O doyumsuz. 🔊
She's insatiable. 🔊
O açgözlüdür. 🔊
He's insatiable. 🔊
Tom'un doyumsuz bir iştahı vardır. 🔊
Tom has an insatiable appetite. 🔊
Doymaz bir merak var, bence bu pek çođumuzda var. 🔊
There's this insatiable curiosity, and I think most of us have it. 🔊
Dan'ın şiddete karşı doymak bilmeyen bir iştahı vardı. 🔊
Dan had an insatiable appetite towards violence. 🔊
Devletlerin doymak bilmeyen bir kontrol iţtahý vardýr. 🔊
Governments have insatiable desire to control. 🔊
Etrafımızdaki her şey enerjiye karşı doyumsuz, çünkü enerji çok ucuz 🔊
But, everywhere around us we have insatiable use for energy because it's so cheap. 🔊
Sami, Leyla'yı yönlendiren tatmin edilemez hırstan tamamen habersizdi. 🔊
Sami was completely unaware of the insatiable greed driving Layla. 🔊
Michalo Lituanus, Kefe'yi "kanımızı içen doyumsuz ve kanunsuz bir uçurum" olarak tanımladı. 🔊
Michalo Lituanus described Caffa as "an insatiable and lawless abyss, drinking our blood." 🔊
Ridgway'in hayatında yer almış çoğu kadına göre, onun doymak bilmeyen bir cinsel arzusu vardı. 🔊
According to women in his life, Ridgway had an insatiable sexual appetite. 🔊