not to mention

EN → TR
"not to mention" kelimesinin Türkçesi: bırak. Anlamı, çevirisi, telaffuzu ve örnek cümleler aşağıdadır.

Çeviri

Genelbırak

Görsel

Hevesi bırak, nefesim bile kursağımda kalıyor artık.Tel rafların üzerinde soğumaya bırakılmış çikolata parçalı muffinlerEkmeği bırakmıyor, bakışına bak.Dev Kırmızı Mantarların Gölgede Bıraktığı Masalsı Orman Evi ve Doğa Manzarası

Tanım

•much less

Atasözü & Deyim

“Bugünkü (akşamın) işini yarına (sabaha) bırakma (koyma)”
“Eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer, tanesini bırakır)”
“Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu (evde) bırakır”
“Çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin”

Diğer Dillerde

Almancaganz zu schweigen von, zugeschweigen
Fransızcasans parler de
İspanyolcapara no hablar de, por no decir, por no hablar de, por no mencionar, sin hablar de, sin mencionar
İtalyancasenza parlare di
Rusçaне говоря́ уже́ о
Arapçaنَاهِيكَ عَن, هٰذَا عَدَا عَنْ
Felemenkçeom nog maar te zwijgen van
Portekizcesem falar de
İsveççeför att inte tala om
Lehçeco dopiero, nie mówiąc już o, nie mówiąc o, nie wspominając już o, nie wspominając o
Ukraynacaне ка́жучи вже про
Çekçenemluvě
Rumencedarămite
Macarcanem is beszélve
İbraniceשֶׁלֹּא לְדַבֵּר עַל
Dancafor ikke at nævne, for ikke at tale om
Norveççefor ikke å snakke om
Slovakçanehovoriac o
Galceheb sôn am
İrlandacagan trácht ar
İzlandacahvað þá heldur

Eş & Zıt Anlamlılar

Eş anlamlılar
say nothing of
to say nothing of
let alone

Örnek Cümleler

Bahsetmemek en iyisi.
It's best not to mention that.
Sonra imkânsız olur...
Not to mention the shame.
Planından bahsetmemeyi başardı.
She managed not to mention her plan.
O bira bile içmez, bırak viskiyi.
He doesn't even drink beer, not to mention whiskey.
Jane hem keman hemde gitar çalabilir.
Jane can play the violin, not to mention the guitar.
Jane gitarın yanı sıra keman çalabilir.
Jane can play the violin, not to mention the guitar.
Eve Online'dan bahsetmeye bile gerek yok.
Not to mention Eve Online.
İngilizcenin yanı sıra Almanca da konuşur.
He speaks German, not to mention English.
O, Amerika şöyle dursun, Avrupa'ya gitmedi.
He has been to Europe, not to mention America.
Michael hem İngilizce hem de Japonca konuşur.
Michael speaks Japanese, not to mention English.
İngilizcenin yanı sıra İspanyolca da konuşur.
She speaks Spanish, not to mention English.
İspanyolca dışında İngilizce de konuşabiliyor.
He can speak Spanish, not to mention English.