old age

EN → TR

Tanım

•a late time of life

Diğer Dillerde

AlmancaAlter, hohes Alter
İspanyolcatercera edad, vejez
İtalyancavecchiaia
Rusçaста́рость
Arapçaشَيْخُوخَة, عُجُوز, كِبْر سِنّ
Farsçaپیری, زرمان, سالخوردگی, کهنسالی
Azericeqocalıq
Kazakçaкәрілік, қариялық, қарттық, шалдық
Özbekçekeksalik, qarilik
Felemenkçeouderdom
Yunancaγεράματα, γηρατειά, τρίτη ηλικία
Japonca晩年, 老年
Korece노년, 만년
İsveççeålderdom
Lehçestarość
Ukraynacaста́рість
Fincevanhuus
Çekçestáří
Rumencebătrânețe
Macarcaaggkor, időskor, öregkor, öregség
İbraniceזְקוּנִים, זִקְנָה
Latincesenectūs, senium
Dancaalderdom
Endonezcemasa tua
Vietnamcatuổi già

Etimoloji

From Middle English olde age, eld age; compare earlier Middle English olde elde (“old age”), alderelde (“old age”), equivalent to old + age. Displaced wholly non-native Middle English vilesse (“old age”) (borrowed from Old French villesce, vieillece (“old age”)) and senectute (“old age”) (from Latin senectūs (“old age”)).

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
eld
age
chair days
codgerhood
elderliness
fogeydom
geezerdom
golden years
oldhood
senectitude
senescence
sunset years

Örnek Cümleler

Tom çok uzun yaşadı.
Tom lived to a ripe old age.
Tom yaşlılıktan öldü.
Tom died of old age.
İleri yaş acımasızdır.
Old age is merciless.
O yaşlılığı kabul etmiyor.
He refuses to accept his old age.
O, ihtiyarlığı reddediyor.
He refuses to accept his old age.
Olgun bir yaşa kadar yaşadı.
He lived to a ripe old age.
O yaşlılığında çelimsiz oldu.
He's become frail in his old age.
Tom çok yaşlı bir yaşta öldü.
Tom died at a very old age.
İkisinin de yaşı ilerlemişti.
They both lived into old age.
O, geçen yıl yaşlılıktan öldü.
He died last year of old age.
İki yıl önce yaşlılıktan öldü.
He died of old age two years ago.
O, uzun bir hayat yaşamayacak.
He won't make it to old age.