Onu cesaretlendirmeyin.
Don't encourage her.
Birbirimizi cesaretlendirmek zorundayız.
We have to encourage each other.
İnsanlar cesaretlendirmeye karşılık verir.
People respond to encouragement.
Cesaretlendirme işin anahtarı gibi duruyor.
Encouragement seems to be the key.
Koçlar beni cesaretlendirmeye devam ettiler.
The coaches kept encouraging me.
İnsanları enerjiyi daha iyi kullanmaları için cesaretlendirmek istedik.
And we wanted to try and encourage people to use energy better.
İnsanları onları korkutabilecek fırsatlardan korkmamaya cesaretlendirmeliyiz.
We need to encourage people to not be afraid of opportunities that may scare them.
Amaç, sigara tiryakilerini bu alışkanlığı bırakmaları yolunda cesaretlendirmek.
The goal is to encourage smokers to give up the habit.
Bu beş ülke, kendi topraklarındaki ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirmekten korkuyor.
The five holdouts fear encouraging separatist movements within their own territories.
Percy Shelley'nin cesaretlendirmesiyle hikâyeyi tam teşekküllü bir roman haline getirdi.
With Percy Shelley's encouragement, she expanded the tale into a full-fledged novel.
Hissettiğim şu ki, ilerlemek için gerekli olan şey insanları risk almaya cesaretlendirmektir.
I feel like that what has to happen moving forward is we need to encourage people to take risks.
cesaretlendirme ile daha fazla örnek cümle →