kalak
TR → EN
Görsel

Tanım
•isim, ağızlardan: Burun, burun ucu
•Gelinin başına taktığı taç
•Tezek yığını
Diğer Dillerde
Rusçaнос /nos/
nose · bow, prow (boats) · forepart, point
çekim: çoğul носы́ · tamlayan но́са
eş: клюв, носок, носик
köken: From Old East Slavic носъ (nosŭ). Cognate with English nose.
aile: безно́сый, на носу́, носа́тый, носа́ч, носо́к, носу́ха, под нос, под но́сом, с но́са, долгоно́сик
Я оказался в аду. У чёрта. — Cehennemde kalakaldım.
у него́ кровь идёт из но́са
ударить по́ носу
Eş & Zıt Anlamlılar
Örnek Cümleler
O kalakaldı.
She stopped dead in her tracks.
Cehennemde kalakaldım.
I ended up in hell.
Ücra bir yerde kalakalmıştık.
We were stuck in the middle of nowhere.
Köpek!Kıskançlığımdan kalakaldım.
The dog! I was stunned with jealousy.
Bas bölümün üstüne de kalak eklenir.
An additional floor is added to the chapel complex.
Kalakani, geri dönen Emanullah'a karşı
Kalakani versus the returned Amanullah
Kalakani, Sakkavist karşıtı kabilelere karşı
Kalakani versus anti-Saqqawist tribes
6 Mayıs'ta, Kalakani Çarikar'a yeni birlikler gönderdi.
On the sixth, Kalakani sent new troops to Charikar.
26 Haziran'da Kalakani'nin güçleri Gardiz'i geri aldı.[5]
On 26 June, Kalakani's forces recaptured Gardiz.[45]
Kalakani'nin generallerinden Muhammed Unar Han, 14 Mayıs'ta öldü.
One of Kalakani's generals, Muhammad Unar Khan, died on 14 May.
-Yaptıkları şeyleri bıraktılar ve öyle kalakaldılar... donmuş gibi.
-They stopped what they were doing and just stood like... frozen.
Dilerse O, rüzgarı durdurur, da onun (denizin) üstünde kalakalırlar.
He could stop the wind if He pleased, then they would be stranded on its surface.