Arabasını bana ödünç vermesi için annemi ikna ettim.I persuaded my mother to lend me her car.
Odun kırmak için baltaları almak zorundaydım.I had to get the axes to chop the wood.
Şimdi üzerinizde nakit paranız var mı? Bana biraz ödünç verir misin?Do you have cash on you now? Could you lend me some?
Bana bisikletini ödünç verir misin?Would you lend me your bicycle?
Bana kalemini ödünç verir misin?Would you lend me your pencil?
Sözlüğünüzü bana ödünç verir misiniz?Would you lend your dictionary to me?
Bana bir zımba ödünç verebilir misiniz?Can you lend me a stapler?
Ödünç aldıkları parayı ödeyemediler.They could not pay the money they owed.
Onlar onun ondan ödünç aldıkları parayı insanlara ödemeyeceğini söyledi.They said he would not pay people the money he owed them.
Para almanın bir yolu onu ödünç almaktı.One way to get money was to borrow it.
Kral Charles William babasından ödünç para aldı.King Charles borrowed money from William's father.
Bir kalem ödünç alacağım.I will borrow a pen.
Sana bir kalem ödünç vereceğim.I will lend you a pen.
Bir araba ödünç aldım.I've borrowed a car.
Asla bir arabayı ödünç alma.Never borrow a car.
Ben bir masa ödünç aldım.I've borrowed a table.
İki tane kitap ödünç aldım.I have borrowed two books.
O iki kitap ödünç aldı.He borrowed two books.
O, ona arkadaşlarından ödünç para almamasını tavsiye etti.She advised him not to borrow money from his friends.
O, ona ona biraz ödünç para vermesini rica etti.She asked him to give her some money.
O, yıllar önce ondan kitabı ödünç aldı ve onu henüz iade etmedi.She borrowed the book from him many years ago and hasn't yet returned it.
Kitabı ondan ödünç aldı.She borrowed the book from him.
Sanırım biraz daha odun yarmamın zamanıdır.I think it's time for me to split some more firewood.
Silgini kısa süreliğine ödünç alabilir miyim?Can I borrow your rubber for a moment?
Her zaman bir kötümserden ödünç para al; o, geri ödenmesini beklemez.Always borrow money from a pessimist; he doesn't expect to be paid back.
Tom annesini hafta sonu için arabasını ödünç vermeye ikna etti.Tom persuaded his mother to lend him the car for the weekend.
Arabamı ödünç almak istediğin zaman yapman gereken tek şey istemektir.Any time you want to borrow my car, all you have to do is ask.
Sana ödünç verdiğim makası bana geri vermeyi planladığında bilmek istiyorum.I'd like to know when you plan to give me back the scissors I lent you.
Biraz odun toplamama yardım etmeni istiyorum.I'd like you to help me gather some firewood.
Kız arkadaşının İphonunu ödünç almasına izin vermemelisin.You shouldn't let your girlfriend borrow your iPhone.
Onlardan boşuna büyük bir miktarda ödünç para almaya çalıştı.He tried, in vain, to borrow a large sum of money from them.
Yaklaşık iki haftalığına onu ödünç alabilir miyim?Can I borrow it for about two weeks?
Tom'un arabasını ödünç almamalıydın.You shouldn't have borrowed Tom's car.
Tom odun kırarken, siz beyler ne yapıyordunuz?What were you guys doing while Tom was chopping wood?
Tom gelecek hafta arabamı herhangi bir öğleden sonra ödünç alabilir.Tom may borrow my car any afternoon next week.
Tom arabamı ödünç aldığından beri benden veba gibi kaçınıyor.Tom has been avoiding me like the plague ever since he borrowed my car.
Tom ödünç aldığı kitabı getirmek için geldi.Tom came to return a book he'd borrowed.
Tom, sobasında hem odun hem de kömür yakar.Tom burns both wood and coal in his stove.
Tom benden ödünç para istediğinde bundan hoşlanmıyorum.I don't like it when Tom borrows money from me.
Tom Mary'nin arabasını ödünç almamalıydı.Tom shouldn't have borrowed Mary's car.
Tom Mary'ye ödünç para vermekten daha iyisini bilmeliydi.Tom should have known better than to lend money to Mary.
Tom Mary'ye ondan ödünç aldığı bütün parayı geri ödeyeceğine söz verdi.Tom promised Mary that he'd pay back all the money that he'd borrowed from her.
Tom Mary'yi yeni arabasını kendisine ödünç vermesi için ikna etti.Tom persuaded Mary to lend him her new car.
Tom artık Mary'den ödünç para almaması gerektiğini biliyor.Tom now knows that he shouldn't have borrowed money from Mary.
Tom Mary'ye otuz dolar ödünç verdi.Tom lent thirty dollars to Mary.
Tom Mary'ye kamerasını ödünç verdi.Tom lent Mary his camera.
Tom geçen hafta bisikletini Mary'ye ödünç verdi.Tom lent Mary his bicycle last week.
Tom kamerasını Mary'ye ödünç verdi.Tom lent his camera to Mary.
Tom Mary'den ödünç para istemeyecek kadar akıllı.Tom knows better than to lend Mary money.
Tom Mary'ye otobüsle eve gidebilsin diye biraz para ödünç vermek zorunda kaldı.Tom had to lend Mary some money so she could take the bus home.
Tom sonunda Mary'yi akordeonunu ona ödünç vermesi için ikna etti.Tom finally talked Mary into lending him her accordion.
Tom Mary'ye ödünç para vermeyi umursamaz.Tom doesn't mind lending Mary money.
Tom kitaplarını Mary'ye ödünç vermeyi sevmiyor.Tom doesn't like to lend his books to Mary.
Tom'un Mary'den video kamerasını ona ödünç vermesi için isteme cesareti yok.Tom doesn't have the courage to ask Mary to lend him her video camera.
Tom Mary'den biraz para ödünç aldı.Tom borrowed some money from Mary.
Tom Mary'den büyük bir miktarda para ödünç aldı.Tom borrowed a large amount of money from Mary.
Tom Mary'den bir kitap ödünç aldı.Tom borrowed a book from Mary.
Tom, Mary'den bir kitap ödünç aldı.Tom borrowed a book from Mary.
Tom Mary'ye onun İngilizce ders kitabını ödünç alıp alamayacağını sordu.Tom asked Mary if he could borrow her English textbook.
Tom Mary'ye onun bisikletini ödünç alıp alamayacağını sordu.Tom asked Mary if he could borrow her bicycle.