Senin söylediğin çoğunlukla doğru oluyor.What you say is usually true.
Hastalar çoğunlukla sadece hastalıklarına boyun eğdikleri için ölürler.Patients often die simply because they yield to their diseases.
En iyiler çoğunlukla iyilerin düşmanıdır.The best is often the enemy of the good.
Termometreler çoğunlukla sıfırın altına iner.Thermometers often go below zero.
Bilimin amacı, çoğunlukla söylenildiği gibi, anlamak değil, öngörmektir.The aim of science is, as has often been said, to foresee, not to understand.
Biz çoğunlukla politika tartışarak bütün gece otururduk.We would often sit up all night discussing politics.
Çoğunlukla anlamlı değişiklikler yapılırsa ben siyasi reformdan yanayım.In the main, I am in favor of political reform if meaningful changes are made.
Ezici bir çoğunluk acımasız cezanın kaldırılması için oy kullandı.An overwhelming majority voted to abolish the brutal punishment.
Ben çoğunlukla yarı uykudayım.I'm often half-asleep.
Çoğunlukla oldukça yorgun hissederim.I often feel extremely exhausted.
Çoğunlukla olduğu gibi, Tom sınıfa geç kalmıştı.Tom was late for class, as is often the case.
Oyunda sadece bir piyon olan kişi çoğunlukla şirkette büyük konuşur.A person who is only a pawn in the game often talks big in company.
Doraemon çoğunlukla gülümser.Doraemon often smiles.
Tom çoğunlukla nehirde balık tutmaya gider.Tom often goes fishing in the river.
Tom çoğunlukla öğretmenle şakalar yapardı.Tom would often play jokes on the teacher.
Bilgi çoğunlukla yanlıştır.The data is often inaccurate.
Ağrı çoğunlukla geçti.The pain has mostly gone away.
O şirket çoğunlukla ithal mallar işiyle ilgilenir.That company deals mainly in imported goods.
Filmde çoğunlukla Amerikalılar rol aldı.The movie was cast mostly with Americans.
Aşırı hız çoğunlukla kazalara neden olur.Speeding often causes car accidents.
Bayan Jones çoğunlukla telefonda kocasının sekreterine karşı tatsız davranır.Mrs. Jones is often unpleasant to her husband's secretary over the phone.
Onlar birbirleriyle çoğunlukla postayla iletişim kurarlar.They communicate with each other often by mail.
Bu malzeme çoğunlukla hidrojen ve oksijenden oluşmaktadır.This substance is mostly composed of hydrogen and oxygen.
Papağanlar çoğunlukla insan konuşmasını taklit eder.Parrots often imitate human speech.
Zamanın uçtuğunun söylenildiğini çoğunlukla duyarız.We often hear it said that time flies.
Çocuklar çoğunlukla benden para isterler.Children often ask me for money.
Ben bir çocukken çoğunlukla pazar günleri onu ziyaret ederdim.When I was a child, I would often call on him on Sunday.
Ben bir çocukken o çoğunlukla bizi görmeye gelirdi.He would often come to see us when I was a child.
Mağazamızdan bu çizgi romanı satın alanlar çoğunlukla ortaokul öğrencileridir.Those who buy this comic book in our store are mostly junior high school students.
Çoğunlukla Japon siyasetinden bahsettikWe often talked about Japanese politics.
Benim kendi deneyimlerinden, hastalık çoğunlukla uykusuzluktan kaynaklanıyor.From my own experience, illness often comes from sleeplessness.
Köpeğim çoğunlukla uyuyor numarası yapıyor.My dog often pretends to be asleep.
Bebeğe çoğunlukla kız kardeşim bakar.My sister often looks after the baby.
Sabah kahvaltısı için çoğunlukla meyve yerim.I mostly have fruit for breakfast.
Erkek kardeşime çoğunlukla ev ödevinde yardım ederim.I often help my brother with his homework.
Pazar günleri çoğunlukla şekerleme yapardım.I would often take naps on Sundays.
Boş zamanımı çoğunlukla radyo dinleyerek geçiririm.I often spend my leisure time listening to the radio.
Bizim planımıza çoğunluk tarafından karşı çıkıldı.Our plan was objected to by the majority.
Biz şirkette çoğunluk hissesine sahibiz.We have a majority interest in the company.
Kazalar çoğunlukla dikkatsizlikten kaynaklanır.Accidents often result from carelessness.
Kadınlar çoğunlukla erkeklerden daha uzun yaşıyorlar.Women commonly live longer than men.
Gemideki yolcular çoğunlukla Japondu.The passengers on board were mostly Japanese.
Başarı çoğunlukla çabaya bağlıdır.Success depends mostly on effort.
Kömür çoğunlukla karbondan oluşur.Coal consists mostly of carbon.
Bebekler çoğunlukla düşerler.Babies often fall down.
Çoğunluk onun yanındaydı.The majority was for him.
Çoğunluk kuralı demokrasinin temel ilkesidir.Majority rule is a basic principle of democracy.
Topun içeride mi yoksa dışarıda mı olduğunu görmek çoğunlukla zordur.It is often difficult to see if a ball is in or out.
Yaşlı insanlar değişiklikten çoğunlukla korkuyorlar.Older people often fear change.
Bir çoğunluk tasarıya karşı oy verdi.A majority voted against the bill.
Büyük çoğunluk projeden yanadır.The great majority is for the project.
Seyirci çoğunlukla iş adamlarıydı.The audience was mostly businessmen.
Dinleyiciler çoğunlukla öğrencilerden oluşuyordu.The audience consisted mainly of students.
Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.The audience was largely made up of very young children.
İnsanlar çoğunlukla Japoncanın zor bir dil olduğunu söylüyor.People often say that Japanese is a difficult language.
Çiftlik hayatından şehir hayatına geçiş çoğunlukla zordur.The transition from farm life to city life is often difficult.
Çoğunlukla onun dediğine katılıyorum.For the most part, I agree with what he said.
Onun başarısızlığı çoğunlukla dikkatsizliği yüzündendi.His failure was mainly due to carelessness.
O konuşurken çoğunlukla bir konudan diğerine atlar.He frequently jumps from one topic to another while he is talking.
Çoğunlukla arabayla kütüphaneye gider.He often goes to the library by car.