Biri onun içeceğine alkol kattı.
Someone spiked her drink.
Birisi Tom'un içeceğine alkol katmış.
Someone spiked Tom's drink.
Nijerya gazetelerinin tirajları da fırladı.
Nigerian newspapers circulations spiked.
Tehditler, Bin Ladin'in ölümünün ardından, arttı.
Threats, in the wake of Bin Laden's death, have spiked.
Ne yani martinisine ilaç kattığımı mı düşünüyorsun?!
You think I spiked the Martini?!
Katalize edilmiş fisyon ve füzyon ya da dikenli füzyon
Catalyzed fission/fusion or spiked fusion
Jeremy Bentham, büyük faydacı (utilitaryan) filozof bir defasında bir tartışma başlatmıştı.
Jeremy Bentham, the great utilitarian philosopher, once spiked this argument.
Rusya I. Dünya Savaşı'na dahil olduktan sonra, sosyal ve ekonomik gerilimler tekrar yükseldi.
After Russia became involved in World War I, social and economic tensions spiked again.