öğüt ile cümle
öğüt kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?"Scherzossa on aivan uutta.
Pavlus bize yaptığımız her şeyi Tanrı’yı yüceltmek için yapmamız gerektiğini öğütlüyor.Olemme vannoneet täyttävämme kaiken, minkä kuoleva Iljitš käski meidän tehdä.”
Tam veya öğütülmüş olabilir.Läpinäkyvyys voi olla kokonaista tai osoittaista.
Hacı Cemal Öğüt dinî konular ağırlıklı olmak üzere birçok eser kaleme aldı.Folkeviseindsamlingen skylder Rääf meget.
Öğütücü dişleri çok güçlü gelişmiştir.Pottemagerkunsten har gennemløbet en voldsom udvikling.
Bu yöntemde elde edilen ham tuz ilk etapta öğütülür.De data man indsamlede ved dette spring, blev benyttet i forberedelsen af det tredje.
Bunlar öğütme taşları, havanelleridir.Junglehønsene er stamformerne til tamhøns.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Fra ham stammer ammonittene, som ennå er til.»
Yazar, karşısındakine öğüt verir, yol gösterir.Den gir også rettledning for utforming av slike meldinger og søknader.
Eserlerinde öğüt vermiştir ve öğüt verirken atasözlerinden yararlanmıştır.Han ble også temmelig belærende og formanende i sine meldinger til SVR.
Düşünce, öğüt ve sözler baştan çıkmaktadır.En del av disse sagnene ble fortalt som formaninger og advarsler.
Bu resmi olarak Senato'dan bir magistraya "öğüt"tü.Disse var offisielt «råd» fra senatet og til en magistrat.
Her ikisinde de Sokrates Critobulus’a, Aspasia’nın tavsiyelerini almasını öğütler.I begge tilfeller anbefales hennes råd av Sokrates til Kritobolos.
Diyalogda, Sokrates Callias’a oğlu Hipponicus’u eğitim alması için Aspasia’ya göndermesini öğütler.I dialogen anbefaler Sokrates at Kallias skulle sende sin sønn Hipponikos til Aspasia for å få instruksjoner.
Öğütlü, Adıyaman ilinin Tut ilçesine bağlı bir köydür.Bygda (neset) er opphav til navnet på Gjemnes kommune.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?«Ein makaber spøk?
Ona çeşitli öğütler vererek yol gösterir.Om noen har sviktet er det ledelsen på ulike nivåer».
Dünyanın dönüşünü, tıpkı öğüttüğü tahıllar gibi zamanın yokoluşunu temsil ederler.Grunnmuren står og bevaeres som et fortidsminne, i likhet med fortøyningsmasten.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Oleh sebab itu berikanlah peringatan, karena peringatan itu bermanfaat.
Ona çeşitli öğütler vererek yol gösterir.Sedangkan mereka berasal dari arah (niat) yang berbeda-beda.
Bu yüzden eskiden, değirmenin müşterileri öğütülen undan ona da pay bırakırlarmış.Di saat yang sama dia teringat akan mantan pacar terdahulu yang Shinta pernah tinggalkan, yaitu Rahmat.
Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir.Melalui keberadaan hukum inilah, tindakan manusia sebagai umat Allah diberitahukan oleh Allah.
Öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.Amat berat bagi orang-orang musyrik dīn (agama) yang kamu seru mereka kepadanya.
Hammaddenin işlenebilirlik özelliği kazanabilmesi için önce öğütme işlemi yapılmaktadır.Lalu dimulailah petualangan mereka dalam memberantas kejahatan.
Kavrulduktan sonra öğütülüp un haline getirilir.Sehingga tidak heran apabila sifat tersebut kemudian menurun kepada Manoo.
Fakat katı, gözenekli ise öğütme zaruri değildir.Berakal sehat yaitu tidak gila.
Bu görüntü onlara tam o noktada yeni evlerini kurmalarını öğütleyen bir kehaneti tamamlamaktaydı.Penampakan ini menggenapi nubuat yang mengatakan bahwa mereka harus mendirikan rumah baru di tempat itu.
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Makanan mereka ditelan utuh.
Hüseyin de kendisine sıkça öğütler vermeyi ara vermeden sürdürecektir...Shingen juga sering meminta nasihat darinya.
Kocasına yerinde öğütler verir.Ia mengatakan kepada suaminya demikian dan suaminya pun menyetujui.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?(Namun, ia menyebutnya sebagai "lelucon praktis".)
Öğütme işi değirmenlerde yapılır.Tradisi ini bisanya dilakukan di masjid.
Onlara elçilere uymalarını ve Rahman’dan başka sahte tanrılara tapmamalarını öğütledi.Tidak ada seorang nabi melainkan ia pernah memperingatkan kaumnya tentang masalah tersebut.
Zülfü’ye de karısını öldürmesini öğütler.Ia pun memohon pada Tuhan agar dipertemukan dengan istrinya.
Ensar Öğüt (d.Minh báo (明報).
Öğütücü dişleri çok güçlü gelişmiştir.Tuyến nước mắt phát triển mạnh.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?Sao họ lại nghĩ buồn cười thế nhỉ?".
Daha sonra bu tohumlar soyulur ve öğütülür.Cấu trúc này sau đó được nhóm Lê Hy công nhận và tiếp thu.
Muromaçi dönemine kadar miso, soya fasulyesi öğütülmeden natto gibi yapılıyordu.Đến thời Muromachi, miso được lần bằng đậu nành nguyên hạt (không nghiền nhuyễn), gần giống món nattō.
Verdiği öğütlerin dinlenmesini ister.Nó cố gắng dự đoán những lời khuyên mà người dùng mong muốn.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)これが真に仕えるものへの訓戒。
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?^ 熱中人に対して「それのどこが面白いんですか?
Örneğin: Bu(nğ)almak, be(:ğ), (ss)öğüt.〈受け持(たも)つ〉と訓戒し、教えを受けて記憶すること。
Ona çeşitli öğütler vererek yol gösterir.一方で自他共に認める方向音痴でもある。
Müslümanlar Allah’ın, Kur’an’ı bir öğüt olarak ve anlaşılması için indirdiğine inanır.ムスリムは、クルアーンはアッラーからアラビア語で与えられた啓示であると信じている。
Yol göstermek, öğüt vermek, ibret aldırmak gibi kaygılar güdülmez.保護の裏付けなくして刑務教誨の徹底は期し得ない。
Ben de ona zorla dinletirim sözümü, Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.さあ、わたしは彼に近づいてその生れ〔素性〕を聞いてみよう」と。
Öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.また読者からの情報提供を呼びかけ増補を期した。
Fakat bu Haçlılar onun öğütlerini dinlemeyip kendi bildiklerini yapmaya koyuldular.つんぼう(つんぼ) - 耳の聞こえない者は落語を聴きに来ない。
Zebur, şiir şeklinde yazılmış bir öğütler kitabıdır.隷書をよくした小野篁および紀夏井の流れを汲んだ勁健な書法である。
Dinlendirme işlemi öğütme işlemlerinden önce veya sonra yapılmaktadır.con tal que(~するならば), antes de que(~する前に), a condicion de que(~という条件で) en caso de que(~する場合に)など。
'İnanıyorum ki,' dedi, 'korkaklık ile şiddet arasında bir seçim yapmak gerekirse şiddeti öğütlerdim.'"わたしの信念によると、もし、臆病と暴力のうちどちらかを選ばなければならないとすれば、わたしはむしろ暴力をすすめるだろう。
Diğerlerini kıskanmadı, öğüt verdi ve dinledi.」との勧めもあり以降も稽古を続けている。
Kavrulduktan sonra öğütülüp un haline getirilir.討伐された後は痙攣しながら絶命する。
Olayı tamamen kapsar ve öğüt verir.思い切って告白するも撃沈。
Bu yüzden eskiden, değirmenin müşterileri öğütülen undan ona da pay bırakırlarmış.この頃、諸将や食客の中には後を継いだばかりの孫権を軽んずる者もあった。
Hocası ona geleceği için mantıklı ve yararlı öğütler verir.教員が適切な指導・助言を行う必要がある。
Dünyanın dönüşünü, tıpkı öğüttüğü tahıllar gibi zamanın yokoluşunu temsil ederler.原作同様、再生後の世界でも姫宮家のメイド長として日々を過ごしている。
Japonya’da eskiden sadece yeni öğütülmüş Maçça tozu içilirdi.日本ではかつて、もっぱら振り子式の掛時計が普及していた時代があった。
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)庶乎可報吾師門教誨深恩於萬一也。