Euler özdeşliği birçok matematikçi tarafından göze hoş gelen bir denklem olarak tanımlanmaktadır.איכות הסיגר איכות הסיגר נקבעת לפי קריטריונים רבים המוצגים להלן.
Uyku ve uyku vakti ile özdeştirilir.Временно се намалява нуждата от храна и сън.
Mamak’ın tarihi, Anadolu’nun tarihi ile özdeştir.Историята на бирата „Андексер“ е свързана с историята на абатство Андекс.
Müzeyyen Senar ile özdeşleşmiş bir eserdir.Обогатява музея със стотици експонати.
Buradaki sözler aslında yılana değil, yılanla özdeşleştirilen Şeytan'a karşı söylenir.В случая образът на змията не се асоциира със злото, а с мъдростта.
Balkan yemekleri ile özdeşleşmiştir.Капама̀ е балканско ястие.
Bölgeyle özdeşleşen kent, AntalyaАнталия, град в Средиземноморския регион
İzmir, Ege Bölgesinin en büyük şehri olduğu için bölgeyle özdeşleşmiştir.Измир е най-големият град в Беломорския регион
Euler özdeşliği zaman zaman Euler denklemi olarak da adlandırılmaktadır.Eulerov identitet se ponekad naziva i Eulerova jednadžba.
Matematikte, Pascal özdeşliği binom katsayılarıyla ilgili kombinasyonel bir özdeşliktir.U matematici, asocijativnost je svojstvo koje može imati binarna operacija.
Film seyreder, filmdeki kahramanla kendimi özdeşleştirirdim.Ako stignem na vrijeme, pogledat ću film.
Mamak’ın tarihi, Anadolu’nun tarihi ile özdeştir.Povijest Adane je usko vezana uz povijest Tarsusa.
DTFT, Fourier dönüşümünün eşit aralıklı frekanslardaki örneklerine özdeştir.Spektar se također dobiva Fourierovom transformacijom u frekvencijsku domenu.
Bir grup üyesinin grupla özdeşleşmesi yüksekken başka bir üyeninki düşük olabilir.Vyšší rad kombinuje aj členov nižšieho radu.
Köyün kültürü geleneksel anadolu kültürüyle özdeşmektedir.Rozsah kultúry sa zmenšil o okrajové oblasti.
Giydiği 3 numaralı forma ile özdeşleşmiştir.Oblieka reprezentačný dres s číslom 3.
Özdeş alt birimlerden kapalı bir kabuk oluşturmanın en iyi yolu düzenli bir ikozahedron yapısıdır.Jeden z najstarších spôsobov prípravy vysoko čistého kremíka je zonálne tavenie.
Neredeyse Albert Einstein ile özdeşleşmiştir.Tam se je srečal z Albertom Einsteinom.
Norman artık kendimizi özdeşleştireceğimiz tek kahramanımızdır.Trenutno si edini sovražnik, proti kateremu se borimo.
Bu trajedi sonradan bu türkü ile özdeşleşmişti.Nato so na gravitacijo v tej zvezi nekako pozabili.
Bu kelimeyi kendisiyle ilişkilendirip/özdeşleştirerek; şirkete bu adı verdi.Kažkiek pasijuokdami iš savęs ir sugalvojome tą pavadinimą.
Böylece seyirci de kiminle özdeşleşeceğini saptar.Taip pat buvo kontroliuojama su kuo jos bendraudavo.
Ancak günümüzde, çalgı tümüyle Japonya'da ilgi görmekte ve bu ülkeyle özdeşleşmiş bulunmaktadır.Tačiau šis pasiūlymas Rusijoje liko nesuprastas, o Japonijoje sutiktas kritiškai.
Gebrauchsmusik, besteci Hindemith ile özdeşleşen bir tanım olmuştur.Muzikos mokėsi pas žinomą kompozitorių Paulių Hindemitą.
Romalılar Portekiz’i şarap ve eğlence tanrısı Baküs ile özdeş tutarlardı.Romėnams buvo žinomi ir vynuogių surinkimo šventės šokiai, skirti Bakcho garbei.
Bunlar, aksi takdirde özdeşdir.Kitokiu atveju jie yra neprivalomi.
Bu dönemde Angus Young kendisiyle özdeşleşen okul formasıyla sahneye çıkmaya başlamıştı.Selleks ajaks oli Angus juba hakanud esinedes kandma tema tunnusmärgiks saanud koolivormi.
Prens Sabahattin bu düşünce ile senkretize olarak özdeşleşti.Prints Albert jäi oma arvamusele resoluutseks.
Bunlar, aksi takdirde özdeşdir.Ja kui olekski, oleks see ikkagi kohatu.
Büyük Britanya ile özdeşleşmiş bir tarzdır.Suurbritanniast eraldatud kitsa väinaga.
Noel Baba ile de özdeşleşmiş durumdadır.Samuti oli ka kuutõbisus päritud isalt.
(Diverjansın yok edilmesi matematiksel özdeşliğin bir sonucudur.(Arvatakse, et Euroopa edu olevat tingitud tapmisvajadusest ja -oskusest.
Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.Seal leidub puutumatut loodust ja palju metsloomi.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Aber es bleibt eine Anekdote weil die Öffentlichkeit sich damit nicht identifizieren konnte.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Ale je to spíše jen takovou anekdotou, protože to pro veřejnost nemá přílišnou hodnotu.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Ale stala sa z toho iba historka, pretože ľudia si to nemajú s čím spojiť.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Ça reste anecdotique parce que le public ne peut pas s'identifier à ça.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Dar a rămas ca şi o glumă deoarece publicul nu s-a putut identifica cu asta.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Ez azonban egy anekdota marad mert a nyilvánosság nem tudott vele azonosulni.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.이것이 단지 널리 알려져 있지 않은 이유는 사람들이 그것을 알아채지 못했기 때문이었습니다.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Maar het blijft een anekdote, omdat het publiek zich er niet mee kan identificeren.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Ma questo rimane un aneddoto perché il pubblico non può identificarsi con esso.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Mas ainda é uma anedota porque o public não se identifica com isto.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Men det förblir en anekdot för publiken kunde inte identifiera sig till det.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Nhưng nó còn vặt vãnh vì công chúng không thể nhận diện ra nó.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Nie wzbudzono tym jednak entuzjazmu publiki, gdyż brakowało czynnika ludzkiego.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Pero todavía son una anécdota porque el público no se identifica con eso.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Но они остаются незаметными, потому что люди не могут представить себя летящими на них.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.Но остава епизодично, защото обществеността не би могла да се идентифицира с него.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.אבל זו נשארה אנקדוטה מפני שהציבור לא יכול להזדהות עם זה.
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.ولكنها بقيت خلف الاضواء لان الناس لم تميزها .
Ama hikayede kalıyorlar çünkü halk onlarla özdeşleşemedi.大衆はそれを現実的だと思わなかったからです 搭乗した飛行士が飛行中に
Anlaşmayı bağlamaya çalışmanın ortasında, müşterisiyle empati kurar ve müşterisiyle özdeşleşmeye başlar.그리고 그 사건을 해결하려는 과정에서 그는 감정이입을 하게 되면서 자신의 의뢰인을 동정합니다.
Anlaşmayı bağlamaya çalışmanın ortasında, müşterisiyle empati kurar ve müşterisiyle özdeşleşmeye başlar.ובמהלך הניסיון לסגור את העסקה הוא מתחיל לחוש אמפתיה ולהזדהות עם הלקוח שלו
Anlaşmayı bağlamaya çalışmanın ortasında, müşterisiyle empati kurar ve müşterisiyle özdeşleşmeye başlar.وفي خضم عملية ابرام الصفقة بدأ يتعاطف مع عميله
Anlaşmayı bağlamaya çalışmanın ortasında, müşterisiyle empati kurar ve müşterisiyle özdeşleşmeye başlar.被害者が 余りにも哀れなのを見て 共感するようになり 倫理と自分の存在意義を取戻し
Aslında, bunun özdeşleşmekle, sadece bir insan varlığı olarak kendini özdeşleştirmeyle alakası var.Cela tient à l'idée et l'identité que tu as comme étant, un être humain uniquement.
Aslında, bunun özdeşleşmekle, sadece bir insan varlığı olarak kendini özdeşleştirmeyle alakası var.Esto tiene que ver con la idea y la identidad que tienes por ser solo un ser humano.
Aslında, bunun özdeşleşmekle, sadece bir insan varlığı olarak kendini özdeşleştirmeyle alakası var."Ne, ne, vlastně..." Toto se týká představy, kterou o sobě máte jen jako člověk (lidská bytost).
Aslında, bunun özdeşleşmekle, sadece bir insan varlığı olarak kendini özdeşleştirmeyle alakası var.Questo è a che fare con l'idea e l'identità che si ha essere solo come un essere umano.