어?
Ancak yaşlandıkça vatanını özlemektedir.나이를 먹어가면서 아버지에 대한 원망이 점점 옅어져요.
Alice'i çok özlemiştir.עדיין מתגעגע אלייך המון.
Babasına olan özlemi hiç bitmez.לעולם לא אשכח מה שאביך עשה למען אבי.
Londra’ya taşındığında bahçe işlerini özlemiş ve bir yerde bahçıvan olarak çalışmaya başlamıştır.כשעבר להתגורר בלונדון חסר לו הטיפול בגינה ולכן עבד כגנן במשרה חלקית.
Özlem Piltanoğlu ile de boşanmıştır.הנישואים פוקעים גם עם פטירת בן / בת הזוג.
Biliyorum 25 yıldır şampiyonluk özlemi var.חרמש שירת בצה"ל במשך כ-25 שנים.
"Özlem Zengin, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı oldu".לדעתה, "כשאתה עשיר, אתה רוצה נשיא רפובליקני".
Özlem Tekin: Şarkıcı.תפקיד: זמר.
Fakat zamanla Doğu Almanlar'ın bir kısmı, eski hayatlarındaki bazı figürlere özlem duymaya başladı.ככל שעבר הזמן החלו חלק מתושבי מזרח-גרמניה לשעבר לחוש נוסטלגיה להיבטים מסוימים של חייהם במזרח גרמניה.
Ostalji, Almanca'da Doğu Almanya'daki hayata duyulan özlemi dile getirmek için kullanılan bir terim.Осталгия (на немски: Ostalgie) е немско название за носталгията по живота в Източна Германия.
Ancak yaşlandıkça vatanını özlemektedir.В ранна възраст остава без родители.
Ayrıca yaşadığı yeri de özlemeye başladı.Nedostajalo joj je i mjesto gdje bi se započelo to i ostvarivati.
Cordelia'yı özlemiş ve ziyarete gelmiştir.Pronašao je husara i posjetio ga.
Kızı tanınmıș Türk rock şarkıcısı Özlem Tekin'dir.Jeho synom bol rockový spevák Mano Solo.
Fakat daha sonra diziden ayrıldı, ayrılma sebebi ise evini özlemiş olmasıydı.Ale čoskoro bol kontrakt zrušený, pretože sa obával, že sa mu bude cnieť po domove.
Özlem Tekin: Şarkıcı.(COBISS) Jože Toporišič: Prešernova »Pevcu« .
Ama dışarıda bulunan her köylümüzün köye ait özlemi mutlaka vardır.Na peto: Kmeta, ki bi imel zemljo celega naselja v naši vasi ni.
Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir.Rumeni del predstavlja upanje pa tudi zavist.
Biliyorum 25 yıldır şampiyonluk özlemi var.25 metus užsiėmė labdaringa veikla.
Fakat zamanla Doğu Almanlar'ın bir kısmı, eski hayatlarındaki bazı figürlere özlem duymaya başladı.Kuid aja möödudes hakkasid endised idasakslased tundma nostalgiat mõnede oma endise elu aspektide järele.
Dağların üzerinde daireler çizerek uçan kondor, özlem duyulan özgürlüğü sembolize eder.Vapikilbi kohal paikneb väljasirutatud tiibadega Andi kondor, mis on vabaduse sümboliks.
Köyümüzde Özlem programında sunucu, Sabah Şekerleri programında yönetmenlik görevini üstlendi.Armini isa juubeldas, kui kuulis hommikul telefonist uudist Kristalliööst.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.200 년 전 아담 스미스는 우리의 "부끄럽지 않은 인생에 대한 욕망"에 대해 말한 적 있습니다.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Acum 200 de ani, Adam Smith vorbea despre dorinta de a avea o viata fara rusine.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adamo Smith, 200 anni fa, ha parlato del nostro desiderio di una vita senza disonore.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith, 200 lat temu, mówił o naszym pragnieniu życia bez wstydu.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith, 200 năm trước, có nói về sự khao khát của chúng ta muốn một cuộc sống không phải hổ thẹn.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith, för 200 år sedan, talade om vårt begär efter ett liv utan skam.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith, il y a 200 ans, a parlé de notre désir de vivre sans honte.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith sprach, vor 200 Jahren, über unseren Wunsch ein Leben ohne Schamgefühl zu führen.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Adam Smith sprak, 200 jaar geleden, over ons verlangen naar een leven zonder schaamte.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Hace 200 años, Adam Smith habló sobre nuestra aspiración a una vida sin vergüenza.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Há cerca de 200 anos, Adam Smith falou da nossa vontade de ter uma vida sem vergonha.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Pred 200 rokmi Adam Smith hovoril o našej túžbe po živote bez hanby.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Ο Άνταμ Σμιθ, πριν από 200 χρόνια, μίλησε για την επιθυμία μας για μια ζωή χωρίς ντροπή.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Адам Смит, 200 лет назад, говорил о нашей мечте жить не стыдясь себя.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.Адам Смит, преди 200 години, говори за желанието ни за живот без угризения.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.אדם סמית, לפני 200 שנה, דיבר על תשוקתנו לחיים ללא בושה.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.آدم سميث، منذ مائتى عام، تحدث عن رغبتنا فى حياة بدون خجل.
Adam Smith, 200 yıl önce, utançsız bir hayat için duyulan özlemden bahsetti.人に劣らない生活を 求めることについて語りました その時代に 人並みの生活とは
Ama evde olmayı özlemek.Ale touha být doma.
Ama evde olmayı özlemek.Mais la folle aspiration de se retrouver "à la maison".
Ama evde olmayı özlemek.O tânjire să fii Acasă.
Ama evde olmayı özlemek.Sino el anhelo de estar en casa.
Ama evde olmayı özlemek.Sondern die Sehnsucht, zu Hause zu sein.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Ale problém je, že keď som odišla z domu a šla na vysokú školu, začalo mi strýkove komandovanie chýbať.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Das Problem ist jedoch, als ich daheim auszog und ans College ging, fehlten mir seine Befehle.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.De, ahogy bekerültem a főiskolára, hiányozni kezdtek az utasításai.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Het probleem is dat ik, toen ik het huis verliet om te gaan studeren, zijn bevelen begon te missen.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Jednak gdy wyjechałam na studia, zaczęło mi brakować jego poleceń.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.하지만 문제는, 제가 막상 대학을 가기 위해 집을 나오게 되자 삼촌의 잔심부름 명령들을 그리워하게 됐다는 겁니다.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Mais le problème est que, quand j'ai quitté la maison pour l'université, Ses ordres ont commencé à me manquer.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Mas o problema é que, quando eu saí de casa e fui para a faculdade, comecei a sentir falta das ordens dele.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Men när jag flyttade hemifrån för att gå på college började jag sakna hans krav.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Problema a apărut însă atunci când am plecat la facultate. A început să-mi fie dor de "ordinele" lui.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Problém nastal, když jsem odešla z domu na vysokou školu, začalo mi jeho komandování chybět.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Tapi masalahnya, ketika saya mulai kuliah dan keluar dari rumah, saya jadi merindukan perintahnya.
Ama sorun şu ki, evden ayrılıp üniversiteye gittiğimde, onun emirlerini özlemeye başladım.Але коли я поїхала навчатися в колеж, мені бракувало цього.