öğüt ile cümle
öğüt kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Tam veya öğütülmüş olabilir.Pode ser formal ou informal.
Hemen her evde öğütme taşları bulunduğu belirtilmektedir.Pode-se afirmar que em todas as casas tem bicicletas.
Medyayı oynat Değirmen, tahılları öğütmeye yarayan araçlardan biridir.Porco Mecânico é um porco que dá upgrade à veículos.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Hij kwam ervanaf met een vermaning.
Olumlu öğütlerin yanı sıra, yalnızca çıkara yönelik olumsuz öğütler veren atasözleri de vardır.Behalve wat waarschuwings- en (historische) attentieborden is er niets van de versperring overgebleven.
Öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.Hij valt vervolgens de tegenstander van de gene die hem geroepen heeft aan.
Su ilavesi öğütme öncesinde yapılabildiği gibi, öğütme sonrasında da yapılmaktadır.De soera is vernoemd naar de lasteraar die gewaarschuwd wordt in de eerste aya.
Ona çeşitli öğütler vererek yol gösterir.Hierdoor ontstonden er geruchten over haar geaardheid.
Dinlendirme işlemi öğütme işlemlerinden önce veya sonra yapılmaktadır.Eerder geopenbaarde ayat worden door latere openbaringen opgeheven of vervangen.
Öğütücü dişleri çok güçlü gelişmiştir.De bovenhoektanden zijn sterk ontwikkeld.
Ensar Öğüt (d.Eene reisherinnering'.
Öğüt verici bir üslupla yazılmıştır.Die verzon echter een list.
Zebur, şiir şeklinde yazılmış bir öğütler kitabıdır.Een dichtbundel is een verzameling gedichten die als een boek zijn uitgegeven.
Öteki ona anne babasının evine dönmesini öğütler.Hij belooft haar terug te brengen naar haar ouders.
Bu görüntü onlara tam o noktada yeni evlerini kurmalarını öğütleyen bir kehaneti tamamlamaktaydı.Deze versie vervulde een voorspelling volgens welke ze een nieuw bestaan moesten beginnen op die plek.
P250 Öğütme/şok/.../sürtünmeye maruz bırakmayın.S 50: Niet vermengen met ...
Ben de ona zorla dinletirim sözümü, Onun öğütlerinden geldi başına, ne geldiyse.Hij zal mij openbaren, want uit mijn wezen zal Hij nemen wat Hij u verkondigen zal.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?Zegt de barman: "Is dit een grap of zo?"".
6 Doğru öğüt ağzındaydı.Daar werd ze zesde in haar voorronde.
Ayrıca tahıl için kullanılan öğütme taşları bulunmuştur.Ook werden stenen met gatenscherpsel gebruikt voor het malen van voergraan.
Şair, yazılarında daima aile büyüklerine saygı duyulmasını, öğütler.Het gedicht is steeds in de familie zeer in eer gehouden.
Muromaçi döneminde ise budist rahipler soya fasulyesinin öğütülüp hamur kıvamına getirilebildiğini fark etti.In de Muromachiperiode ontdekten boeddhistische monniken dat sojabonen vermalen konden worden tot pasta.
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Op deze manier kan hij veilig eten.
O konuda size öğüt vereceğim.Ik zal u raad geven in die zaak.
Yusuf Firavun'a hayvancılık yaptıklarını söylemelerini öğütledi.Był to tylko sen. (...)Józef rzekł do faraona: «Sen twój, o faraonie, jest jeden.
Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır "Öğütler kitabı" anlamına gelmektedir.Koran (arab. القُرْآن, Al-Qur’ān) – święta księga islamu.
Ona çeşitli öğütler vererek yol gösterir.Przewodzi im obdarzony darem jasnowidzenia (przynajmniej według jego podwładnych) Tratos.
Diğerlerini kıskanmadı, öğüt verdi ve dinledi.Dawał im wtedy rady i pouczenia.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?Dodaje „To było zabawne.
Diyalogda, Sokrates Callias’a oğlu Hipponicus’u eğitim alması için Aspasia’ya göndermesini öğütler.W dialogu Sokrates zaleca Kalliasowi wysłać jego syna Hipponikosa do Aspazji na naukę.
Öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.Zaliczał się do tzw. nie wspominających.
Öğütücü dişleri çok güçlü gelişmiştir.Ząbki na udach silnie rozwinięte.
Her ikisinde de Sokrates Critobulus’a, Aspasia’nın tavsiyelerini almasını öğütler.W obu przypadkach jej rady są zalecane przez Sokratesa Kritobulosowi.
İnsanlara öğütler verir ve geçmişte yaşanan olayları anlatır.Używa się go w opowiadaniu o wydarzeniach i czynnościach przeszłych.
Munzevi keşiş Pirro'ya dinsel öğütler vererer onu yatıştırmaya çalışır.W ostatnich wersetach psalmu podmiot liryczny błaga, by Bóg go wysłuchał.
Öğütlenmek üzere çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.De kallas därför uradel (ur- - som har funnits så länge man minns).
Cennete girmek için Musa'nın öğütlediği On Emir dışında bu mitsvalara da uyulması gerekmektedir.Akt I På Guds befallning för Moïse med sig De tio budorden till sitt folk.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?Pettersson: Är det för att dom är så lätta att skoja med?
Bu durumda kil soğuduğu zaman öğütülerek pudra haline getirilerek su ile yoğurulursa plastisite gösterebilir.Om det då bildas vatten på ytan är det silt (skakprov).
Yiyecekleri tam olarak öğütemez.Maten sväljer de hel.
Öğütücü dişleri çok güçlü gelişmiştir.Kindtänderna är bra utvecklade.
Öğütülmüşü Hindistan'da tütsülenerek yenir.Він вирішив спробувати щастя в Індії.
(Genç oyunculara öğüt) "Bu kadar komik olan ne?Замість «This is real fun!».
Sivrihisar ve Hortu'da hocanın davranışları öğüt, ibret dersi olarak yorumlanmaktadır.Ve Vale se vygenerovaná výjimka (error) skládá z domény (domain), kódu (code) a zprávy (message).
Bu durumda kil soğuduğu zaman öğütülerek pudra haline getirilerek su ile yoğurulursa plastisite gösterebilir.Když chce, bude to studená koupel; a když chce horkou koupel, bude horká“.
Aynı zamanda değirmene un öğütmeye gelenleri de korur.Pozor na kančí maso, varují myslivci.
Tam veya öğütülmüş olabilir.Může být přímý nebo nepřímý.
Şair, yazılarında daima aile büyüklerine saygı duyulmasını, öğütler.Odpověď na výtku, že bratři se příliš váží Starým zákonem.
El jesti, oğluna öğüt vermekte olduğu şeklinde yorumlanır.Pentru exemplara lui supunere, Dumnezeu l-ar fi adoptat ca Fiul său.
Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir.Așa lămurește Dumnezeu oamenilor semnele Sale.
Bu görüntü onlara tam o noktada yeni evlerini kurmalarını öğütleyen bir kehaneti tamamlamaktaydı.Aceasta viziune completează o profeție care spune cum ei au găsit noua casă în această locație.
Arapça ve İngilizce bilen Öğüt, evli ve 2 çocuk babasıdır.Vorbește araba și engleza, este căsătorit și are doi fii și o fiică.
İnsanlara öğütler verir ve geçmişte yaşanan olayları anlatır.El sfințește anotimpurile anului și ordonează istoria atât în trecut, cât și în viitor.
Gerektiği yerde öğüt ve tavsiye dinleyecek kadar erdemli olmak.Nevoia sa cea mai mare este să fie ghidat și admirat.
Sana iyi bir öğüt vereceğim.O să-ți dau un sfat bun.
Bana her zaman öğüt vermesinden bıktım.M-am săturat să-mi tot dea sfaturi.
Bu kahveyi çok ince öğüt.Macină foarte fin cafeaua asta!
Amaç okuyucuya bu bölümde ders veya öğüt vermektir.Az Akadémia tanácsot vagy ajánlást nyújt az ilyen esetekben.
Muromaçi dönemine kadar miso, soya fasulyesi öğütülmeden natto gibi yapılıyordu.A Muromacsi-korig a szójabab megőrlése nélkül, a nattóhoz hasonlóan készítették.
Örneğin, at dişlerinin ot ve çimleri öğütecek şekildeki adaptasyonu.Esimerkkinä hevosten hampaiden adaptaatio ruohon jauhontaan.