ödemek ile cümle

ödemek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
10
ORT. KELİME
United Airlines her sene 2014'e kadar arenanın isim hakkı için 1.8 milyon dolar ödemektedir.联合航空公司每年支付180万美元,直到2014年一直享有体育馆的冠名权。
Müslümanlara cizye (her özgür yetişkin gayrımüslüm erkekten alınan vergi) ödemek zorundaydılar.另外,古蘭經又准許穆斯林根據遺囑分配遺產。
Seyid ona olan hayat borcunu ödemek için Sukhov'u takip etmeye başlar.吉西恩在最後臨死時將之託付給杉森。
Uluslararası para göndermek için ödeme şekline ve tarzına göre aracı kuruma para ödemek gerekebilir.若發話方是用移動電話在國際漫遊中發話,可以需要支付國際線路的額外費用。
Anıñ üçün ahça tölirge ayastığ = Onun için para ödemek yazık (olur).但是,錢是向佩琳借的,之後一定會為這個恩情報恩的。
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.그러므로 영희는 벌을 받아야 합니다.
Bay Wilson, Dennis geldiğinde 10,000 dolar ödemek üzere.투자자금 3000만 달러는 데니스가 제공했다.
Seyid ona olan hayat borcunu ödemek için Sukhov'u takip etmeye başlar.이로써 시크한디는 비슈마의 죽음에 기여함으로써 전생의 원수를 갚는다.
Sardinya Krallığı Avusturya'ya 65 milyon frank harp tazminatı ödemek zorunda kaldı.사르데냐 왕국의 카를로 알베르토 1세는 배상금으로 6천 5백만 프랑크를 오스트리아에 즉시 지급하는 조약에 서명하였다.
Yaklaşık üç yüz yıl boyunca komşuları onlara vergi ödemek zorunda kaldılar.십자군이 물러난 뒤에도 300년 동안 그것들은 그곳에 보관되어 있었다.
Yıllık £5,000 ödemektedir.1년 사용료가 5천만원이다.
Bu anlaşmaya göre Çin, Birleşik Krallık'a yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır.이에 따라 중국은 한국에 엄청난 경제보복을 단행했다.
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.הוא מקבל על עצמו את העונש.
Baranov, kalan yerleşimcilerin güvenli dönüşü için 10.000 ruble fidye ödemek zorunda kalmıştır.בראנוב נאלץ לשלם כופר של 10,000 רובל כדי לשחרר את השבויים.
Van Gogh resmi kendisi de resmin ortasında duran mekan sahibi Ginoux'ya olan borcunu ödemek için yapmıştı.ואן גוך השתמש ביצירה על מנת לשלם את חובותיו לג'ינו, בעל הבר, המתואר בתמונה.
Paraguay'a girerken karşılık ücreti ödemek zorundadırlar.על מנת להיכנס להימור עליכם לשלם דמי השתתפות (פרמיה).
18 yaşında, mâli sıkıntılarla karşılaştı ve müzik, kirasını ödemek için bir yol oldu.כאשר הייתה בת 18, הלסי נתקלה בבעיות כלכליות, ובאמצעות המוזיקה שילמה את שכר הדירה שלה ואת חובותיה.
Şayet köpek B şahsı tarafından bulunursa A şahsı vaadedilen miktarı B'ye ödemek zorundadır.אם הילדים מתגוררים אצל הורה ב', יחויב הורה א' לשלם לו סך 3,000 ש"ח.
16 yaşından büyük her şahıs 50 sterlin ayakbastı parası ödemek zorundadır.כל אדם מעל גיל עשרים היה חייב לתת חצי שקל כסף למשכן.
Gazeteler ve gazeteciler iftira ve küçük düşürücü yayınların kurbanlarına tazminat ödemek zorunda kalmışladır.העיתונות החרדית מופקת על ידי עיתונאים חרדים וכפופה לכללי צנזורה והוראות מרבנים.
Sardinya Krallığı Avusturya'ya 65 milyon frank harp tazminatı ödemek zorunda kaldı.קוריאה הדרומית ייצאה לאוסטריה סחורה בשווי 765 מיליון דולר אמריקאי.
Böyle bir yük altına giren kişi, borcunu ödemek için her şeyini ortaya koymak zorundadır.העבודה הנדרשת לייצר כל תיעוד תומך שהוא מייצגת את החוב שיש לשלם.
Fakat ödemek zorunda olduğu bir borç vardır.אדם מעוניין ללוות כסף.
Fakat Kartaca savaşın sonunda yıpratıcı bir savaş tazminatı ödemek zorunda kalmıştır.מבחינת קרתגו היו תוצאות המלחמה הרסניות.
United Airlines her sene 2014'e kadar arenanın isim hakkı için 1.8 milyon dolar ödemektedir.Юнайтед Еърлайнс плаща по 1,8 милиона долара на година за правата върху името до 2014.
Yine biz ödemek zorunda kaldık kırılanların masraflarını..."Ozljede koje sam pretrpio bile su prirodna posljedica pada ..."
Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır.Imatelj mjenice mora po mogućnosti bez odlaganja obavijestiti dužnika o vršenju prava pridržaja.
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.Osim toga ima pravo pomilovanja osuđenika.
Sırp soylular sadece Osmanlı devletine haraç (tribute) ödemekle yükümlüydüler.Košice nechceli predať Vlastimila Plavuchu pod cenu.
Fakat ödemek zorunda olduğu bir borç vardır.Na časť splátky dlhu si však novo požičal.
Floransa 80.000 Florin tazminat ödemek zorunda kalmıştır.V roku 1732 im musel Anton ako náhradu vyplatiť 60 000 zlatých.
Despotluk, bağımsız olarak Osmanlılara yıllık haraç ödemek şartıyla varlığını sürdürdü.Despotat je ostal neodvisen zaradi plačevanja letnega davka Osmanskemu cesarstvu.
Ayrıca büyük miktarda Sovyetler Birliği'ne savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı.Prejel je več častnih odlikovanj Sovjetske zveze.
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.Njegova ekipa je kazen plačala.
Baranov, kalan yerleşimcilerin güvenli dönüşü için 10.000 ruble fidye ödemek zorunda kalmıştır.Bizantinski cesar izplača Savojcem 10.000 florintov za vrnitev.
Tüccar, çeşitli adlarda vergiler ödemekteydi.Gyventojai apdėti įvairiais mokesčiais.
Yine biz ödemek zorunda kaldık kırılanların masraflarını...""Eestlaste ülekaal jäi poksis maksma.".
Ardından %10 faiz getirisi vadettiği kişilerin parasını ödemek için yeni yatırımcılara %11 faiz önerir.Niisiis oli kibekiiresti tarvis uut õigustust 40% intressile, mida Law nüüd maksis.
İlaveten ücret sahipleri sosyal güvenlik katkıları ödemektedir.Riiklikku matusetoetust maksab Sotsiaalkindlustusamet.
Yıllık £5,000 ödemektedir.Maasingule maksti 5000 USA dollarit aastas.
Tersine, kendisi ceza ödemek zorunda kalır.Karistust pidas ta põhiliselt retributiivseks.
Artık Hurkanus, zayıflamış Selevkos'a haraç ve vergi ödemek zorunda değildi.Igatahes selleks ajaks Rameau ei vajanud enam La Pouplinièrei rahalist toetust ega kaitset.
Ayrıca büyük miktarda Sovyetler Birliği'ne savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı.Lisaks sätestas leping reparatsioonide maksmise Nõukogude Liidule.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.2008-ban, elutaztam Svédországba, hogy készpénzben kifizessem a számlát.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.2008년에 저는 스웨덴으로 가서 현금으로 비용을 지불했어요
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.2008 lensin Ruotsiin maksamaan laskun käteisellä.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Así que en 2008 volé a Suecia para pagar la factura en efectivo.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Cosi' nel 2008 volai in Svezia per pagare il conto in contanti.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Di tahun 2008 Aku terbang ke Swedia untuk membayar tagihan secara tunai.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.En 2008, j'ai pris l'avion pour la Suède pour payer la facture en espèces.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.I 2008 fløj jeg til Sverige for at betale regningen kontant.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Im Jahr 2008 flog ich dann nach Schweden, um die Rechnung in bar zu bezahlen.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.În 2008 am zburat în Suedia, să plătesc factură cu numerar.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.In 2008 vloog ik naar Zweden om de rekening contant te betalen.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Năm 2008, tôi bay đến Thụy Điển để trả hóa đơn tính tiền bằng tiền mặt.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Trong năm 2008, tôi đã bay đến Thụy Điển, thanh toán hóa đơn bằng tiền mặt.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.V roce 2008 jsem letěl do Švédska zaplatit účet hotově.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.W 2008 poleciałem do Szwecji, aby zapłacić gotówką.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.Το 2008, ταξίδεψα στην Σουηδία... για να πληρώσω το λογαριασμό σε μετρητά.
2008'de faturayı nakit olarak ödemek için İsveç'e uçakla gittim.В 2008 году я прилетел в Швецию , чтобы расплатиться наличными.
İlgili Sayfalar