O, çoğunlukla o tavernaya giderdi.He would often go to that tavern.
O, çoğunlukla vahşidir.He is often wild.
Çoğunlukla daktilosunu kullanmama izin verir.He often lets me use his typewriter.
Çoğunlukla kütüphaneye giderdi.He would often go to the library.
Çoğunlukla bir şey yapmadan saatlerce otururdu.He would often sit for hours doing nothing.
O bazen şaraptan hoşlanır ama çoğunlukla viski içer.He enjoys wine sometimes, but mostly he drinks whisky.
Büyük bir çoğunlukla seçimi kazandı.He won the election by a large majority.
Onlar çoğunlukla kadındı.They were mostly women.
Onlar çoğunlukla kolej öğrencileriydi.They were, for the most part, college students.
Onu büyük bir çoğunlukla belediye başkanı seçtiler.They elected him mayor by a large majority.
Pazartesi günleri çoğunlukla okula geç kalır.She is often late for school on Mondays.
O, çoğunlukla tatillerde alışverişe gidecek.She will often go shopping on holidays.
Hastalık çoğunlukla çok yemekten kaynaklanır.Sickness often results from eating too much.
Dikkatsizlik çoğunlukla kazalarla sonuçlanır.Carelessness often results in accidents.
Dikkatsizlik çoğunlukla kazalara neden olur.Carelessness often causes accidents.
Baba pazar günü çoğunlukla golf oynar.Father mostly plays golf on Sunday.
Anneler çoğunlukla çocuklarını şımartırlar.Mothers often pamper their children.
Anneler çoğunlukla takdir edilmezler.Mothers are often not appreciated.
Tuğlalar çoğunlukla kilden oluşur.Bricks consist mostly of clay.
Başarısızlıklarını çoğunlukla kötü şansa bağlıyor.He often attributes his failures to bad luck.
Japonya çoğunlukla yaşamak için iyi bir yerdir.Japan, for the most part, is a good place to live.
Pazar günleri çoğunlukla onunla tenis oynardım.I often used to play tennis with him on Sundays.
Çoğunlukla Menorca ve Ibiza adalarına giderim.I frequently go to the islands of Menorca and Ibiza.
Boş zamanımı çoğunlukla müzik dinleyerek geçiririm.I often spend my free time listening to music.
Çoğunlukla başım belada.I'm often in trouble.
O çoğunlukla doğru.That's mostly right.
Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir " zincir" denilir.A totally ordered set is often called a "chain".
Kanalizasyon çoğunlukla okyanusu kirletir.Sewage often pollutes the ocean.
Genç çocuklar çoğunlukla bilimden etkilenir.Young children are often fascinated by science.
Gençler çoğunlukla tuhaf giysiler giyerler.Teenagers often wear strange clothes.
Paella çoğunlukla salyangoz içerir.Paella often includes snails.
Sağcılar çoğunlukla düzenleyici mevzuatı sevmezler.Rightists often dislike regulatory legislation.
Çoğunlukla ne zaman yatarsın?What time do you often lay down?
Babam çoğunlukla ev ödevimde bana yardım eder.My father often helps me with my homework.
Alçak gönüllülük çoğunlukla kibirden daha çok yükseltir.Humility often gains more than pride.
Onlar çoğunlukta olduğuna inanıyordu.They believed they were in the majority.
Protestanlar çoğunlukta idi.Protestants were in the majority.
Klan çoğunlukla siyahları terörize etti.The Klan often terrorized blacks.
Çoğunlukla birkaç kişi sarhoştu.A few were drunk most of the time.
Ben akşam yemeğinden önce çoğunlukla TV izlerim.I often watch TV before dinner.
Utangaç öğrenciler çoğunlukla daha düşük notlar alır.Shy students often receive lower grades.
Tom Fransızcayı o kadar kötü konuşuyor ki çoğunlukla yanlış anlaşılıyor.Tom speaks French so badly that he is often misunderstood.
Tom akşam yemeği yerken çoğunlukla TV izler.Tom often watches TV while eating dinner.
Tom çok iyi pişiremez bu yüzden çoğunlukla dışarıda yer.Tom can't cook very well, so he often eats out.
Tom okuldan sonra çoğunlukla Mary ile tenis oynar.Tom often plays tennis with Mary after school.
Tom çoğunlukla Mary'ye yardım eder.Tom often helps Mary.
Tom Mary ile çoğunlukla hafta sonlarında takılır.Tom often hangs out with Mary on weekends.
Tom kirli bulaşıkları çoğunlukla lavaboda bırakır.Tom often leaves dirty dishes in the sink.
Tom çoğunlukla dönüş sinyalini kullanmayı unutur.Tom often forgets to use his turn signal.
Tom akşam yemeğinden sonra çoğunlukla biraz şarap içer.Tom often drinks a little wine after dinner.
Tom çoğunlukla oldukça geç kalır.Tom is quite often late.
Tom çoğunlukla bisikletle okula gider.Tom often goes to school by bicycle.
Tom çoğunlukla tek başına alışverişe gider.Tom often goes shopping alone.
Tom çoğunlukla derse gelmez.Tom often cuts class.
Turistler çoğunlukla bu dükkandan hediyelik eşya satın aldılar.Tourists often bought souvenirs in this shop.
Alzheimer hastalığı çoğunlukla 60 yaşından fazla olan insanları etkiler.Alzheimer's disease affects mainly people older than 60 years.
Genetik hastalıklar çoğunlukla tedavi edilemez.Genetic diseases are mostly irremediable.
Çoğunlukla kitap okuyarak saatlerce oturur.He often sits for many hours reading books.
Jimmy çoğunlukla bütün gece yatmaz.Jimmy often stays up all night.
Çoğunluk teklifi kabul etmedi.The majority didn't accept the proposal.