11 Nisan 1968'de öğrenci hareketlerinin öncüsü ve sözcüsü Rudi Dutschke başından vuruldu.11 kwietnia 1968 roku w zamachu ranny został działacz studencki Rudi Dutschke.
Wiener Gruppe (Viyana Grubu)'un destekçisi ve öncülerinden biri oldu.Jeden z członków Grupy Wiedeńskiej (Wiener Gruppe).
Bu türün en başarılı öncü uygulayıcısı Brezilyalı Alberto Santos-Dumont idi.Jednym z pasażerów był Alberto Santos-Dumont.
Öncü Gençlik.Pierwsza młodość.
Yarışmanın ilki 1927 yılında Polonyalı piyanist Jerzy Żurawlew öncülüğünde düzenledi.Zainicjowany został w 1927 przez polskiego pianistę, profesora Jerzego Żurawlewa.
6.0 büyüklüğünü geçen üç öncü deprem daha 11 Mart günü oldu.Trzy większe wstrząsy 9 marca osiągnęły siłę 6,0.
Sürrealizm'in öncü temsilcilerinden oldu.Jeden z głównych przedstawicieli surrealizmu.
Çeşitli sosyal sorumluluk projelerine öncülük etti.Angażowała się w różne inicjatywy społeczne.
Restorasyon çalışmaları Britanyalı mimar David Chipperfield’in öncülüğünde 2003 tarihinde başladı.Odbudowę dopiero po zjednoczeniu Niemiec w 1990 powierzono brytyjskiemu architektowi Davidowi Chipperfieldowi.
Minard mühendislik ve istatistikte grafik kullanımında bir öncüydü.Minard był pionierem kartografii tematycznej i grafiki statystycznej.
Tang zamânında Neokonfüçyüsçülük'ün bir öncüsü, şüphesiz ki meşhur bilgin Han Yu'dur.Świeżo upieczony prokurator, którego jedną z pierwszych dochodzeń jest sprawa Han Yoo-ry.
Öncülleri gibi, adını Çin kültüründe Ay tanrıçası olan Chang'e'den almıştır.Nazwa projektu podchodzi od imienia chińskiej bogini Księżyca, Chang’e.
Anayasanın öncülü 1918 Sovyet Rusya Anayasası'dır.Podwaliny pod pierwszą konstytucję ZSRR położyła Konstytucja Rosji z 1918 roku.
Hay'in grup üyeleri sonra kendi öncülük pozisyonlarından istifa etmeye zorunda kaldılar.W tej sytuacji por. „Starża” był zmuszony wycofać swoją kompanię na pozycje wyjściowe.
Marx ve Engels çalışmalarında öncü antropolog Lewis H. Morgan'dan etkilenmiştir.Marks i Engels stworzyli tę teorię pod wpływem prac pionierskiego antropologa Lewisa Morgana.
Yine Yaşar Üniversitesi'nin kurulmasına öncülük etmiştir.Ponownie powrócono do koncepcji utworzenia Uniwersytetu Obrony Narodowej.
Türün öncüleri Paradise Lost, My Dying Bride ve Anathema adlı İngiliz gruplardır.Prekursorami death doomu były grupy: My Dying Bride, Paradise Lost oraz Anathema.
Mekteb-i Tıbbîyye’de ders programlarını protesto için gerçekleştirilen öğrenci direnişine öncülük etti.Marek w jej domu opowiada o pacyfikacji protestu studentów.
İrlanda edebiyatının rönesans sürecinin öncüsü sayılmaktadır.Początek Odrodzenia Irlandzkiego w literaturze.
Angry Birds Star Wars'un öncülü.Bastion Polskich Fanów Star Wars. .
Birinci HMS Queen Elizabeth, "Queen Elizabeth sınıfı savaş gemilerinin(en) öncüsüydü.HMS Queen Elizabeth był okrętem głównym pancerników typu Queen Elizabeth – drednotów brytyjskich.
Gerçekten, O Dağlarında bir tırmanış öncüsüydü.I poszła z pośpiechem w góry.
Bu tip koşullarda, öncülleri gerçekten doğru olan şeylerin gerçekten var oldukları belirtilir.Aby żyć naprawdę, trzeba najpierw zobaczyć rzeczy takimi, jakimi są.
Karl Popper konjektür teriminin bilim felsefesinde yaygın kullanımına öncülük etmiştir.Karl Popper określił to pytanie mianem centralnego problemu filozofii nauki.
Uçak gemisinin öncüsü sayılmaktadır.Dba o ich wspólny statek powietrzny.
Ekip çalışması, sorumluluk bilinci, yaratıcılık ve öncülük ve inisiyatifli gönüllülük olmazsa olmazdır."Naszym zadaniem jest artystyczne poszukiwanie, twórczość bez barier i bez uprzedzeń.
Bu öncü hareketi nedeniyle Time Dergisi tarafından 1999'da Yılın Kişisi seçildi.W 1999 r. czasopismo „Time” wybrało go osobowością roku.
Artçı kuvvetler Storkow'daydı ve öncü unsurlar 12. Ordu ile Beelitz'te temas kurmuştu.Straż tylna była przy Storkow, a oddziały rozpoznawcze połączyły się z 12.
Suphi, Nejat öncümüz; yaşatacak gücümüz!Abp Kupny: Uwierzmy w moc Chrystusa, którą zostaliśmy obdarzeni.
Tutuklanmayanlar, Sosyalist Devrimci Parti'nin kurulmasında öncülük etti.Działacze wydaleni z partii założyli Socjalistyczną Partią Jedności.
Öncül 2: Yağmur yağıyor.Źródło: deszczu.
NetBook, EPOC ER5 işletim sistemini (Symbian OS'nın öncüsü) çalıştırmaktadır.NetBIOS działa w 5. warstwie (sesji) modelu OSI.
Alman 4. ve 9. ordularının öncü unsurları Bialistok'un doğusunda birleştiler.Brytyjskie dywizje 3 i 5 miały wkrótce nadejść od strony Salamanki.
Türk modernisminin öncülerindendir.Jeden z ostatnich kierunków modernizmu.
Avrupa'da soyut sanatın öncülüğünü yapmıştır.W ten sposób rozpoczynał się trend sztucznych paznokci w Europie.
Osamu Tezuka, Japonya'da çağdaş animenin öncüsü olarak kabul edilir.Saikaku Ihara uważany jest za twórcę współczesnej powieści w Japonii.
1871 - Orville Wright, Amerikalı öncü havacı (ö.1871 – Orville Wright, amerikansk flygpionjär.
Öncül 2: Yağmur yağıyor.Till race 2 hade det slutat regna.
2010 yılında, Alicia Duffy'nin Bütün İyi Çocuklar filminde öncü rol oynadı.2010 hade han en av de större rollerna i Alicia Duffys All Good Children.
Bu, enerjinin korunumu teorisine öncülük etti ve ısının işi neden yapabileceğini açıkladı.Detta ledde till teorin om energins bevarande och förklarade varför värme kan uträtta arbete.
Sistem mühendisliğinin öncüsüdür.Dessa är maskinens indata.
Hu Shih ile Lu Sin, modern Çin edebiyatının öncüleri idi.Hu Shih och Lu Xun kom att bli den moderna litteraturens pionjärer.
Alman taarruzunun öncü unsurlarına taarruz edilecek ve imhası sağlanacaktı.Man når fram till en av tyskarnas antenner och förstör den.
Öncül devirde büyük askeri başarılar ve büyük ekonomik bozukluklar görüldü.Perioden före hade dominerats av stora militära konflikter och ekonomiska framgångar.
Altı üyelik grup, bugün 28 üyesi olan Avrupa Birliği'nin öncülüydü.EU växte fram ur tidigare europeiska samarbeten och i dag är 28 av de europeiska staterna medlemmar i EU.
Funeral doom metalin öncüsüdür.Funeral doom metal är en undergenre till doom metal.
Sheffield kuralları, günümüz futbolunun kurallarının belirlenmesinde öncü niteliğinde olmuştur.Sjostakovitj kom tidigt att inse spelreglerna i systemet.
Türün öncüleri Thergothon, Skepticism ve Funeral’dır.Stilen introducerades av band som Thergothon, Skepticism och nämnda Funeral.
Balçığı inceledikten sonra Doktor, takip ettiği yaratığın bir öncü Dalek olduğunu anlar.Sedan rusade han ut och den första varelse han såg var en elefant.
Olaylara öncülük edenler, ülke çapında 60,000 kişinin protesto eylemlerie katıldığını söylemişlerdir.I en petition till statsministern anhöll 60 000 personer om att detta skulle beviljas.
Sanayileşme müziğinin öncüsü olarak anıldı.De blev hans musikaliska förebilder.
Yıldız kalelerin öncülü kalelerdir.Vilken är orsaken till stjärnornas masspektrum?
Dile olan bu yaklaşıma Noam Chomsky öncülük etmiştir.Den teorin har dock utmanats, bland annat av Noam Chomsky.
Şubat 1992 tarihine kadar, Şamba Abhazya'nın bağımsızlık mücadelesinde öncü bir rol oynadı.I mitten av januari släppte WADA en andra rapport av dess oberoende utredningskommission.
11 Nisan 1968'de öğrenci hareketlerinin öncüsü ve sözcüsü Rudi Dutschke başından vuruldu.Den 11 april 1968 utsattes studentledaren Rudi Dutschke för ett mordförsök.
1831) 1909 - Cesare Lombroso, İtalyan kriminolog (suçluluğun bilimsel olarak incelenmesinin öncüsü) (d.1909 – Cesare Lombroso, italiensk läkare som lade grunden för kriminologin.
Bu toplantı Birleşmiş Milletler’in oluşturulması yönünde ilk öncü toplantılardan birisidir.Hans främsta mål under konferensen var bildandet av Förenta Nationerna.
Aerogram kullanılarak yapılan askeri yazışmalar daha sonraları sivil kullanıma öncülük etmiştir.Från att enbart användas av militären spreds sedan användningen till civilt bruk.
Yaratılışın Fotodramı, sesli filmlerin öncüsu olmuştur.Premiärkvällen för propagandafilmen Nationens stolthet har kommit.
Bu nedenle halkın öncülüğünü yapan kimselerin daha fazla yükselmelerine mani olunmak istemiştir.Man lovade att de fattigaste ländernas behov skulle lyftas fram.