John'u çoğunlukla ikiz erkek kardeşi ile karıştırıyorum.I often confuse John and his twin brother.
Onun başarısı çoğunlukla iyi şansa bağlıydı.His success was mostly due to good luck.
Ben onun söylediklerine çoğunlukla katılıyorum.I mostly agree with what he said.
Atmosfer, çoğunlukla azot ve oksijenden oluşur.The atmosphere mostly consists of nitrogen and oxygen.
Ben çoğunlukla artık herhangi bir şey hakkında düşünmek istemiyorum.I mostly do not want to think about anything anymore.
Ben çoğunlukla her gün dalış yaparım.I dive almost every day.
Biz çoğunlukla bol yağda kızartılmış yemek yemeyiz.I don't often eat deep-fried food.
Tom çoğunlukla bir şapka takar.Tom often wears a hat.
Tom'un çoğunlukla olayları hatırlama sorunu var.Tom often has trouble remembering things.
Tom'un çoğunlukla hangi elbiseleri giyeceğini seçmede sorunu var.Tom often has trouble choosing what clothes to wear.
Başı dertte insanların çoğunlukla dönecek yeri yoktur.People in trouble often have nowhere to turn.
Ülkedeki otobüsler çoğunlukla zamanında gelmezler.Buses in the country don't usually come on time.
Bir şey yaptırmak istiyorsan onu çoğunlukla kendin yapmalısın.If you want something done, you often have to do it yourself.
Ben çoğunlukla partilere davet edilmem.I don't often get invited to parties.
Amonyak çoğunlukla temizlik ürünlerinde bulunur.Ammonia is often found in cleaning products.
Cumartesi günleri çoğunlukla uğrayan üç arkadaşım var.I have three friends that often drop by on Saturdays.
Çoğunlukla postanenin yanındaki fırından ekmek alırım.I often buy bread from the bakery next to the post office.
Çoğunlukla hava hakkında konuşuruz.We often talk about the weather.
Tom çoğunlukla ofisten ayrılan son kişidir.Tom is often the last one to leave the office.
Çoğunlukla yerli bir konuşucu ile Fransızca konuşma şansım yok.I don't often have a chance to speak French with a native speaker.
Burada çoğunlukla Fransızcanın konuşulduğunu duyarız.We often hear French being spoken here.
Mary çoğunlukla uzun etek giyer.Mary often wears long skirts.
Çoğunlukla ben kardeşimle karıştırılırım.I'm often mistaken for my brother.
Çoğunlukla beni kardeşimle karıştırırlar.I'm often mistaken for my brother.
Tom kışın çoğunlukla örgü kayak şapkası giyiyor.Tom often wears a knit ski cap in the winter.
Harcanılan bir kuruş çoğunlukla biriktirilen bir kuruştan daha faydalıdır.A penny spent is often more useful than one saved.
İşler çoğunlukla beklediğinden daha uzun sürer.Things often take longer than you expect.
Çoğunluk bıçağın nasıl kullanılacağını bilir.The majority know how to use a knife.
Hava bu yaz çoğunlukla güzeldi.For the most part the weather has been nice this summer.
Çocuklar ebeveynleri boşandığı zaman çoğunlukla kendilerini suçlarlar.Children often blame themselves when their parents divorce.
Almak için en zor bulduğun tavsiye çoğunlukla en faydalı olandır.The advice you find the hardest to take is often the most useful.
Dil ders kitapları çoğunlukla sadece iyi insanlar içerirler.Language textbooks often contain only good people.
Hiç yorgun değilim. Arabayı çoğunlukla Tom sürdü.I'm not tired at all. Tom did most of the driving.
Çoğunlukla bir insanın nereden geldiğini konuşmasından anlayabilirsin.You can often tell where a person comes from by his speech.
Öğretmenler çoğunlukla kendi paralarıyla okul malzemeleri alırlar.Teachers often buy school supplies with their own money.
Tom öğle yemeğini çoğunlukla arkadaşlarıyla yer.Tom often eats lunch with his friends.
Çoğunlukla dışarıda yemek yemem.I don't often eat out.
Tom çoğunlukla insanlara onun karısı olduğumu söyler.Tom often tells people I'm his wife.
İnsanlar çoğunlukla bana bilmek istediğimden daha fazlasını söylüyor.People often tell me more than I want to know.
Tom çoğunlukla uygun olmayan zamanlarda aptalca şeyler söylüyor.Tom often says stupid things at inappropriate times.
O çoğunlukla geç gelir.She often comes late.
Profesyonel çevirmenler çoğunlukla sadece kendi ana dillerine çeviri yapar.Professional translators often only translate into their own native language.
İnsanoğlu çoğunlukla kendi hatalarına ve başarısızlıklarına karşı iç görüden yoksundur.Human beings often lack insight into their own faults and failings.
Tom çoğunlukla biraz yüksek sesle konuşur.Tom often speaks a little too loudly.
Annesi akşam yemeğini pişirirken Tom çoğunlukla mutfakta ev ödevini yapar.Tom often does his homework in the kitchen while his mother cooks dinner.
Tom randevulara çoğunlukla geç kalır.Tom is often late for appointments.
Tom şirketteki çoğunluk hissedarıdır.Tom is the majority shareholder in the company.
Tom buraya geldiğinde çoğunlukla Mary'yi yanında getirir.Tom often brings Mary with him when he comes here.
İyi nasihat çoğunlukla pahalı değildir.Good advice is often not expensive.
Kahvaltı yapmak için çoğunlukla zamanım olmaz.I often don't have time to eat breakfast.
Tasarı ezici bir çoğunluk tarafından kabul edildi.The bill was approved by an overwhelming majority.
Çoğunlukla içtiğim şey kahvedir.What I drink the most is coffee.
Özel bisiklet bölgesi çoğunlukla trenin arkasındadır.The dedicated bike zone is most often at the rear of the train.
Ne yazık ki, onlar çoğunluk.Unfortunately, they're the majority.
Tom çoğunlukla Mary'nin arabasını sürmesine izin vermiyor.Tom doesn't often let Mary drive his car.
Tom çoğunlukla sundurmada yalnız otururdu, kitap okurdu.Tom would often sit alone on the porch, reading a book.
Bu tür şeyler çoğunlukla kötülükten daha ziyade bir kaza sonucudur.Such things are often a result of accident rather than malice.
"Granite" yerliler tarafından çoğunlukla yanlış telaffuz ediliyor."Granite" is often mispronounced by natives.
Yürüyüşçülere çoğunlukla cadının tankları denilmektedir.Walkers are commonly called witch's tanks.
Bir kalp krizi çoğunlukla mavi gökyüzünden gelen bir şimşek gibi gelir.A heart attack often comes like lightning from a blue sky.